3’üncü Olağan Kadın Konferansı Sonuç Bildirgesi

HDP 3’üncü Olağan Kadın Konferansını “Özgürlükte Israrlı, Mücadelede Kararlıyız” şiarıyla 18-19 Ocak’ta Ankara’da gerçekleştirdik. Bölgemizde ve ülkemizde yaşanan olağanüstü gelişmeler, halkların ve kadınların demokrasi ve özgürlük mücadelesini de olağanüstü kıldı. Böylesi olağanüstü zamanlar konferansımızın önemini de bir kat daha artırdı. Bizler bu süreçte; konferansımızı, birleşik kadın mücadelesini büyütme kararlılığı ve coşkusuyla tamamladık.

Ülkenin dört bir tarafından 300 delegenin katıldığı konferansımız, kadın ve özgürlük mücadelesi düşmanı AKP-MHP devletinin güdümünde bir uluslararası komployla Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i ve Silopi’de katledilen Seve, Fatma ve Pakize şahsında dünyanın dört bir yanında kadın özgürlük mücadelesinde ölümsüzleşen ve direnen tüm kadınları, bugünleri onların mücadelesine borçlu olduğumuz bilinciyle saygıyla selamlar.

Konferansımız Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak şahsında rehin tutulan bütün seçilmişlerimizi ve arkadaşlarımızı özlemle, sevgiyle selamlar.

Konferansımız Türkiye ve Kürdistan'ın her bir noktasında erkek-devletin bütün saldırılarına karşı sokakları, alanları dolduran, kadın özgürlük mücadelesini büyüten bütün kadınları selamlar. Dünya ölçeğinde ağır bir kriz yaşayan erkek egemen kapitalist sistem, halklara ve kadınlara karşı büyük bir hegemonik ekonomik, siyasal, kültürel vb. savaş açmış bulunmaktadır.

Rojava’dan Şili’ye, Hindistan’dan, İran’a, Sudan’a kadar, dünyanın pek çok bölgesinde kadınlar, ezilenler ve sömürülenler bu saldırganlığa karşı ayaktadır. Kadınları açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, şiddete, taciz ve tecavüze, her düzlemde teslimiyete, iradesizleşmeye, kendi olmamaya, dilsizleşmeye, siyaset dışı kalmaya, hükmedilmeye, sömürüye, ekolojik yıkıma; özcesi yaşarken ölmeye mahkum etmeye çalışan bu çok yönlü saldırı karşısında bizler, kadın demek yaşam demektir diyoruz. Kadınların demokratik ve özgür yaşamı koruma ve var kılma mücadelesinin etkin bir parçası olarak bu parçalı enternasyonal mücadeleyi, daha birbiriyle bakışan daha birleşik bir mücadele haline getirme perspektifiyle kadın enternasyonal ağını kurmayı önümüze koyuyoruz.

Bölgemiz ve ülkemiz ölümcül bir savaş ikliminin kuşatması altındadır. Konferansımız hegemonya mücadelesi içine giren küresel sermaye ile statükocu bölge diktatörlüklerinin aslında kadınlara baskı, zulüm, şiddet, katliam, erkek devlet tahakkümü ve savaştan başka bir şey vaat etmediğini tespit etmiştir. Aslında çözüm alternatiflerinden biri hemen yanı başımızda IŞİD barbarlığını ve emperyal bölge güçlerini yenen ve onlara rağmen kadın devrimiyle, kadın anayasası, kadın meclisleri, kadın akademileri ve öz savunma güçleriyle erkek egemen toplumu dönüştürmeyi en temel hedef haline getiren Rojava modelindedir.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de derinleşen neo-liberal ekonomi politikalarının krizi sonucunda kadın işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği ve geleceksizliği artmıştır. İşsizliğin sebebini kadınların çalışmasında gören iktidar; anne, eş kodlarıyla erkeği önceleyerek, kadını bütün üretim alanlarından, kamusal alandan tasfiye etmektedir. Lütuf gibi uyguladığı sosyal politikalarla, kadınları erkeğe, devlete bağlamakta ve açlık sınırında da altında yaşamaya mahkum etmektedir. Çaresizlik, belirsizlik kadınlar olarak umudumuzu çalmakta, kendi topraklarımızda bizi yaşayamaz, üretemez, gülemez, hayal kuramaz hale getirmektedir. İntihar eden her kadının sorumlusu iktidar ve bu düzendir. Bu kapsamda HDP Kadın Meclisleri, ataerkil-ekonomik krize ve kadın yoksulluğuna karşı, kadın istihdamından, kadınların ev-içi görünmeyen emeğine, kadın dayanışma ağlarına kadar çok çeşitli alanlarda mücadeleyi esas alır.

Türkiye, erkek-devlet şiddetiyle dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Kadınlar olarak öldürülmediğimiz, cinsel şiddet de dahil şiddetin her biçimine maruz bırakılmadığımız gün yok. Şule, Ceren, Emine, Gülistan, Rabia, Hande ve binlerce kadın, erkek-devlet eliyle katledilen kadınlar. Yine siyasi iklimden beslenen nefret suçları sonucunda LGBTİ+’lar da ağır şiddet altında her gün katledilmektedirler. AKP-MHP erkek iktidarı ve onun eliyle kurulan erkek ittifakı kadınları katletmeyi olağanlaştırdığı gibi, tekelleştirdiği yargıyla, cezasızlık sistemiyle kadına ve LGBTİ+’lara yönelik şiddete ve cinayetlere çanak tutmaktadır. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın uygulanmaması, kazanılmış hak olan nafaka hakkının elden alınmak istenmesini ve çocuk istismarcılarına af yasasını asla kabul etmiyoruz. Bu kapsamda, bütün kadın kurumları ve en geniş kadın ağlarıyla erkek iktidarın yaşam hakkımız ve kazanımlarımıza yönelik saldırılarına karşı sürdürdüğümüz mücadeleyi sokakta, işte, parlamentoda sürdürmenin sözünü yineliyoruz.

Kürdistan’da erkek şiddetinin yanı sıra, özel savaş politikalarıyla kadınlar, genç kadınlar birebir hedef alınmaktadır. Mardin, Bingöl ve Dersim’de devlet teşvikiyle kolluk güçlerinin dahil olduğu cinsel şiddet, istismar, para karşılığı cinsel ilişkiye zorlama hadiselerinde de bu özel savaş politikalarını net bir biçimde görüyoruz. Kürt kadınlarına bu politikalarla yaşam alanı bırakmadığı gibi, “küçük saraycıklar” biçiminde kendini inşa eden kayyum modeliyle kadın bütün dayanışma ağılarına yok edercesine saldırmak, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet hakkımız kriminalize etmektedir. Eş başkanlık modeliyle partimizin tüm kurullarında uyguladığımız eşit temsiliyet mor çizgimizdir. Bizler "Kadın Partisi" olma iddiamızdan tek bir adım dahi geri adım atmayacak, tüm Türkiye ve Ortadoğu'da uygulanmasının teşvikçisi olacağız.

Türkiye'de barışın tesisi ve demokratikleşme konusunda kilit rol oynayan, halklara, kadınlara demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşam perspektifi sunarak özellikle kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine etkin katılmasının yolunu açan Sayın Abdullah Öcalan, 21 yıldır özel bir politikanın yürütüldüğü İmralı Cezaevi sisteminde mutlak tecrit koşullarında tutulmaktadır. Son olarak Leyla Güven’in açlık grevi direnişi şahsında gelişen ve biz kadınların, beyaz tülbentli annelerin öncülüğünde büyüttüğü mücadeleyle tecrit bir süreliğine kısmen kırılsa da, iktidardaki mevcut faşist savaş koalisyonu mutlak tecridi tekrar uygulamaya koymuştur. Sayın Öcalan’dan dışarıya ulaşabilen sınırlı birkaç mesajın kadınlara, bütün demokrasi güçlerine, halklara umut ve cesaret verme, Ortadoğu savaş kaosu içinde yol gösterme potansiyeline hep birlikte tanıklık ettik. Konferansımız tecride karşı mücadeleyi tekçi, cinsiyetçi, milliyetçi şiddet politikalarına karşı mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak görmekte, tecridi kırmayı temel bir hedef olarak önüne koymaktadır.

Genç kadınlar, kadın ve gençlik kimliğinin bileşkesi olduğundan iktidarın iki kere hedefidir. Bu sebeple, "evlenmiyorlar" diye yakınmakta, baba abi eş sevgili kimlikleriyle de kadınların yaşam hakkını gasp etmeyi hedeflemekte, üniversitelerde, liselerde genç kadınlar cinsiyetçi eğitimin hedefi  kılmaktadır. Sibel Ünli örneğinde gördüğümüz gibi "Yaşanmaya değer bir hayatım yok" diyerek cebinde 1 lirayla genç kadınlar intihara sürükleniyor.

Bütün bu politikaların yanında Kürdistan'da işgal politikalarının bir devamı olarak, devletin kolluk güçleri tarafından genç kadınlar, ajanlaştırılmaya, tecavüz politikalarıyla kadın özgürlük çizgisinden vazgeçirilmeye çalışılmakta, vazgeçmeyenler ise gözaltılar ve tutuklamalar ile yıldırılmaya çalışılmaktadır.

Genç Kadın Meclisleri olarak saldırılar karşısındaki direnişimizin öneminden hareketle, özel savaş politikalarını da boşa çıkaracak biçimde; üniversitede, lisede, fabrikalarda, genç kadınların olduğu her alanda daha güçlü bir biçimde genç kadın meclislerimizi kuracağımızın iddia ve kararlılığındayız.

Yeryüzünün her bir noktasında, yeryüzünün bütün dilleriyle, her biçimde, kendi özgünlüğünde kadınlar direniyor. Kadın devrimiyle Rojava'da kendini kurarken, Las Tesis dansıyla kendi bedeni üzerindeki her bir göze, kontrole inat "Suçlu sensin, tecavüzcü sensin!" diye haykırıyor. Bizler HDP'li kadınlar olarak konferansımızda tartışıp birçok karar açığa çıkardığımız gibi Türkiye ve Kürdistan'ın her bir noktasında bu ağır kuşatmanın altında nasıl mücadele edeceğimizi ve "var olmaktan" asla vazgeçmeden direnişimizi nasıl büyüteceğimizi pratikte göstereceğiz. Kadın özgürlük mücadelemizi yok etmek isteyenlere karşı "kadın partisi" olma iddiamızı her geçen gün büyüterek, AKP-MHP erkek bloğunu ve erkek ittifakını bir bir çözüyoruz.

Bizler daha da büyüyor, birleşiyor, Türkiye ve Kürdistan başta olmak üzere Ortadoğu ve tüm yeryüzünde bir kadın enternasyonal ağı kurmayı her geçen gün daha da somutlarken; onlar bölündükçe bölünüyor, ayrıştıkça ayrışıyorlar. Bir kere daha bütün iddia ve kararlığımızla yineliyoruz; 2019 direniş yılımızdı, 2020 biz kadınların zafer yılı olacak.

Sonuç olarak; konferans delegasyonumuz, yeni dönem mücadelemizin ana hatlarını belirleyip aşağıdaki kararları almıştır:

·         Kadına yönelik erkek ve devlet şiddetine karşı mücadeleyi yükseltme,

·         Kayyım, işgal, sömürge siyasetine karşı kazanımlarımızı koruma ve mücadeleyi büyütme,

·         Kadın siyaset akademisi ve kadın hafıza merkezinin oluşturulması,

·         Enternasyonal kadın dayanışma ağının kurulması,

·         Tecrit uygulamalarına karşı sürekli mücadele kararlılığı,

·         Kadın tutsaklara özgürlük kampanyalarını örgütleme,

·         Kadın bütçesini oluşturma,

·         Kadın yoksulluğuna karşı politikalar oluşturma ve çözümler geliştirme,

·         Ekoloji mücadelesini büyütme,

·         Göçmen ve mülteci kadınlarla dayanışmayı büyütme,

·         Parti içi erkek egemenliğe karşı kararlı bir mücadele ve kadın ilkelerini etkili kılma,

·         Genç Kadın Meclislerinin kurulması.  

 

HDP Kadın Meclisi
21 Ocak 2020