Avcılar’da Yaşanan Linç Girişim(ler)i ve Sürgün Politikaları Üzerine…

Pürtelaş, Ülker, Eryaman’da yaşanan transfobik linç ve sürgün politikası bu kez de Avcılar’da hayata geçirildi. 15 transın evlerinin basılması ve gözaltına alınmalarıyla başlayan olaylar, “mahalle sakinlerinin” transların evlerinin önünde ateş yakıp linç girişiminde bulunmaları ile dehşet verici boyutlara ulaştı. 6 Ekim Cumartesi akşamı toplanan transfobik güruhtan; “Defolun buradan dönmeler!” , “Namus için öldürür, canımızı veririz!” sloganları yükseliyordu. Polisin müdahale etmek bir yana, grupla birlikte baklava yiyip, şakalaşması bu linç girişiminin emniyetle işbirliğinde yürütülmüş olabileceği sorusunu akıllara getirdi.

Olayı duyar duymaz Avcılar’a yola çıkan LGBT aktivistlerinin, HDK Avcılar Meclisi’nin, Avcılar’da ikamet eden birçok kişinin ve sosyal medya üzerinden yaratılan kamuoyunun desteği ile linç girişimi önlenebildi. Olayın ardından LGBT örgütleri ve Avcılar’da transfobik linç girişimine maruz kalan translar linç girişimini gerçekleştirenler ile sessiz kalan polis ve kışkırtan Kanaltürk Televizyonu hakkında suç duyurusunda bulundu. Grubun her cumartesi toplanacağını belirtmesi üzerine, 13 Ekim Cumartesi günü de İstanbul LGBT Derneği öncülüğünde LGBT örgütleri, HDK Avcılar Meclisi ve Avcılar’da ikamet eden birçok kişi transların yaşadığı siteye gitti. Polisin yoğun önlemler aldığı sitede bu sefer herhangi bir gösteri gerçekleştirilmedi; ancak transların sosyal alanlardan dışlanarak sürgüne zorlanmaya çalışıldığı apaçık ortadaydı.

Toplumsal linç politikalarının yapamadığını Avcılar Kaymakamlığı yaptı ve transların evlerini fuhuş yapıldığı iddiasıyla herhangi bir delil olmadan mühürledi. HDK milletvekili Sebahat Tuncel’in verdiği soru önergesi ve kaymakamlığa açılan dava sonuç vermedi.

Linç ve sürgünler transların yeni karşılaştıkları uygulamalar değil. 12 Eylül döneminde translar işkenceden geçirildi, kamyonetlere doldurularak şehir dışına atıldı. Ve yine yakın zamanlarda Ülker Sokak’tan, Eryaman’dan atılmaya çalışıldı/atıldı. İnsanı bir meta olarak gören bu hetero-patriyarkal kapitalist sistem; ihtiyaçları doğrultusunda birçok kişiyi kimi zaman baskı ve zor yoluyla kimi zaman daha “steril” ikna yollarıyla göçe zorluyor. Toplumsal hiyerarşi içerisinde en diplerde yer alan translar ise bu politikaların doğrudan ve kolay hedefleri halinde. Kentlerin “değerli” yerlerinden sürülen, misafir geldiğinde arka odaya kilitlenen istenmeyen çocuk muamelesi gören translar; kurmaya çalıştıkları her yaşam alanında benzer uygulamalarla karşılaşıyor. Bir yer değerlenmeye başladığında ve/veya değerli hale getirilmeye çalışıldığında ilk yapılan oradan transları kovmak oluyor.

Kentsel dönüşüm süreçlerinin ve soylulaştırma projelerinin hız kazandığı bu günlerde bu tarz linç girişimlerini daha çok göreceğiz gibi. Yaşadığı mekanın öznelerinden biri değilmiş gibi davranılan translar, o mekanın esas özneleri kabul edilen “mahalle sakinleri” tarafından istenmediğinde bu istememe hali çoğu zaman çok doğal karşılanıyor. Çünkü ne de olsa ar, namus, ahlak, aile var. Kendini bilmez bir avuç ucube nasıl olur da temiz ailelerin yanında oturabilir ki? Ailenin, milli ve manevi değerlerin korunması gerek ki sistem kendisini sürekli yeniden üretebilsin. Oysaki nasıl oluyor da birileri korunması gereken asli özneler oluyor da birileri istenmeyenler haline geliyor sorusu sorulduğunda bütün temel çelişkileri ile hetero-patriyarkal kapitalist düzen ve onun ürettiği özneler deşifre oluyor.

Avcılar’da yaşanan olaylar dayanışma ile atlatılmış gibi gözüküyor. Ancak; transları öldürmenin cezalandırılmadığı, insan kategorisinin heteroseksüel, laik, burjuva, Sünni, Türk erkekler dışında herkesi dışlayarak kurulduğu bu coğrafyada yeni bir linç girişimi ile karşılaşmamız şaşırtıcı olacaktır. İnşa edilen bu ablukaya karşı dayanışma ağlarını kuvvetlendirmenin gerekli olduğu aşikar. Bütün ezilenlerin sesi, birleşme noktası olmaya aday HDK’nin üreteceği transfobi ve homofobi karşıtı bir politika ve LGBT hareketi iler kuracağı dayanışma bağları makro ölçekte topyekun bir dönüşümü sağlama mikro ölçekte de linç girişimlerinin önüne geçme potansiyeline sahip. Heteroseksizme karşı mücadeleyi temel gündemlerinden biri olarak ilan eden HDK; pratikte de LGBT mücadelesinin yanında olacaktır. Avcılar’da yaşananların tekrar etmemesi ortaklaşa mücadele ile mümkün!