Taşdemir: Biz kadınlar kirli savaş planlarının, işgal ve yayılmacı politikaların bir parçası olmayacağız

Taşdemir: Biz kadınlar kirli savaş planlarının, işgal ve yayılmacı politikaların bir parçası olmayacağız

Kadın Meclisi Sözcümüz Dilan Dirayet Taşdemir ve kadın milletvekillerimiz, Meclis'te düzenledikleri basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Milletvekilleri adına konuşan Taşdemir, şu ifadeleri kullandı:

Bildiğiniz gibi Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal girişimi var. Buna karşılık HDP Kadın Meclisi ve HDP Meclis Kadın Grubu olarak görüşlerimizi paylaşmak üzere buradayız. 

AKP hükümetinin ne zaman oyları düşerse, tek başına iktidar olamama ihtimali yükselirse, ekonomi kötüye giderse, dış politika çökerse, ülke içinde ve ülke dışında çatışma, kaos, savaş ve emperyal politikalarına hız veriyor.

İçeride ürettiği düşmanlık yetmiyor, düşmanlığı sınır dışına taşıyor

Sadece şiddet, baskı ve kaostan beslenen bu iktidar, özellikle 2011 yılından bu yana Suriye’de açığa çıkan savaşın bir parçası olarak aynı zamanda bir savaş hükümeti olmaya da devam etmektedir. İçeride ürettiği düşmanlık, saldırganlık yetmeyince, bu şiddet ve düşmanlığı ülke dışına, sınır komşularına ithal ediyor ve oralarda yeni yıkımlara girişiyor.

IŞİD’in güçlenmesi hükümetin politikalarından bağımsız değil

2011 yılında başlayan ve özellikle 2014’ten sonra ciddi boyutlara ulaşan Suriye’deki savaşın, ülkenin yıkımının, milyonlarca insanın topraklarını terk ederek göç yollarına düşmesinin esas aktörlerinden biri, tüm dünyanın kabul ettiği gibi, AKP hükümeti ve onun savaş politikalarıdır. Yine tarihte bütün kötülüklerin, barbarlıkların toplamı olan ve 21. yüzyıl vahşetinin simgesi olan IŞİD’in açığa çıkması ve güçlenmesi de AKP hükümeti sorumludur, onun politikalarından bağımsız değildir.

Türkiye halklarının alın teri savaş siyasetine harcandı 

Bu savaş politikası elbette sadece sınır dışında değil, ülke içerisinde de büyük bedellere mal olmuştur. En basitinden Türkiye halklarının alın teri, vergileri ve boğazlarından çalınan lokmaları bu savaş siyasetine harcanmıştır. Halklar bunun hesabını sorunca da hiç çekinmeden ‘mermi fiyatları’ gösterilmiştir. 

Çocuklar nefret ve savaş diliyle büyüyor

Ayrıca savaş sadece ekonomik çöküntü değil aynı zamanda sosyal toplumsal çöküşe de sebep olmaktadır. Giderek artan nefret suçları ve cinayetleri, linç girişimleri, kadın cinayetleri, toplumsal çürüme, halklar arasında nefretin artmasına da yol açmaktadır. Çocuklar bu nefret ve savaş diliyle büyüyor.

AKP hükümeti, savaş, çatışma ve şiddet siyasetinde ısrar ediyor 

Bugün, 8 yıl süren, büyük yıkımlara, tarihsel insani dramlara neden olan Suriye savaşı, Rojava halkının öncülüğünde, bütün dünyanın, korkunun yansıra nefretle andığı, IŞİD barbar çetelerinin yenilgiye uğratılmasıyla Ortadoğu ve dünya halkları nefes almış,  kısmı bir istikrara ve geleceği öngörebilme noktasına gelebilmiştir. Fakat 8 yıllık Suriye savaşına müdahil olmanın, Ortadoğu’da istikrasızlığı körüklemenin, büyük insanlık dramlarına sebep olmanın ve bununla ülke içinde büyük siyasi ve ekonomik kriz yaratmanın hesabını henüz vermeyen AKP hükümeti, savaş, çatışma ve şiddet siyasetinde ısrarcı olmaya devam etmektedir.

Yeminli Kürt düşmanlığı politikası savaşa sürüklüyor

İktidar ortağı MHP ile birlikte, ‘Yeminli Kürt Düşmanlığı’ politikasıyla, bu politikanın açığa çıkardığı büyük ekonomik krize, ekonomik yıkıma rağmen, tıpkı Afrin işgalinde olduğu gibi, ülkeyi yeniden ve doğrudan bir savaş ortamına sürüklemektedir.

Ender güvenli bölgelere saldırı planlanıyor

AKP iktidarının Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye topraklarına yönelik hazırlandığı bu savaşın ne anlama geldiğini herkesin iyi görmesi gerekmektedir. Öncelikle, ilk elden saldırmayı düşündüğü yerler Grê Sipî ve Serekaniye bölgeleridir. Bu bölgeler tıpkı Afrin gibi, Kuzey ve Doğu Suriye’nin mayınlardan temizlenmiş, savaştan kaçan insanların sığındığı en güvenli ve halkın normal bir yaşam sürmeye çalıştığı ender bölgelerdendir.  

Sanki ülke büyük bir tehlike içinde algısı yaratılıyor

Savaş tamtamlarıyla, kamuflaj elbiseleriyle, sanki ülke büyük bir tehlike içindeymiş gibi bir algı yaratılıyor. Fakat bütün bu savaş hezeyanları, orada, Suriye’de yıllardır dili, kültürü inkâr edilen, ezilen halkların canı pahasına koruduğu, küçük bir bölgedir.

Bir twit ile dize gelenler halklara karşı zalimleşiyor

Uluslararası güçlere gıkı çıkmayanlar, bir twit ile dize gelenler, Saray politikalarını bunların attığı twitlere göre dizayn edenler, mazlum halklar söz konusu olunca böbürleniyorlar ve bu halklara karşı zalimleşiyorlar.

Daha önce de söylediğimiz gibi, bu bölgelerden Türkiye topraklarına bir çakıl taşı dahi atılmadığı gibi, tam da IŞİD, Nusra gibi onlarca vahşi çeteye karşı Türkiye’nin de güvenliğini sağlayan bölgelerdir. AKP iktidarı bu bölgelere saldırarak ve saldırı alanlarını genişleterek buraları, orada yaşayan halkın başına yıkmaya, halkları yerinden etmeye, soykırım ve katliam tehdidine açık hale getirmeye girişmektedir.

ÖSO’nün Afrin ve daha öncesinde işlediği insanlık suçları ortada

Suriye’nin toprak bütünlüğü deniliyor. Suriye’den biriktirdiği savaş artıkları yani IŞİD’in sakalı kesilmiş, üniforma giydirilmiş hali olan ÖSO’ya milli ordu diyerek yine Suriye topraklarına saldırtmaktadır. ÖSO’nun Afrin ve daha öncesinde işlediği insanlık suçları ortadadır.

Hala Afrin’de insanların evini gasp ederek yerleşmiş, kadın ve kız çocuklarına dönük savaş suçları işlemekte, her gün basına düşen videolarla Afrin halkına yaptığı zulüm dünya kamuoyunun gözü önünde cereyan etmektedir. Afrin’e dönen vatandaşlar kendi evlerini geri almak için bu çetelere varını yoğunu vermek zorunda kalmaktadır. AKP’nin savaşa gerekçe yaptığı IŞİD ile mücadele tam bir manipülasyon ve aldatmacadır.

Yine iktidarın bu savaşın gerekçesi olarak öne sürdüğü IŞİD ile mücadele ise tam anlamıyla bir manipülasyon, bir aldatmacadır. Zira IŞİD yıllarca yanı başımızda 21’inci yüzyılın en büyük insanlık suçlarını işlerken, binlerce Ezidi kadınları köle pazarlarında satarken, Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da yüzlerce yurttaşımızı katlederken, ve herkesin şahit olduğu onlarca vahşi suç işlerken, bunlarla mücadele etmek bir yana, elleri kollarını sallayarak sınırları kendi yol geçen hanı gibi kullanıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, çarşaf çarşaf fotoğraf göstererek, savaş ve işgal hedeflerinin sadece birkaç bölgeyle sınırlı olmadığını, Kürtlerin öncülüğünde Kuzey ve Doğu Suriye halklarının büyük bedel ve direnişlerle barbar çetelerden temizlediği birçok bölgeyi yangın yerine çevireceğini açıkça dile getirmiştir.

Amaç Kürtlerin kazanımlarını yok etmek, demografik yapıyı değiştirmektir

Elbette buradaki amaç Kürt halkının büyük bedellerle elde ettiği kazanımlarını hazmedemeyerek bu kazanımları yok etmek, Kürtlerin statü talebini reddetmek ve buradaki demografik yapıyı değiştirmeye ve burada bir selefi kemeri oluşturma dönüktür. Bu her şeyden önce, tıpkı Cumhurbaşkanının İsrail’in genişleme politikaları için söylediği gibi, bir savaş ve insanlık suçudur. AKP şimdi Türkiye halklarını bu savaş ve insanlık suçuna ortak etmek istemektedir.

Kürtler Ortadoğu’da 40 milyon nüfusu olan, bu topraklarda bin yıllardır yaşayan, başka bir yerden gelmemiş buranın en eski, en kadim yerli halklarından biridir. Etrafındaki halklarla barış içinde yaşayan ve verdiği mücadele ile insanlık değerlerinin, özgür bir yaşamın yolunu açan ve bu yönüyle tüm haklara umut olan bir mücadelenin sahibi olan bir halktır.

Bu işgal girişimi IŞİD’e alan açacak

Kürtlere, Rojava şahsında Kuzey ve Doğu Suriye topraklarına, yönelik bir saldırı ve işgal girişimi; 2014’ten bu yana, halkların IŞİD’e karşı savaşta büyük bedellerle elde ettiği kazanımlarını sıfırlayacak, Suriye ve Ortadoğu’da var olan belirsizlikleri ciddi anlamda artıracak, yeni yeni normalleşmeye başlayan süreci sil başa alacak bir darbe girişimi olacaktır.  Bunun yanı sıra; IŞİD barbarlığına alan açarak bu çeteleri tekrar hortlatacak bir süreç olacaktır.

Suriye’de yeni anayasa süreci de baltalanacak

Aynı zamanda Suriye’de halkaların da söz sahibi olabileceği yeni bir anayasa yapılma sürecini de ciddi anlamda baltalayacak, hatta durduracak bir sürece yol açacaktır.  Kısacası 8 yıl boyunca savaşla boğuşan ve kısmen istikrar ve güvene kavuşan bu bölgeyi sil baştan savaş ve çatışma ortamına döndürerek Irak ve Afganistan gibi sürekli savaşın, ölümün ve yıkımın olduğu bir ülke haline getirecektir.

Türkiye on binlerce radikal IŞİD teröristi ile başbaşa kalacak

Bu savaştan sadece Kuzey ve Doğu Suriye halkları etkilenmeyeceği gibi bu savaşın bir kazananı da olmayacaktır. AKP’nin savaşa politikalarına mahkûm ettiği Türkiye halkları, gencecik evlatlarını kaybedecek, daha büyük ekonomik ve siyasi krizlere maruz kalacak, savaşın giderleri ekmeğe, elektriğe zam olarak bindirilecek, halk ekmek bulamadığında karşısına mermi fiyatı dikilecek ve en önemlisi de on binlerce radikal IŞİD teröristi ve yüzbinlerce mülteci ile baş başa bırakılacaktır.

Bu savaş AKP’nin iktidarda ömrünü uzatmak için ülkenin on yıllarını alacak 

AKP bu savaşı; kendi çöküşünü, ekonomik krizi, ekonomisi tümüyle batmış, iflas etmiş ülkelerde ancak olabilecek günlük-düzenli zam yağmurunu, çöken ve sadece silah alımlarıyla yürütülmeye çalışılan uluslararası diplomasiyi, faşizmle tıkanmış ülkeye yönetememe halini bir savaşla perdelemek, görünmez kılmak istemektedir. Bu, içte çöken politikalarını savaş ve gelecek cenazeler üzerinden örtbas etme planıdır.  Yani bu savaş kısa süreli bir çatışma değil, AKP’nin sırf iktidarda ömrünü uzatmak için ülkenin on yılları alacak bir çöküşe götürecektir.

Türkiye halkları bugün bu savaşa karşı çıkarak geleceğine sahip çıkmak zorundadır. Eğer gerçekten ‘evlatlar ölmesin, anaların yüreği yanmasın’ istenmiyorsa içi yana yana savaşa evet değil, gönül rahatlığıyla savaşa hayır denilmesi gerekir. Uluslararası kamuoyunda hiçbir kabul edilirliği olmayan bu savaş girişiminin Türkiye halkları açısından da hiçbir kabul edilebilirliği ve gerekçesi olamaz.

Çünkü Türkiye halkları için esas tehlike, esas tehdit Kürtler ve Suriye halkları değil, AKP’nin ömrünü uzatmak için ülke içindekine benzer, ülke dışına dönük saldırı ve savaş politikalarıdır.  Bu savaş politikaları Türkiye halklarının yoksulluk, işsizlik, sömürü sorunlarına çözüm olmayacak, tam tersine bu sorunları daha da derinleştirecek bir politikadır.

Savaşa Hayır demek anayasal haktır

Bizler HDP olarak, HDP Kadın Meclisi ve kadınlar olarak bu savaş, işgal ve yayılmacı politikalara hayır diyoruz ve bütün Türkiye halklarını, anayasal bir hak olan savaşa hayır deme hakkını kullanmaya çağrı yapıyoruz.

Kadınların öncülük ettiği Rojava devrimi ve özgür yaşam modeli dünyada hayranlık uyandırıyor

Buradaki esas çağrımız da kadınlaradır. Türkiye, Ortadoğu ve dünyadaki tüm kadınları 21.yüzyılda IŞİD barbarlığını sadece görmedi, ayrıca bu barbarlığın vahşetine maruz kaldı. Köle pazarlarında satılan kadınları, onlarca çetenin tecavüzüne uğrayan kız çocuklarını, gözleri önünde cayır cayır yakılan evlatlarını gördü. Erkek egemen zihniyetin ürünü, kadın düşmanı olan bu barbarlığa karşı kadınların topraklarını korumak için ödediği ağır bedelleri gördü. Bu barbarlığı yenilgiye uğratarak kadın özgürlükçü, demokratik ve eşit bir yaşamın önünü açanın kadınlar olduğunu gördü. Kadınların öncülük ettiği Rojava devrimi, özgür yaşam modeli dünyanın dört bir yanında hayranlık uyandırıp takdir ediliyor. Bu modelden kimse tedirgin olmuyor aksine Ortadoğu coğrafyası için bir çözüm modeli olarak kabul ediliyor.

Rojava halkların bir arada eşit yaşadığı, kadın özgürlükçü bu modeli farklı bir şekilde sunmaya çalışan, terörize edenler sadece diktatörlük hevesinde olanlardır. Bu modeli kriminaze ederek kendi savaş politikalarına zemin arayanlardır.

Kadın kazanımları saldırıların hedefinde olacak

Kadın özgürlükçü bu model Ortadoğu’nun aydınlık yüzünü, kadınların var olma, değiştirme ve kazanma gücünü gösteriyor. Şimdi savaş siyasetiyle asıl saldırılara hedef olacak olan bu kadın kazanımlarıdır. Dolayısıyla biz kadınlar bu savaşa bu yüzden karşıyız.

Çünkü bugün bu savaş girişimi ile Kuzey ve doğu Suriye halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler ve bölgenin yerli diğer bütün halklarıyla birlikte esas olarak kadınlar yerinden edilme, savaş suçlarına maruz kalmaya, soykırım ve katliam tehdidi altındadır. Yine biz kadınlar biliyoruz ki, savaşa, silaha harcanan bütçeler bugüne kadar kadınlara, çocuklara harcansaydı, kadın ve çocukları erkek şiddetinden korumaya harcansaydı her gün kadınlar öldürülemezdi.

Biz kadınlar kirli savaş planlarının, işgal politikalarının parçası olmayacağız   

Dünyadaki bütün savaşlar göstermiştir ki savaşın bedelini savaş kararı alanlar değil,  başta kadınlar olmak üzere yoksul halkın ödediğidir. Dolayısıyla biz kadınlar kirli savaş planlarının, işgal ve yayılmacı politikaların bir parçası olmayacağız ve buna dur demeye devam edeceğiz. Savaş hiçbir zaman, hiçbir coğrafyada çözüm olmadı. Çözüm halkların, kadınların dahil olduğu eşit ve özgür bir yaşamdır. Bugün ülkenin ihtiyacı sınır ötesi operasyonlar, savaş ve işgaller değil sınır içi normalleşme, adalet, demokrasi, toplumsal barış talebidir.

Simon de Beauvoir’ın Fransa’nın Cezayir işgaline karşı bildiride söylediği gibi: “Ordunun, silahın gücü ırkçı bir egemenlik aracı olarak kullanıldığında bunu kesinlikle reddetmek gerekir. Bu ihanet olarak yaftalayacaksa bile kutsal bir görevdir." HDP Kadın Meclisi olarak, Tüm Türkiye, Ortadoğu ve dünya halklarını bu kutsal görevi yani temel bir insan hakkı olan Savaşa Hayır diyerek Barış Hakkını sahiplenmeye ve bu talebi yükseltmeye çağrı yapıyoruz.

9 Ekim 2019