OHAL Komisyonu'nun sebep olduğu hak ihlallerine ilişkin verdiğimiz ancak AKP oylarıyla reddedilen önergemiz

Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun sebep olduğu hak ihlallerinin tespit edilmesi ve bu ihlallere ilişkin çözümler üretilmesi amacıyla TBMM'ye Kocaeli Milletvekilimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından sunulan araştırma önergesi AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Söz konusu önerge şöyle:

GEREKÇE

Bilindiği üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalayan ülke yurttaşları başvuru yolunun yetersiz ve etkisiz olması halinde iç hukuk yollarını tüketmek zorunda değildir. Başvuru yolunun yeterli olması söz konusu başvuru yoluna gidildiğinde bu konuda ihlal iddiasına ilişkin her yönüyle bir inceleme yapılabilmesini ve ilgili yolda ihlalin giderilmesinin mümkün olmasını ifade eder. Bu açıdan bakıldığında, OHAL Komisyonu uyuşmazlığı tüm yönleriyle çözmeyeceği için yeterli bir yol olarak görülemez. Başvuru yolunun etkili olması ise bir yolun başvurucu lehine sonuç garantisi vermese de sistemin bütünü içerisinde ihlalin meydana gelmesini veya sürmesini engelleyebilmesini, eğer ihlal ortaya çıkmış ise başvurucuya uygun veya yeterli bir çarenin sunulabilmesini ve başvurucunun bunun devam etmesini engelleyebilmesini ifade eder.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin anılan komisyonu başlangıçta etkili bir mekanizma olarak görmüş olması da bu gerçeği değiştirmemektedir. Çünkü uluslararası mahkeme otonom kavramlar doktrini ışığında Olağanüstü Hal  Komisyonunun verdiği kararların sözleşmede yer alan ilklere uygunluğunu sürekli olarak gözlemlemektedir. Devletin ulusal takdir marjı ve ulusal yetkisine müdahale etmeme ve  ikincillik ilkesine saygının bir sonucu olarak etkili olarak görülen bu yolun halihazırda Mahkemenin yerleşmiş standartlarına aykırı bir mecrada ilerlediği ise tüm açıklığıyla ortadadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendisine başvurulmadan önce ulusal idari ve yargısal mekanizmaların tüketilmesi koşulunu mutlak olarak anlamamakta ve bu mekanizmaların gerçekten etkin ve etkili olmasını aramaktadır. Diğer bir deyişle bu mekanizmaların etkin olup olmadığını kendi içinde bağımsız olarak değerlendirmemekte ve bu yollar etkin ve etkili olamadığına karar verilmesi durumunda iç hukuk yollarının tüketilmesine gerek olmaksızın yapılan başvuruyu kabul edilebilir nitelikte bulabilmektedir.

AİHM, OHAL Komisyonu’nun kurulmasının ardından bu komisyonu tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak görmüş olmasına karşın, bu durum anılan komisyonun temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddialarına karşı gerçekten adil bir süreç işletilip işletmediğinin denetlenmesi çabası içine girmemektedir.. Bu da ister istemez adaletin gecikmesine yol açmaktadır.

T.C. Anayasa’nın 121. maddesinin göndermesiyle Olağanüstü Hâl Kanunu’nda öngörülen tedbirleri sınırlı bir içerikle anlamak ve dar yorumlamak zorlanarak da olsa anlaşılabilir bir durumdur.[NK1]  Ne var ki OHAL Komisyonu böylesi bir yorum sürecine bile gereksinim duymamakta ve OHAL döneminde alınan kararları tescil eden bir yapı görünümü çizmektedir.

Anayasa’nın 121. maddesi, olağanüstü hâllerde temel hak sınırlamalarının ve Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin “Olağanüstü Hal Kanunu” ile alınabileceğini açıkça belirtmiştir. Bununla birlikte nayasanın bu açık hükmünü, olağanüstü hâl durumlarının ağır sonuçlarının öngörülebilir ve denetlenebilir olması; karmaşa içinde göz ardı edilmemesi amacı doğrultusunda yorumlamak akla yakın durmaktadır. Aksi durumda OHAL dönemlerinde tüm yasama faaliyetleri OHAL ile ilişkilendirilebilir, OHAL’in zorunlu kıldığı ile kılmadığı tedbirler arasında bir ayrım yapabilme imkânı ortadan kalkar. Bunun, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve hukuk devleti ilkesine riayet bakımından ciddi sorunlara yol açacağı söylenebilir.

Öncelikle farklı mesleklerden yüzbinlerce kamu çalışanı, akademisyen, öğretmen, doktor, hemşire, basın mensubu, mühendis, yargı mensubu, din adamı, işçi, STK çalışanı, asker, polis, öğrenci ve daha onlarca farklı meslekten insanların yanında yüzlerce dernek, vakıf, sendika, özel sağlık kurumu, özel öğretim kurumu, federasyon, konfederasyon, medya kuruluşu, resmî gazetelerde yayınlanan KHK’larla kapatılmış veya birçok özel kuruluş da atanan kayyumlar vasıtası ile hükümetin denetimine alınmıştır. Resmî Gazetelerde yayınlanan çarşaf listelerle bu kadar çok kişi ve kurumu tüm dünyaya darbeci/terörist ilan edilerek kapatıp/mağdur eden hükümet, AB’den gelen baskılarla kurmak zorunda kaldığı, OHAL komisyonu’nun “hak ihlali” kararlarını, muhataplarına özel, “gizli” duyuru yaparak, açık hak ihlaline uğrayan, kişilerin ve kurumların onurlarını incitmeye devam etmiştir. Ancak bunun komisyonun en az endişe verici uygulaması olduğu da söylenebilir.

OHAL Komisyonu, Avrupa Konseyinden gelen görüşme davetine kadar, başvurulara ilişkin kararlarının  % 3 oranında hak ihlali ile sonuçlandığı yolunda açıklamalar yapmakta ve bu mağduriyetin giderilmesi için gerekli olan işlemlerin hayata geçirildiğini ifade etmekte idi.in giderilmesi yönünde karar vermekte idi. Ancak, Avrupa Konsey’inden gelen görüşme talepleri sonrası, bu oranın % 7,5’a çıkarıldığını Türkiye kamuoyuna duyurarak keyfiliğin düzeyini ortaya koymuştur.  Öte yandan komisyondan binlerce mağdura ulaşan “red” kararlarının gerekçelerinin incelenmesi ve de OHAL /KHK mağdurları arasında yapılan bilimsel araştırmalardan elde edilen veriler ışığında, komisyonun gerçekte “hukuki değil”, tamamen, AKP hükümetinin belirlediği “siyasi kriterlerine” göre hareket ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. İncelemelerimize göre Komisyonun, mağdurların haklarını iade taleplerini “reddetme” gerekçeleri oldukça aklın ve duygunun sınırlarını zorlamaktadır.. Bu noktada hatırlatmak isteriz ki aşağıda sıralanan gerekçelerin birçoğu, hükümetin, sonradan darbe/terör örgütü ile ilişkilendirdiği; ancak faaliyet gösterdikleri dönemde tamamen yasal olarak kurulan, yasal olarak faaliyet yürüten ve de hükümet tarafından faaliyetleri gözetim ve denetim altında tutulan ticari veya gönüllü faaliyette bulunan kurumlarla üye /müşteri ilişkisi kuran şahıslarının eylemlerinin, sonradan “terör” veya “teröre maddi destek faaliyeti” olarak kategorize edilmesi ile alakalıdır. Kamudan ihraç edilme ve Komisyon değerlendirmesinde red kararı verilmesine ilişkin bazı gerekçeler; kapatılan Bank Asya'da hesabı bulunmak / bankadan kredi almış olmak; haberleşme içeriklerine bakılmaksızın WhatsApp benzeri, ByLock isimli, kriptolu iletişim programını kullanmak; hükümet izni ve onayı ile yasal olarak kurulmuş ve faaliyet yürütmüş sendikaların üyesi olmak Aktif Sen gibi)); KESK üyesi olmak, yasal yayın yapan gazete/dergilerin abonesi olmak; savcılıkta/mahkemede açık davası/soruşturması bulunmak; mağdurların çalıştıkları kurumda kim tarafından yazıldığı bilinmeyen kişilerce ilgili mağdur hakkında komisyona olumsuz kurum kanaatinin bildirilmesi; kapatılan sosyal yardım derneklerine/vakıflarına geçmişte bağışta bulunmuş olmak; yasal olarak kurulmuş derneklerde üye/yönetici olmak; yasal olarak kurulmuş ve faaliyet yürütmüş olan ticari/eğitim kurumlarda bir süre çalışmış olmak; sosyal çevrede “HDPli” olarak bilinmek; sosyal çevrede “FETÖ’cü” olarak bilinmek; istihbarat örgütünce ortaya konan bazı fişleme listelerinde adları bulunmak; yakınları Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticisi olmak/ çalıştığı kurumda HDP ye yakın olarak bilinmesi; HDP ve yasal diğer kurum kuruluşların legal etkinliklerine katılmak; Eğitim-Sen’lilerin bir günlük barışa destek eylemine katılmak; “Bu Suça Ortak Olmayacağız!” adlı bildiriye imza atan Barış Akademisyenlerinden olmak; grubu içerisinde yasal olarak ticari faaliyet yürütmüş olan bazı sigorta şirketlerinden sigorta yaptırmak; delil yetersizliğinden" beraat etmiş olmak (CMK 223/2-e); sonradan Fetullahçı terör örgütü ile ilişkilendirilen birtakım internet sitelerini ziyaret etmek; sonradan, FETÖ ile ilişkilendirilen birtakım şirketlerden alış-veriş yapmış olmak; çocuğunu KHK ile kapatılan özel okullara geçmişte göndermiş olmak/bu okulların taksitlerini ödemek; KHK ile kapatılmış olan okullarda geçmişte okumuş olmak /mezun olmak; çocuklarını kapatılan dershanelere göndermiş olmak/bu dershanelere ücret ödemek; kapatılan dershanelerden eğitim almak; KHK ile kapatılmış hastanelerde muayene olmak; birtakım otellerde kalarak tatilini geçirmek; gizli tanık ifadesiyle hakkında ihbar bulunmak; ihraç olan kişilerle veya onlarla ilişkili kişilerle, avukatlarıyla dahil görüşmek/telefon etmek; işe giriş sınavlarını yapan heyetin örgüt üyeliğinden tutuklu olması; mahkeme dosyalarına yansıyan ve kişi hakkında olumsuz istihbarat olmasa da yakınları hakkında legal faaliyetler ve bazı kurumlarda SGK kaydı sebebiyle olumsuz gelen güvenlik soruşturması kurum raporları; herhangi bir görüşme olmasa bile ankesörlü telefonlardan aranmış olmak ve makul şüpheler gibi hedefteki şahıslar hakkında, gerçekten bir terör örgütü üyesi olarak, şüpheye mahal bırakmaksızın, hükme varılmasını oldukça şaibeli kılacak garip gerekçeler kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinden beraat ve takipsizlik alanlara ya da hakkında hiç soruşturma olmayan yurttaşlara yukarıda anılan sebepler gerekçe gösterilerek red cevabı verilmektedir. Ayrıca daha öncesinde ihraç edilme tarihine göre başvuruların değerlendirileceği belirtilmesine rağmen açıklanan sonuçlar sıralamaya kesinlikle uyulmadığını göstermektedir.

Başvuruların değerlendirilmesi sürecini teknik olarak incelediğimizde hedefler, ilkeler ve prosedürlerin başvurucuların ve Türkiye kamuoyunun güvenini açıkça zedeleyecek nitelikte ciddiyetten uzak olduğu anlaşılmaktadır. Komisyon başkanının ‘değerlendirmelerimiz bittikten sonra iade sayısı % 15’leri bulacaktır’ sözü, bazı değerlendirme sonuçlarının adeta önceden belli olduğunu ve bekletildiğini, objektiflikten uzak bir değerlendirme yapıldığını kişilere ilişkin kimi kararların başka başvuruculara gönderilerek duygusal travmalara yol açtıklarını ve özensiz bir sürecin işletildiğini, evrensel hukuk normlarından uzak olacak bir mekanizmanın yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak  OHAL Komisyonu, bir yandan mağdurların hukuka bir an önce erişimini engellemekte hatta adaletin tesisini geciktirerek filli cezalandırma mekanizması haline gelmekte diğer yandan da AB ve Türkiye kamuoyunubir şeyler yapılıyor görüntüsü altındaoyalamaktadır. Öte yandan Komisyon, sürekli gözlenen bir kurum olarak OHAL’in devam ettiği yönünde bir siyasal iklim oluşturmaya hizmet ederek demokrasinin yeşermesinin önünde bir engel oluşturmaktadır. .

OHAL KHK’kararları ve ekli listeleri kapsamında temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri süren başvurucuların bu kararnamelere karşı etkin ve etkili bir başvuru imkânı bulunmamaktadır. OHAL Komisyonu’nun hayata geçirilmiş olması da bu gerçeği değiştirmektedir. Anılan Komisyonun yapısı ve kurulduğu günden beri verdiği kararların istatistiksel  dökümüne bakıldığındave değerlendirmelerde temel alınan kriterlerin yetersizliği de dikkate alındığında “komisyonun fiili bir cezalandırma aracına dönüştüğü yargısı haklı çıkmaktadır. 23 Ocak 2017’de kurulmasına karar verilen komisyonun kuruluşunüzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen (iki yıl içerisinde komisyonun başvuruları karara bağlayacağı sözü verilmişti) şu ana kadar 125 bin başvurunun 42 bini incelenebilmiştir. Bu incelemeler sonucunda olumsuz karar alan yurttaşların başvuruları için adres gösterilen Ankara İdare Mahkemelerinden ise bir karar çıkabilmiş değildir. Görülmektedir ki insanların iç hukuk yollarını tüketmeleri gerektiği zorunluluğu daha ilk adımda defacto bir şekilde engellenmektedir.

6 Aralık 2018