Kürtçe'nin varlığının sistematik bir şekilde ortadan kaldırıldığı iddialarının araştırılmasına ilişkin önergemiz

Kürtçe'nin varlığının sistematik bir şekilde ortadan kaldırıldığı iddialarının araştırılmasına ilişkin önergemiz

Van Milletvekilimiz Muazzez Orhan'ın Meclis Başkanlığına sunduğu AKP, MHP ve İyi Parti oylarıyla reddedilen araştırma önergesi:

Kürtçe Orta Doğu’nun ve ülkemizin kadim dillerinden biridir. Hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında milyonlarca kişinin anadili olan Kürtçe’nin tanınması, geliştirilmesi ve yayılması insan onuruna duyulan saygının gereğidir. Türkiye tarihinde dönem dönem tanınan dönem dönemde yok sayılan Kürtçe dilinin varlığının tanınması ülkenin demokrasi tarihinin turnusoludur. 31 Mart seçimlerinden sonra özellikle bölge illerinde Kürtçe’nin yazılı olduğu tabela, yazıt, anıt vb. materyallerin kamu görevlileri eliyle ortadan kaldırıldığına dair haber ve duyumlar kamuoyunun bilgisine yansımaktadır. Bitlis ve Tatvan başta olmak üzere birçok belediye binasından, yol yön tabelalarından, sokak, park, mezarlık, anıt vb. isimlerinden Kürtçe yazıların söküldüğü gözlemlenmektedir. Kürtçe’nin kamu görevlileri eliyle yok edilmesi ve ortadan kaldırılması girişimi iddiaları yerel demokrasiyi ortadan kaldıran ve insan haklarına aykırı olan bir tutumdur. Ülkede yaşanan birçok soruna kaynaklık eden bu sorunlu yaklaşıma çözümlerin bulunması, sorumlulara yönelik yasal yaptırımların geliştirilmesi ve bu ihlallerin bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

GEREKÇE

Anadil hakkı tüm insanların en temel haklarındandır. Ülkemizde yaşayan milyonlarca yurttaşın anadili olan Kürtçe’nin günlük yaşamda kullanımı tüm kısıtlama ve eksikliklere rağmen yaygın bir şekilde devam etmektedir. Özellikle Van başta olmak üzere bölge illerinde halkın günlük yaşamında sokakta, çarşıda, camide, kahvede ve evde Kürtçe’nin yaygın dil olduğu bilinmektedir. Bu tarihsel ve sosyolojik var olma durumunun gereği birçok yerleşim yerinin, yönlerin, dağların, ovaların, bölgelerin adları Kürtçe’de de karşılık bulmaktadır. Bölge halkı yerleşim yerlerinin çoğunun Türkçe isimlerini bilmemektedir.  2000’li yıllara kadar bu tarihsel ve sosyolojik gerçeklik ret edilmiş ve bunun olumsuz sonuçları Türkiye tarihine acı ile kazınmıştır. 2000’li yıllarda ülkenin demokrasi güçlerinin mücadelesi ve AB sürecinin sonucu olarak Kürtçe’nin bir yayın dili olarak tanınması, haftalık radyo yayınları ile başlayan tanınma sürecini geliştirmiştir. Kürtçe basılan materyallerde yıllar itibariyle çeşitlenme görülmüş ve nihayetinde halkın vergileri ile finanse edilen bir resmi kanalda kesintisiz Kürtçe yayını başlamıştır.

Ulusal alanda bu gelişmelerin yanı sıra dijitalleşmenin sunduğu imkanlar ve yine toplumsal bir talep olarak anadil hakkı mücadelesinin sonucunda Kürtçe; birçok ülkede yayın dili, basım dili veya günlük dil olarak kullanılmaktadır. Milyonların kullandığı bir dilin kısıtlanması, kamu binalarının ve yerleşim yerlerinin tabelalarından sökülmesi 21. yüzyıl demokrasi ile bağdaşmadığı gibi, halkımızın huzuru ve refahını da tehdit etmektedir. 31 Mart seçimlerinden sonra kamusal alanda Kürtçe’nin görünürlüğüne ilişkin Bitlis ve Tatvan Belediyelerinde yaşanan durumun yaygınlaşması Kürtçe’nin kısıtlanmasına yönelik iddiaları pekiştirmektedir. Bu ve benzeri durumların halkımızda derin kırılmalar yarattığı görülmektedir. Kürtçe’nin yeniden yok sayılmaya başlanması milyonlarca yurttaşın anadili kullanımını kısıtlama girişimidir.

Ülkedeki Kürtler ve Kürt dili bu ülkenin bir gerçeğidir. Kürtçe için herhangi bir yasaklamanın olmadığı Cumhurbaşkanı dahil yetkililer tarafından birçok platformda ifade edildiği halde toplumsal uzlaşıyı zedeleyen bu ırkçı yaklaşımın gerekçesinin araştırılması gerektiği bilinmelidir. Kürtçe dışında herhangi dile uygulanmayan bu ayrımcı politikanın toplumsal barışı tehdit ettiği görülmelidir. Bu kapsamda Kürtçe varlığının sistematik bir şekilde ortadan kaldırıldığı iddialarının ve diğer ihlallerin araştırılması, yanısıra mağduriyetlerin giderilmesine yönelik tespitlerin ortaya konulabilmesi amacıyla bir Meclis Araştırmasıaçılmasını arz ve teklif ederiz.

20 Haziran 2019