4 Kasım 2016'da partimize yönelik gerçekleştirilen siyasi darbeye ilişkin önergemiz

4 Kasım 2016'da partimize yönelik gerçekleştirilen siyasi darbeye ilişkin önergemiz

Grup Başkanvekillerimiz Fatma Kurtulan ve Saruhan Oluç, 4 Kasım 2016 tarihinde önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın da aralarında bulunduğu 15 milletvekillimizin gözaltına alınıp tutuklanmasını TBMM gündemine taşıdı. Kurtulan ve Oluç, TBMM'ye sundukları araştırma önergesiyle tutuklu seçilmişlerin maruz kaldıkları hukuksuzlukların araştırılmasını istedi. 

4 Kasım 2016’da başlayan süreçte gözaltına alınan, tutuklanan ve yargılaması hala devam eden önceki dönem milletvekillerimizin maruz kaldıkları hukuksuzluklar,yargılanma usulleri, yargının tarafsız ve bağımsız hareket edip etmediği, adil yargılama yapılıp yapılmadığı hususlarının tüm boyutları ile araştırılması ve çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla Anayasanın 98’inci TBMM İçtüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 

GEREKÇE

4 Kasım 2016 tarihindeHDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, grup başkanvekilleri​İdris Baluken, Çağlar Demirel ve milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, İmam Taşçıer, Nursel Aydoğan, Ziya Pir, Abdullah Zeydan, Nihat Akdoğan, Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Faysal Sarıyıldız, Ferhat Encü, Leyla Birlik, Tuğba Hezerhakkında Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak ve Van Savcılıklarınca gözaltı kararı verilmiştir.Türkiye’deki mevcut yargı sistemi içerisinde farklı savcılıkların aynı anda harekete geçerek, farklı dosyalardan eş zamanlı operasyon yürütülmesini işletecek bir mekanizma olmamasına rağmen birçok ilde, milletvekillerimiz gözaltına alınmış ve sonrasında tutuklanmışlardır. Usule ve yasaya aykırı gözaltı ve tutuklama sürecinin kendisi, milletvekillerimize yönelik operasyonun hukuki değil siyasi olduğunun kanıtı olup bu süreçte hukuk devleti kavramının gerisine düşülmüş, kanun devleti olmanın temel gerekliliklerinden uzaklaşılmıştır.

Milletvekillerimizin tutukluluk hallerinin üzerinden 1097 gün geçmiştir. Bu süre zarfında 500’ün üzerinde duruşma görülmüş olup, bunların yarısı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a aittir. Geçen üç yıllık süreçte 15’i HDP’li, 2’si CHP’li olmak üzere 17 milletvekili tutuklanmıştır. Bu süreçte 27 milletvekili birden fazla defa gözaltına alınmış, 9 milletvekillinin vekilliği düşürülmüştür. HDP’nin önceki dönem milletvekillerinden 12’si halen cezaevinde tutulmaktadır.Aradan geçen üç yıl içerisine AKP ve MHP’nin hiçbir milletvekili soruşturmaya dahi gitmemiştir.Sadece bu istatistikler bile Anayasa’ya aykırı dokunulmazlık düzenlemesi ile hangi parti milletvekillerinin amaçlandığını kanıtlar niteliktedir.

Hukuk devletinde kanunlar toplum yararına soyut ve objektif yapılır. Fakat iktidar kendi siyasi çıkarları doğrultusunda hukukla, kanunlarla dilediği gibi oynamaktadır. Anayasa değişikliğinin kendisi ve o süreçteki yasalar iktidarın günlük ihtiyaç ve politikalarına göre yapılmıştır. Cumhurbaşkanı, 28 Temmuz 2015 tarihli konuşmasında “Parlamento, bence gerekli değerlendirmelerini yapmalı. Bunları dokunulmazlık zırhından arındırmak suretiyle de 'terör örgütüyle iş mi tutuyorsun, senin sırtını dayadığın yer terör örgütü mü? Bunun bedelini ödeyeceksin ve bunu ödetmeli. Yapılması gereken budur diye düşünüyorum.” ifadeleri ile 20 Mayıs 2016 da yasalaşan milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen değişikliğin Anayasa’ya aykırılığına rağmen muhalefet partilerince de desteklenmesi sonrasında yasallaşan süreçle birlikte hukukun siyasiler eli ile eğilip bükülmesinin en sarih göstergesi olmuştur.

Bu süreçle birlikte ülkede “kanun dediğin nedir ki ben yaptım ben bozarım” anlayışı ile hem Meclis hem de hukuk işlevsizleştirilmiştir. Anayasal hakların, demokrasinin ve hürriyetlerin teminatı olan hukuk, milletvekillerinin yargılama süreciyle birlikte işlevsizleştirilmiş, toplumda adalete olan güven ve hukukun güvenirliği tamamen zedelenmiştir.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına müteakiben başlayan yargılama sürecinde HDP’li milletvekilleri hakkında yargı, yürütmenin direktifleri ile adalet anlayışıyla bağdaşmayacak kararlar vermiştir.  Milletvekillerinin yargılama usulleri baştan sona hukuki dayanaktan uzak, taraflı bir şekilde yapılmaya devam ettirilmiştir.Özellikle Selahattin Demirtaş hakkında yapılan yargılama deyim yerindeyse “-mış gibi” yapılan ve prosedürü uygulamaya dönük bir yargılamaya dönüşmüştür.Sayın Demirtaşhakkındaki yargılama adeta yılan hikayesinedönüştürülmüş, Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşamaması için yargı makamları eli ile hukuk tersyüz edilmiş, AİHS ve AİHM içtihatları çiğnenmiştir.

Dokunulmazlık gibi hukuki ve anayasal kavramlar, gerçek anlamından koparılarak siyasi çıkarlara göre daraltılmış, yargı bağımsızlığının yerine keyfi uygulamalar baş göstermiş; Anayasa, kanun, kuvvetler ayrılığı gibi kavramların içi boşaltılmıştır.Hukuk hem iktidarın hem de muhalefetin güvencesidir. Hukuk her düşünceden inançtan dinden mezhepten her farklılığın teminatı olmalıdır. Ancak geldiğimiz günde hukukun üstünlüğü dönüştürülüp, üstünlerin hukuku halini almıştır.

Tüm bu gerekçelerle, tutuklu bulunan eski dönem milletvekillerinin maruz kaldıkları hukuksuzluklara dair mevcut durumun tüm boyutları ile araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılması elzemdir.

5 Kasım 2019