Yüksekdağ: Siyasetçilerin karşılaştıkları saldıralar milyonlara gözdağı vermek için

Yüksekdağ: Siyasetçilerin karşılaştıkları saldıralar milyonlara gözdağı vermek için

Önceki dönem Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ'ın Bianet'e verdiği röportaj:

Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) önceki dönem eş genel başkanlarından Figen Yüksekdağ, Kasım 2016’dan beri tutulduğu Kandıra Cezevi’nden bianet’in sorularını yanıtladı. 

"Hapishanede üç yıl hızlı geçti. Ama bu durum üç yılın, bilhassa da haksız bir tutukluluk söz konusuyken uzun olduğu gerçeğini değiştirmiyor" diyen Yüksekdağ, şunları anlattı:

"En fazla bir yıl sürmüştü"

"Koşullara direnmek insan olmanın temel özelliklerinden. Bir de kadın olunca daha fazla direnmen, enerjini yükseltmen gerektiğini biliyorsun. Bu da kadının kendisinin yarattığı bir toplumsal öğrenme deneyim biçimi havalandırmalardan, pencereden bağırarak da olsa konuşuyoruz, yazışıyoruz, sınırlı da olsa haftanın belli günleri sohbet hakkı kapsamında bir araya gelip tartışmalar, değerlendirmeler yapıyoruz; şakalaşıp gülüşüyoruz.

"Son dönemde hapishane koşullarının daha ağırlaştığını türlü gerekçelerle tecrit içinde tecrit ve cezalandırma uygulamalarının yoğunluk kazandığını da deneyimliyoruz. Siyasetçilere dönük olarak, daha özel saldırı taktikleri de geliştiriliyor. Son Selahattin Demirtaş örneği böyle bir şey.

"Evet, sağlık hakkına ulaşım tüm tutsaklar için ciddi bir sorun ama seçilmiş halk siyasetçilerine yönelik özel intikam saldırısı yönetimi olarak kullanılabiliyor. Siyasetçilerin cezaevi koşulları ve karşılaştıkları saldıralar, temsil ettikleri milyonlara gözdağı vermek, moral düşürmek amacıyla kullanılıyor. Hepimiz bütün bu özel savaş yöntemleri karşısında da direnç yükselmek durumdayız.

"Daha önce de hapislik süreçlerim olmuş ama en fazlası bir yılı bulmuştu: Şimdi üç yılı devirmiş biri olarak kendimi daha deneyimli hissediyorum ve arkadaşlara şaka yolu konuşurken, “Burada ne çok yıl devirdik diye hayıflanmaya gerek yok, yıllar bizi deviremedi ona sevinelim” diyorum.

Hapishanede bir gün

"Hapishanedeki günlük yaşamın bir kısmı rutin faaliyetler. Sayımdan önce 7:30-08 arası kalkıyoruz; kahvaltı, temizlik, günlük işler, gazete ve televizyondan ulaşabildiğimiz kadarıyla haber ve gündem takibi derken zaten günün yarısı gidiyor.

"Ayın üç haftası, haftada iki gün, iki ya da bazen üç grup halinde ortak alana çıkıyoruz. Birbirimizi dönüşümlü olarak ancak bu zamanlarda görüyoruz. Bunun dışında ikili ya da üçlü olarak ayrı kalıyoruz ve doğrudan iletişimimiz yok.

"Öğleden sonra ve akşamları ben daha çok okuma ve çalışma yapıyorum. Kimi zaman röportajlar, istenen yazılı mesajlar ve kimi zaman makaleler üzerinde çalışıyorum. Okuma ve yoğunlaşma zamanlarında süzdüklerimi parça parça yazıp biriktiriyorum bir taraftan da. Düzeni spor yapmasan zaten olmaz. Ortalama bir saat de böyle geçiyor.

"Cezaevi sürecinde hayatıma yeni giren uğraşlar da oldu. Enstrüman çalmaya başladım mesela. Hapisliğin beyni ve algıyı tekyönlüleştiren, rutinleştiren ortamına karşı çok faydası oluyor. Bazen de elişi yapıp paylaşıyoruz. Sanat ve el becerilerini geliştirmek konusunda bir iddiam olmasa da, yaptıklarımın hepsini toplayınca canlı, çok yönlü ve akıcı bir hayata dönüşüyor hapishane günlerim. Zorluklarını tolore etmenin yolu da bu zaten.

Tahliye sohbetleri

"Dışarısı özgürleşmeden bizim hapishaneden özgürleşmemiz pek olanaklı görünmüyor.  Aramızda bazen tahliye sohbetleri yapıyoruz elbette. Ama ne zaman çıkacağımıza dair değil çıkınca neler yapacağımıza dair muhabbetler oluyor genellikle. Bu da bir mahpusluk klasiği zaten. Daha çok hayal kurmaya, gülmeye, eğlenmeye, ruhen dışarıdan kopmamaya yarıyor.

"İşin politik ihtimaller tablosunu belirleyense, özgürlük ve demokrasi hareketinin gelişim düzeyi. Biz de ellerimizden geldiğince buna katkı sunmaya çalışıyoruz. Zira bu iktidar ve kurduğu zulüm düzeni yerinde durduğu müddetçe tahliye olmamız bile hapisten çıkamıyor. En doğrusu hep birlikte bu cendereden çıkma mücadelesini büyütmek.

"Cezaevi doğal olarak hareket alanımı daralttı. F tipi bir hapislik mekânında sağlıklı yaşam koşulları da yok elbette. Alışkın olduğumuz dinamik, canlı ve toplumla doğrudan etkileşim halinde bir ortama sahip değilim ama buradan manevi, siyasi, düşünsel bağ kurabiliyorum. Burda bizler yalnız bırakmayan, desteğini, sahiplenmesini diri tutan halkımızın dostlarımızın sevenlerimizin önemli payı var.

‘Siyasi yürüyüşümüzün bir durağı’

"Bir de sırtımda pişmanlıkların, yenilgilerin, hayal kırıklıklarının ya da haklılığına güven eksikliğinin yüküyle girmedim hapishaneye. Bu hepimiz için geçerli bence. Dolayısıyla daha hafif oluyor insan. Siyasi mücadele verirken, her türlü sonucunu ve bedelini göğüslemeye hazır olarak yürüdük bizler.

"Burası da siyasi yürüyüşümüzün bedeller kulvarındaki bir durak. İyi yürümeye çalıştığımız gibi iyi “durmaya” çalışıyoruz. Son seçimler sessiz çoğunluğun değişim istek ve arayışlarının yansıması oldu. Ama uzun ve dalgalı ekonomik krizin, iktidarın bitmeyen savaş politikalarının, adaletsizliğin tavan yaptığı koşulların karşısında, mevcut arayışlar, çıkış girişimleri yeterli olmuyor.

"Ancak bunlara rağmen umutsuzluğa, adalete, durumu normalize etmeye tevessül edilmemeli. Tam da bu koşullar içerisinde faşizmin ve sömürü sisteminin kırılması ve bu kırılmanın güçlü olması mümkündür. Halklarımız, kadınlar emekçiler içinse eskiyi her bakımdan aşan bir bilinç ve iradenin gelişmesi yolunda sıçrama yaşanabilir. Bugün siyasal gelişmeleri analizlerin öngörülerin, durum tespitlerinin ötesinde ele alıp, doğrudan pratik sahadan konuşmaya, hareket etmeye kuvvetle ihtiyaç var.

Röportaj: Evrim Kepenek

7 Şubat 2020