Temelli: Saldırılar HDP ile sınırlı kalmayacak cesaretle adım atma zamanı

Temelli: Saldırılar HDP ile sınırlı kalmayacak cesaretle adım atma zamanı

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli'nin Evrensel'e verdiği röportaj:

Belediyelere atanan kayyumlar, HDP eski eş genel başkanlarına yeniden tutuklama kararı ve son olarak milletvekillerine verilen cezaların Yargıtayda onanmasıyla legal siyasetin dışına itilmek istenen HDP, adeta son yerel seçimlerin faturasının çıkarıldığı parti oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Katiller parlamentoya kadar sızdı" sözlerini bile kullandığı bu süreci HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile konuştuk.

Aslında iktidarın HDP karşısında acze düştüğünü ve bunun fotoğrafını İçişleri Bakanının HDP önündeki annelerin eyleminde verdiğini belirten Temelli, HDP’nin yalnız bırakılmak istendiğini anlattı. Bu saldırıların HDP ile sınırlı kalmayacağını vurgulayan Temelli, “Bugün beklentinin altında destek olmasını anlıyoruz ama cesaretle adım atma zamanının geldiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz” dedi.

AKP yargı reform paketi taslağını MHP’nin ardından CHP’ye de sundu. Ancak HDP’ye verilmeyeceğini açıkladı Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz. Taslağa ilişkin HDP’nin tutumu nedir?

AKP siyasi teamül, nezaket bakımından yaptıklarıyla kendisini de inkar ediyor. Çünkü Meclis hukuku, yasama faaliyetlerinin nasıl yürüyeceği konusundaki teamüle aykırı bir yaklaşım söz konusu. Biz Mecliste olacağız ve yargı reformu paketi üzerindeki muhalefetimizi de yapacağız.

Taslağa baktığımızda “Dağ fare doğurdu” diyebiliriz. Gelinen aşamada yargı öyle bir hale gelmiş ki; iktidar 17 yıl sonra reform yapma ihtiyacı duyuyor. Bu, iktidarın yargı üzerindeki tahribatını gösteriyor. Açıklanan taslakta en fazla dikkat çeken şey avukatlara yeşil pasaport düzenlemesi. Ben buna karşı değilim ama Türkiye’de yargıda sorunlar deyince, acil tedbirler deyince bu mu akla geliyor? Dolayısıyla yargıdaki sorunlar noktasında beklentilerle buluşan hiçbir şey yok. İktidarın topluma yaptığı açıklamalardan sonra böyle bir paket, bir tarafıyla ciddi anlamda hayal kırıklığı bir tarafıyla da iktidarın yönetememe halinin bir başka göstergesidir. Yargıyı bu tür yaklaşımlarla yönlendirerek aslında yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını yok ediyor, ülkeye çok büyük kötülük yapıyorlar.

Yargıda reform tartışmalarının sürdüğü sırada Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklama kararı çıktı. Bu tutukluluk ne kadar sürecek?

Zaten artık bir tutukluluk halinden, yargılamadan bahsedemeyiz. Arkadaşlarımız siyasi rehine. 4 Kasım 2016 darbesi başlı başına bir hukuksuzluktur. 20 Mayıs 2016 tarihinde dokunulmazlıkların kaldırılması başlı başına bir anayasa ihlalidir. Bu zaten rejimin ne kadar yozlaştığının göstergesidir. Kürsü dokunulmazlığının yok sayılmasıdır.  Bu süreç sonrasında da devam etti ve hukuksuzluk hukuksuzluğu doğurdu. Geldiğimiz aşamada öyle bir yargı felaketiyle karşı karşıyayız ki; zaten yargılandıkları dosyanın yeniden soruşturma konusu edilmesiyle yeniden tutuklandılar. Cumhurbaşkanı çıkıp diyor ki “Bunları bırakamayız.” Cumhurbaşkanı bu cümleyi söylediği andan itibaren cumhurbaşkanlığı sorgulanabilir bir hale gelmiştir. Karşımızda bir cumhurbaşkanı değil bir parti genel başkanı var. İktidarda kalabilmek için muhaliflere karşı böyle bir zorbalığı dayatıyor.

"HDP SADECE BİR BİNA DEĞİLDİR"

Yerel seçimlerin ardından yoğunlaşan saldırılara bakınca, bu yönelimin parti kapatmaya varacağını düşünüyor musunuz?

İktidar, HDP karşısında acze düşmüş durumda. Bunun fotoğrafını İçişleri Bakanının HDP’nin Diyarbakır il binasının önüne gelmesiyle gördük. HDP demokratik siyaset konusundaki söyleminden, mücadelesinden, duruşundan taviz vermemiştir. Bunun karşısında çaresiz kalan iktidar akla hayale gelmeyecek yalan, iftira, hakaretlerle ve medyayı da buna alet ederek HDP’yi kuşatmak, sindirmek istiyor.

Parti kapatma konusu gündeme gelir mi? Gelebilir. Başka saldırılar olur mu olur? Fakat HDP sadece bir bina değildir. Kurumun kapısına kilit vurmak kapatmak anlamına gelseydi, bu zamana kadar deneyenler oldu. İktidar, HDP ile buluşmaları engellemeye, kriminalize ederek insanları bizden uzaklaştırmaya çalışıyor. Ama herkes HDP’de kenetleniyor. Bu bir particilik değil. Faşizme karşı demokrasi cephesinin güçlenmesi anlamına geliyor. Ben inanıyorum ki; yakın zamanda tersine dönecek.

Öte yandan kayyum atamalarına karşı çeşitli kesimlerden destek gelse de büyük bir tepki ortaya çıkmıyor. Zaman zaman sizlerin de eleştirileri oluyor. HDP bu süreçte kendisini yalnız hissediyor mu?

Kayyum atamalarını siyasi darbe olarak nitelendirdik ve o zamandan beri sokaktayız. 2016’ya göre önemli bir desteğin olduğunu görüyoruz. Tabii ki yeterli değil. Çünkü Türkiye’deki siyasetin değişip dönüşmesi o kadar kolay olmuyor. Bugün beklentinin altında destek olmasını anlıyoruz ama cesaretle adım atma zamanının geldiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Eğer bugün bu adım atılmazsa, bu saldırı HDP ile sınırlı kalmayacak. Bu sadece HDP’ye yönelik bir saldırı olarak anlaşılmamalı. Tüm demokratik siyaset alanlarına bir saldırı söz konusu. Diyarbakır, Van, Mardin’de kayyum varsa Türkiye’nin her yerinde kayyum vardır. Siz Diyarbakır’a sessiz kalırsanız İstanbul’da belediyeyi yönetemezsiniz.

"YARGI PAKETİNDE TALEPLERİMİZ YOK"

Siyasi partiler, sendikalar ve meslek odalarına demokrasi ittifakı ve yeni anayasa konusunda ziyaretler gerçekleştirdiniz. Nasıl bir sonuca ulaştınız?

Ziyaretlerimiz devam ediyor. Herkese ulaşmak istedik. Ancak randevu vermeyenler de oldu. İktidarla olan ilişkilerinden kaygılanarak randevu vermemiş olabilirler, bunu da anlıyoruz. Listemizdeki kurumların yüzde 70’i ile görüştüğümüzü söyleyebiliriz. Demokrasi ittifakı stratejimizi, neden bir arada olmamız gerektiğini anlatıyoruz. Anayasa ve yargı reformu strateji belgemiz var. Bu konuda gittiğimiz her yerde ortaklaştığımızı söyleyebilirim. AKP’nin yargı paketinde bizim taleplerimizin hiçbirinin olmadığını gördük. Mesela adil yargılanma hakkı, hasta tutsaklar, cezaevindeki çocuklar... Biz bir anayasa yazalım demiyoruz, birlikte yazalım diyoruz. 12 Eylül Anayasa’sından kurtulmadığımız sürece Türkiye demokratik bir zemine sahip olamaz. Bütün bunları yapabilmek için bir gücün açığa çıkması lazım. Bu güç aslında bir iktidar alternatifi olmalıdır. İktidara talip olurken de nasıl bir yargı, anayasa ekonomi konusunda topluma taahhütlerini sunmalıdır.

"SANDIK BİZE YAKLAŞIYOR"

Erken seçim olacağını düşünüyor musunuz?

Evet ama bir tarih veremem. İktidarın içinden de bu sesler çıkıyor, çözülmeleri izliyoruz. Davutoğlu ve Babacan’ın parti kurma çalışmalarının yanı sıra yerellerde de çözülmeleri görmek mümkün. Zaten AKP Genel Başkanının bu denli sert üslupla “hainler” demesinin nedeni, bu çözülmeyi görmüş olması. AKP artık dikiş tutmaz. Ayrıca AKP-MHP bloku zaten meşruiyet tartışması içerisinde. Neden? Bu seçimlerin hangi hile hurdalarla yapıldığını biliyoruz. Ayrıca son seçimlerde ciddi bir yenilgi yaşadılar ve son kamuoyu yoklamalarında yüzde 50’nin altına inmiş durumdalar. Ekonomik krizle birlikte sandık bize yaklaşıyor.

HDP ÖNÜNDEKİ ANNELERE ÇAĞRI

Partinizin Diyarbakır il binası önünde eylem yapan aileler hakkında iktidara eleştirilerde bulunmuştunuz. Peki ailelere bir çağrınız var mı?

Annelere diyorum ki; 1 Ekim’de Meclis açılıyor. Bu savaşın bitmesini isteyen bütün anneler Meclise gelsin. Meclis onları dinlemek zorunda. İl binamız önüne gelen anneleri anlıyorum. Bazılarının iktidar eliyle yönlendirildiği ama aslında çocuğu başka yerde olduğu ortaya çıktı. Fakat gerçekten çocuğuna kavuşmak isteyen, savaşın bitmesini isteyen aileler de var. Ayrıca Cumartesi Anneleri, barış anneleri, şehit aileleri var. Fakat savaşı devlet bitirecek. 10 yıllardır savaş sürüyor, on binlerce insan yitirdik. Einstein’ın bir sözü var, “Aynı deneyi yapıp farklı sonuç elde etmek isteyenlere aptal denir” diyor. Hiç mi akıllıca çözüm üretemiyoruz? Mesela Öcalan, “Ben bir haftada çözerim” diyor. En azından “Nasıl çözeceksin” diye sorun. HDP önüne herkes gelebilir. İktidarın aczini görüyorlar, savaşı bitirme mücadelemizden dolayı anneler bize geliyor.

Röportaj: Birkan Bulut

26 Eylül 2019