Temelli: 31 Mart’ın anlamı ve 31 Mart’tan sonrası

Temelli: 31 Mart’ın anlamı ve 31 Mart’tan sonrası

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli'nin PolitikArt'ta yayınlanan yazısı:

Dünya ölçeğinde demokratik siyaset alanını alabildiğince daraltmaya çalışan neoliberal sağ popülizm, bütün iktidar aygıtlarıyla yargı başta olmak üzere tüm demokratik muhalefet dinamiklerinin meşruluğunu zedelemeye çalışıyor. Diğer taraftan ‘iktidarın olduğu her yerde direniş de vardır’ ilkesini sürekli görünür kılmaya çalışan demokratik muhalefet, sömürüye, baskıya ve zora karşı hakikatin savaşında mevzi alıyor. Mevzide dünyanın balkonuna sıkıştırılmaya çalışılan işçiler ve işsizlerle birlikte tarihinin ilk sömürü biçimine karşı her gün daha fazla güçlenerek mücadele eden kadınlar; jerontokrasiyi ve nepotizmi esas alanlara karşı eşitlik, adalet ve özgürlüğün taşıyıcısı olan gençler var.

Fiziki olarak içinde yaşadığımız tek bir dünya olsa da içeride iki dünya var. Biri tahakkümün, diğeri barış ve adaletin dünyası. Bu itibarla, günümüz demokrasisi, bir taraftan hak, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütürken bir taraftan da iktidarın saldırıları altında prosedürel süreçlere indirilmek isteniyor. Demos (halk) ile kratosun (yönetimi/gücü) birleşiminden oluşan demokrasi, iktidarlar eliyle demosun iptali, kratosun yalnız başına otoriter popülist liderlerin hizmetine sunulması şeklinde kullanılmak isteniyor. Bugün Türkiye’de halkın yüzde 50’sinin kendi seçtiği belediye eşbaşkanları ile yönetilmemesi, söz konusu manipülasyonun en bariz örneklerinden biridir. Bizler tam da bu halksız demokrasi anlayışının karşısına iktidarı zorlayan ve dönüştüren; dönüştürdükçe halklaştıran ve özgürlük, eşitlik, adalet eksenlerinde yeniden kuran ‘radikal demokrasi’nin bu topraklardaki tezahürüyüz. Kısacası mücadelemiz bir bütün olarak Yeni Yaşam mücadelesidir.

Yeni Yaşam mücadelemiz açısından önemli bir eşikte bulunuyoruz. Bu eşik hem Türkiye ve Ortadoğu’nun geleceğini hem de Yeni Yaşam mücadelemizin geleceğini doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Bu eşiğin adı 31 Mart Yerel Yönetimler Seçimleridir.

‘Uğursuz’ ittifakın sonlanması

31 Mart seçimleri hem Türkiye genelinde hem de bölgede önemli sonuçların başlangıç tarihi olacak. Türkiye genelinde AKP-MHP ittifakı ve partili cumhurbaşkanlığını esas alan hükümet sisteminin meşruiyet kazanamadığı gerçekliği ile karşı karşıyayız. Bizatihi kendilerinin de belirttiği üzere 31 Mart Yerel Yönetim Seçimleri, otoriter yönetim sisteminin tekrar oylanması ve meşruiyet açığının giderilmesi anlamında önemli bir tarihe tekabül ediyor. Her ne kadar çeşitli hile ve şaibelerle 16 Nisan referandumu ile 24 Haziran seçimlerinde çoğunluğu elde ettiklerini ilan etmiş olsalar bile kendileri dahil kimsenin böylesi bir ortamda çoğunluğu almalarının yeteri kadar meşruiyet getirmediğinin farkındadır.

Bu açıdan 31 Mart’ta AKP-MHP ittifakına yaşatılacak bir yenilgi ile otoriter yönetim sisteminin mevcutta yaşadığı eksik meşruiyeti, bütün olarak meşruluk dairesinden çıkarabilecek bir dönemin kapıları aralanacak. Böylece 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinden sonra kurulan ittifakın ömrünü tamamlaması ve ittifak içindeki rant arayışlarının bir kavgaya dönüşmesi kaçınılmaz olacak. Kuşkusuz ki bu ‘uğursuz’ ittifakın sonlanması ve sonrasında yeni bir siyasal düzen arayışının başlaması, Türkiye halkları için tekliğin değil çokluğun, eril tahakkümün değil eşitliğin, baskının değil özgürlüğün gün doğumuna işaret edecek.

31 Mart Yerel Yönetim Seçimleri, Kürt halkı için ayrı bir tarihi öneme sahiptir. Bilindiği üzere 1999 yılı Yerel Yönetim Seçimlerinden bu yana Kürt halkının iradesine artarak sahip çıkması, Kürtlerin bir halk olarak görünürlüğü ve haklarını elde etmesi mücadelesine ivme kazandırdı. Yerel yönetimlerde güçlenen Kürt halkı, önce Türkiye siyasetinde ardından Ortadoğu siyasetinde daha güçlü bir aktör haline geldi. Türkiye’de demokratik ve eşitlikçi yaşamın gündelik hayatta ifadesi güçlü şekilde geliştirildi. Halkın doğrudan yönetime katılması, bireyin özneleşmesi ve ulusal kimliğini kazanarak halklar arası eşitlik fikrinin gelişmesinde yerel yönetimler dinamiği hızlandırıcı bir etki yarattı. Bu dinamiğin dönüştürücü gücünü yaşamın her alanında gören iktidar, tarihin en büyük hak gasplarından biri olan kayyumluk uygulamalarını devreye koydu. 2016 yılından itibaren 102 DBP belediyesinin 95’sına kayyum atanarak halkın öz iradesi hiçe sayıldı.

Herhangi bir yargı kararı beklenmeksizin bugüne kadar 109 belediye eşbaşkanının tutuklanması ve başkan vekilleri de dahil 26’sı kadın olmak üzere 65 arkadaşımızın şu an hala cezaevinde olması, bu iradenin tecelli etmesinin önüne geçme arayışıdır.

Zaferle çıkmak tarihsel bir görevdir

Yine kayyum atamaları, Kürt halkı nezdinde zerre-i miskal meşruiyeti olmayanların devlet gücünü kullanarak “oyun bozucu” rolü üstlenme çabasıdır. Çünkü kayyum aklı biliyor ki, Kürt halkı kendisini yönettikçe haklarını eline alacak, Türkiye sınırlarını aşarak dünya siyasetinde görünür olacak ve devletin millet-i mahkumesi olmaktan çıkarak hakikatini kendisi anlatacak. Tüm bunlardan ötürü kayyum atamaları sadece belediyeleri ele geçirme operasyonu değil, bir halkın iradesini gasp etme politikalarının ta kendisidir. Kayyumla ele geçirilmek istenen sadece belediyenin idari hizmetleri değildir. Aynı zamanda 1999 yılından bu yana öbek öbek ördüğümüz demokratik yaşamımız, asimilasyona karşı güçlü şekilde koruduğumuz anadillerimiz, devrimci dayanışmamız, yatay yönetim ilişkilerimiz, özneleşen halk gerçekliğimiz; kendi dilimiz, kültürümüz ve belleğimizdir. Bu sebeplerle, atanan kayyumların ilk hedef aldığı yerler kadın çalışmaları yapan kurumlarımız, hafıza mekânlarımız, dayanışma kültürümüz oldu. Tüm bunlar bize şu gerçekliği anlatıyor. On yıllardır Kürt halkının ve mücadelesinin yarattığı kişilik ve kültürel karakter hedef alınıyor. Kürtler, kayyumlar üzerinden kişiliksizleştirilmeye, itibarsızlaştırılmaya, hafızasızlaştırılmaya ve kimliksizleştirilmeye çalışılıyor. Onlarca yıldır mücadele ile gerçekleştirilmiş bir kimlik tasfiye edilerek asimile edilmiş, aslını inkar eden bir kimlik tahkim edilmek isteniyor.

Bölge açısından hem kayyum atanan belediyeleri geri almak hem de bölgede AKP’yi tabela partisi haline getirecek şekilde yerel yönetim seçimlerinden zaferle çıkmak tarihsel bir görev olarak önümüzde duruyor. Dolayısıyla kayyum atanmış olsun ya da olmasın bölgedeki her bir kentte demokrasi referandumu motivasyonuyla seçimlere gideceğiz. İnkar edilmek istenen varlığımıza karşı hakikatimizi savunarak demokrasi referandumundan ezici çoğunlukta oy yüzdelerine ulaşacağız. Yerel yönetim seçimlerini kazanmak tek başına AKP-MHP ittifakına bir mesaj verse de bununla yetinmeyecek, bölgedeki demokrasi referandumunda tarihin gördüğü en yüksek oyları alarak, AKP-MHP ittifakını aşarak tüm dünya kamuoyuna iletilecek mesajlar çıkaracağız.

Bu açıdan her bir arkadaşımız çalışmalarını belediye kazanmak üzerinden değil, demokrasi ve hakikat seçimlerinden zaferle çıkmak üzerinden yürütecek.

HDP olarak oyun kurucu olmanın yanında oyun bozucu güce de sahibiz. 31 Mart seçimlerinde, oyun kurucu rolümüzü oynayarak Türkiye’de ve Ortadoğu’da önemli sonuçları açığa çıkaran sonuçlar elde edeceğiz. Diğer yandan ise gerekli yerlerde oyun bozucu rolümüzü oynayarak siyasetin bu kötücül gidişatına dur diyeceğiz. Otoriterliğin son surat yürüdüğü bu felaket lokomotifinde imdat frenini çekerek Türkiye halklarına demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitliğin müjdesini vereceğiz. Bu büyük sonucu açığa çıkarabilmek için gecemizi gündüzümüze katarak çalışıyoruz. Daha önce de defaatle belirttiğimiz üzere 7/24 çalışarak bu büyük sonuca ulaşacağız. Her bir arkadaşımız da bu büyük sonuca ulaşmak ve Türkiye’yi içerisine girdiği uğursuz ittifaklar çağından, korku tünellerinden çıkarmak için büyük bir motivasyon ile tüm gözaltı, tutuklama ve baskı politikalarına karşı çalışıyor. Bu ülkede, seçimlere en hazırlıklı parti HDP’dir. Çünkü moral değerlerini rant ve koltuk pazarlıklarından değil, Türkiye halklarının özgür ve eşit geleceğine olan mutlak inancından alıyor.

AKP-MHP ittifakı koltuk taksimleri yapadursun, meşruluğunun olmadığı gerçekliğini tehdit, şantaj diliyle kapatmaya çalışsın, biz soruyu doğru bir yerden sormaya devam ediyoruz. Kentsel politikaları nasıl oluşturacağız ve kentleri halkımızla birlikte nasıl yöneteceğiz?

Bugün en ilerici siyasi hareketiz

HDP genç bir parti olsa da taşıdığı gelenek, Türkiye siyasi tarihinin en anlamlı yerel yönetim deneyimlerine sahip. Eşbaşkanlık sisteminden tutalım da demokratik-ekolojik yerel yönetimler anlayışımıza kadar her bir deneyimimiz, kentlerde özgür yaşamın ve eşit paylaşımın örneklerini sunuyor. Eksikliklerimiz, hatalarımız, yanlışlarımıza rağmen bugün Türkiye’de kentsel politika ve halkın kentini yönetmesi konusunda en ilerici siyasi hareketiz.

Merkezi yönetimin kuşatıcı ve sınırlandırıcı baskısına karşı durabilecek en önemli direnç noktalarından birinin kuşkusuz yerel yönetimler olduğu aşikârdır. Bu açıdan yerel yönetimler hem merkezin baskılarına karşı bir direniş noktası hem de yerel demokrasinin gelişmesi ile birlikte bir var olma direnci olarak önümüzde duruyor. Yerel demokrasiyi hayata geçirebilecek ve yarattığı alternatif kentsel politikalarla ‘başka bir hayat mümkün’ hakikatini yaşama zerk edecek şekilde kentsel politikalarımız hazır durumdadır. İçerisinde yaşayan her bir yurttaşın kendisini yönetime kattığı ve kentin öznesi haline geldiği kentler oluşturacağız. Halk iradesine dayalı kadın özgürlükçü, eşitlikçi, şeffaf, temsili değil kolektif üretimi, hesap verilebilirlik ilkesini ve insanın doğayla uyumunu esas alan demokratik yaşamın inşasına kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bizler katılım, çokluk ve yerinden yönetimi bir kültür haline getirmenin zorlu mücadelesini vermeye devam edeceğiz.

Karşı karşıya kaldığımız tüm engelleme ve yetersizliklere rağmen şeffaf belediyecilik, kent konseyleri ve demokratik kent platformlarının inşası, sosyal katılımcı, çok kültürlü, ucuz ve ulaşılabilir kent olanakları sunan, kaynak yaratan; Mekânsal ayrışmayı değil Mekânsal ortaklaşmayı demokratik ve eşitlikçi bir ölçü olarak gören anlayışı egemen kılma noktasında tarihte eşine az rastlanır bir mücadele yürüttük. Bu mücadelemiz elbette AKP-MHP ittifakının saldırıları karşısında diz çökecek değil, aksine mücadelemizi farklı yol ve yöntemlerle kentlerimizde radikal demokratik değerler ölçüsünde büyütmeye ve güçlendirmeye devam edeceğiz.

Bir Oy ile Yeni Yaşam’a

Yerel yönetimler, politik özgürlüğün; politik özgürlük ise bireysel özgürlüğün zeminini sağlamlaştırır. Dayanışmacı bir yaratıcılıkla birlikte insan ile doğa arasında hiyerarşik olmayan yeni bir ilişki modeli yaratmak, toplumu devletten azat etmek birinci önceliğimizdir. Doğal yaşamın reddine dönüştükçe yalnızlığın ve parçalanmaların mekânlarına dönüşen kentleri, eko-cemaatler ve eko-sistemlere uygun olarak yeniden yapılandırmak, teknolojinin tahrip eden karakterine karşı teknolojinin yaratım potansiyellerini ortaya koymak, devlete karşı yurttaş örgütleri ve halk meclislerini kurmak bizleri bu otoriter cendereden kurtarabilir. Mevcut ekolojik hareketlerin ekolojiyi sadece çevreyi koruma bilincinden ibaret gören kör ve dar algısını aşan, ekolojik hareketi, bir toplum ve bilim felsefesi, anti-hiyerarşik ve anti-otoriter bir toplum projesi, bir eylem ve yaşam tarzı olarak kurmak verili olana karşı devrimci bir müdahale olarak kabul ediyoruz.

Seçime hazırlandığımız bu günlerde başta Leyla Güven yoldaşımız olmak üzere tecride karşı açlık grevinde olan bütün yoldaşlarımızın yürüttüğü mücadeleyi kırk yıllık mücadele geleneğimizin içinde önemli ve asli bir mücadele alanı olarak görüyoruz. Seçim propaganda çalışmalarının tecride karşı gelişen haklı öfke ve yarattığı eylem dalgasını gölgede bırakmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü bu ülkeye demokrasi ve özgürlüğün gelmesinin bir koşulu yerel yönetimlerin yeniden halka devredilmesi ise ondan daha büyük olan koşul, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin derhal sonlandırılarak zindanlardaki ve dünyanın dört bir yanında bedenini ölüme yatırmış arkadaşlarımızın tekrar mücadele alanlarına dönmesini sağlamaktır.

Bu kapsamda 31 Mart seçimleri; kentlere baktığında rant görenler, halksız demokrasi diyenler, Kürt halkının iradesini hiçe sayanlara karşı yerel demokrasiyi esas alanlar, kentleri yaşanabilir Mekânlar haline getirenler; tek adamın yönetimine karşı kent halkının birlikte yönetimini yaşamsallaştıranlar arasında olacak.

“Bir Oy ile Yeni Yaşam’a” diyenler, 31 Mart’ta hem bölgenin hem de Türkiye’nin kaderini değiştirecektir. Hiç şüpheniz olmasın!

27 Şubat 2019