Kurtulan: Eşbaşkanlık toplumun tümünü etkileyecek bir sistem

Kurtulan: Eşbaşkanlık toplumun tümünü etkileyecek bir sistem

Grup Başkanvekilimiz Fatma Kurtulan'ın Yeni Yaşam Gazetesi'ne verdiği röportaj:

Diyarbakır, Mardin ve Van kentlerine atanan kayyumlara gösterilen gerekçelerden biri de eşbaşkanlık sistemiydi. AKP-MHP iktidarının gözünü bu kadar korkutan eşbaşkanlık sistemini soralım istedik. HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan, ‘Eşbaşkanlık evin içine girip aileyi düzenleyecek güce sahip, kadına dayalı bir modeldir’ diye cevap verdi.

Eşbaşkanlık sistemi son günlerde en çok gündeme gelen konulardan biri. Birçok özelliğinin yanı sıra eşbaşkanlık sisteminin bugünlerde konuşulmasının baş nedeni ise AKP iktidarının Diyarbakır, Mardin ve Van’a atadığı kayyumlara gerekçe olarak da onu göstermesi diyebiliriz. Dünyada ilk olarak Almanya’da Yeşiller Partisi’nin uyguladığı eşbaşkanlık sistemi, Türkiye’de de ilk olarak Demokratik Toplum Partisi (DTP) tarafından 2007 yılında hayata geçirildi. Peki nedir eşbaşkanlık sistemi? Neyi hedefler? İktidarın hedefi haline gelmesinin altında yatan önemi nereden kaynaklanıyor? Sözü çok uzatmadan bütün bu soruların cevaplarını almak için HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’a kulak vermek çok daha doğru olur. Çünkü Kurtulan, eşbaşkanlık sistemi ve uygulanmasıyla ilgili öyle bilgiler veriyor ki, AKP-MHP bloğunun eşbaşkanlık sistemiyle ilgili korkusu bu bilgiler ışığında açığa çıkıyor ve netlik kazanıyor.

Türkiye’de ilk olarak DTP’nin uygulamaya başladığı eşbaşkanlık sitemini BDP gibi HDP de uyguladı. Eşbaşkanlık sürecinin öncesi ve sonrasını biraz anlatabilir misiniz?

Aslında DEP, HEP, HADEP’te dahil, açılıp kapatılan bütün parti gelenekleri önemli bir kadın politikasına hep sahip oldu. Özellikle Kürt siyasi hareketinin etkilendiği bu durum, Kürt siyasi hareketinden etkilenen ve bununla açığa çıkan kitle gücü, kadınların da buralarda yer almasıyla bir düzey kazandı. Kadınların artık parti binalarına gelir gider oluşları ve bu mekanları kullanıyor oluşları sadece sıradan bir ziyaret değil, gitgide özerk bir örgütlü güce dönüşme ihtiyacını da açığa çıkarmıştı. Aslında biz önce yüzde 25 kadın kotasıyla başlamış, eşitlikçi bir kadın temsiliyetinin mekanizmalarında yer alması için mücadele verdik.

Daha sonra yüzde 25 kadın kotası yüzde 40’lara çıktı ve en sonunda da eşit temsiliyete evrildi. Daha çok kadın kotası uygulayarak kadın temsiliyetinin mücadelesini verme durumumuz artık bir yerden sonra yetmez bir duruma gelmişti. Kadınlar olarak bunu biraz tartışınca, kadın kolları tarzı örgüt modelini, kadın meclisi tarzına çıkarma ihtiyacı doğdu. Kadın kolları örgütlenme modelini daha yatay bir örgütlenme modeline çevirmiştik. Kadına dayalı bir yönetim şeklini, daha çok kadının öncülüğünü yapacağı bir örgütlenme modelini hep tartışır olmuştuk zaten. Sonrasında Türkiye kadın hareketinin deneyimleri ve Kürt kadın hareketinin deneyimleri bir araya geldiğinde de eşbaşkanlık sisteminin ihtiyaç olarak önümüzde durduğunu fark ettik. Siyasi partiler yasasında bunun tabii ki karşılığı yoktu. Fakat fiiliyatta biz bunu uygulayan bir duruma geldik. Ama çok sıkıntılar yaşandı bu gelişmenin karşısında.

Eşbaşkanlık kararınızdan sonra nasıl gelişmeler ya da tepkiler oldu?

Eşbaşkanlığı kadın olarak, başkanlığı ise erkek olarak gören durumla her zaman karşı karşıya kaldık. Böyle bir yaklaşım oldu. Eşbaşkanlık sistemi çok büyük bir emek deneyiminden sonra açığa çıktı. Burada Sayın Öcalan’ın hakkını da teslim etmek lazım. Onun özellikle de bu konuyla ilgili görüşleri ile kadın hareketlerinin deneyimleri bir araya gelince kadının aslında toplum adına önemli bir kazanımı oldu eşbaşkanlık. Bir idari yönetim olarak toplumun demokratikleşmesinde iki cinsin eşit temsiliyetini sağlayarak, demokratik bir modeli açığa çıkarma adına önemliydi. Ve bunun öncülüğünü de kadının yapıyor olması gerçekten çok anlamlı oldu.

Eşbaşkanlık sistemini biraz açar mısınız, nedir tam olarak eşbaşkanlık?

Biz kadınlar bu durumu şöyle ele aldık her zaman; eşbaşkanlık sadece şekilsel olarak kadının da karar mekanizmalarında yer almasından ibaret değil. Kadınla erkeğin eşit temsiliyetinin yanı sıra demokratik yönetimlerin kendisiyle birlikte tüm yönetim mekanizmalarını harekete geçiren, kararları ortak alan, ortak hayata geçiren, bunun yatay örgütlenme modelini oluşturan ve toplumun dinamiklerini karar süreçlerine katarak bir hizmet açığa çıkarmayı hedefleyen bir durumdur eşbaşkanlık sistemi. Hem kendimizi hem erkeği ve hem de toplumu ikna etmekte elbette zorlanılan bir durum oldu.

Eşbaşkanlık sistemini siyasi partiler yasasında eş genel başkanlık olarak mevzuata geçirdiniz. Yerel yönetimlerde sağlanamamasının nedeni ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Siyasi partiler mevzuatında eşbaşkanlık evet sadece eş genel başkanlık düzeyinde var. Biz belediyelerde ilçe ve il belediye başkanlıklarında eşbaşkanlığı fiiliyatta uyguluyoruz ama yasada bunun karşılığı yok. O nedenle de seçileni devlet muhatap alıyor ama bu bizim artık vazgeçilmezimiz olduğu için fiili olarak uygulamaya devam edeceğiz.

Kürt illerindeki belediyelere kayyumların atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İçinde de bizzat yer aldığım için net olarak söyleyebilirim ki, onlar için belediyeler bariz olarak birer rant alanı. Bir şirket gibi görülüyor belediyeler. Belediye başkanı bu şirketin sahibi, orda çalışan herkes de belediye başkanı ile yandaşlarına hizmet etmekle mükellef. Mantık bu. Aslında tek adam sisteminin çok iyi bir pratiği olarak yerel yönetimler baz alınmış, topluma böyle bir sistem yerleştirilmiş. Mesela dikkat edin, ebaşkanlığın olmadığı yerel yönetimlerde tüm belediye başkanları hep ‘ben’li konuşur. Bütün cümleleri ‘ben’ diye başlar. ‘Benim belediyem’, ‘Benim ilçem’, ‘Benim ilim’dir. Belediye başkanlarının üslubu bu. Zaten saraydaki mantık da öyle değil mi? Anayasayı her gün ihlal eden, kanunun dışına çıkan uygulamalar nedendir? O ‘ben’ duygusudur. Ben sahibiyim olgusu. Herkesin, toplumun sahibi olarak kendisini görmek duygusunun izdüşümü aslında yerel yönetimlerdir. Halkla, halk meclisleriyle, yerel dinamiklerle o yerleşim yerinin taşlarını birlikte belirlemeyen, birlikte üretmeyen, birlikte dönüştürmeyen bir hizmet anlayışı belediyeleri rant alanına çeviriyor.

2016’da bölgedeki hemen bütün belediyelere kayyum atanmıştı, son yerel seçimlerde HDP geri aldı aynı belediyeleri. HDP’nin yerel yönetim anlayışını ele alırsak, neler söyleyebilirsiniz?

HDP alternatif bir belediyecilik iddiasıyla seçimleri kazanıyor. Eşbaşkanlık sistemiyle, kadın ile erkeğin eşit yönettiği, meclisini doğru çalıştırdığı bir sisteme oy istedi. Kadını gözeten, kadın dostu kentleri oluşturma vaatleriyle giriyor seçimlere ve oy istiyor. Bu vaatler erkeklerde de kadınlarda da karşılığını buluyor. Kadınlara alo şiddet hattı, danışma merkezleri, kadın sığınma evleri kuruyor. Hem çocuklara hem kadınlara yönelik birçok alanda eşitlik temelinde oluşturacağı mekanları, o kentin fizibilitesini çıkarırken mutlaka bu çalışmalara öncelik vererek yapıyor. Toplum da buna teveccüh gösteriyor nihayetinde ve en çok onay gören projelerimiz de kadın ve çocuklara yönelik projelerimizdir.

Eşbaşkanlık sistemi nerede duruyor bu uygulamaları baz aldığımızda?

Tabii ki tam da temelinde duruyor eşbaşkanlık. Eşitliğe, demokratik yapılaşmaya, her farklılığın kendisini var etmesine, geleceğini kurmasına, ortak bir yaşama katkı sunmasına oy veriyor insanlar, bunu tercih ediyor. Herkes eşitçe, kardeşçe, yan yana durarak, birbirinin gelişimine saygı duyarak, katkı sunarak var edilen bir belediye istiyor. Böyle bir kentte huzur bulacağını düşünüyor. Bizim seçimlerdeki propagandamız bu çalışmalardır. Biz kimseyi işe alacağız ya da ekonomik vaatler, yardım paketleri, altın vererek vs. seçim çalışması asla yürütmüyoruz, yürütmedik. HDP’nin en büyük farkı eşitliğe dayalı, hizmete dayalı, kadın çalışmalarına dayalı özgürlükçü bir belediyecilik yaratma hedefidir. Bu nedenle bu kadar saldırı oluyor.

Bize saldırılması hem bu alternatif belediyecilik yanı sıra Kürdün kendi kendini yönetmesine, Kürtlerin gücünü ve iradesini açığa çıkarmasına yöneliktir. HDP belediyeciliğinin ortaya çıkardığı gerçekten de yeni bir modeldir. Bu model sadece bir binanın içinde süren bir durum değil, kapalı bir binanın içindeki idari bir yapı da değil bu. Bu toplumun tüm dinamiklerini etkileyecek, evin içinde bile aile yaşamını düzenleyecek bir modeldir. Yansımaları var. Kız çocuklarının dışarı çıkması, kamuya karışması, sosyal alanlara çıkması, okuması vs. çok daha kolay oluyor. Özgüven gelişiyor bu modelle. Eşit yaşam dediğimiz eşyaşam dediğimiz yaşamın her alanındadır. Senin kentin bu modeli uyguluyor, senin belediyen uyguluyor ve bu durum evinizin içine yansıyor. Orada bulunduğun temas ettiğin siyasi yapılara yansıyor. Hakikaten eşbaşkanlık çok hayati bir modeldir. Bu yeni bir sistemdir ve toplumun tümünü etkileyen bir pozisyona doğru gidince, bunların hepsi bir araya gelince devletin müdahalesine maruz kalıyor.

Eşbaşkanlık sistemini kadın ve erkeğin eşit temsiliyetinden daha ileri bir yere taşıdınız ve bir yaşam modeli haline getirdiniz…

Elbette ki şöyle bir haksızlık da yapmamak lazım. DBP’nin geleneğinden gelen partiler başlattı eşbaşkanlık sistemini. Bütün bunların bir toplamı olarak da HDP kendisini bir kadın partisi olarak tanımlıyor, hatta bu HDP’nin vazgeçilmezidir. Her anlamda tüm karar organlarında eşit temsiliyeti yaratmakla birlikte aynı zamanda tüm yerellerde de toplumun her kesiminden kadın kitlesiyle birlikte toplumu da değiştirme, dönüştürmeyi hedefleyen bir seyir içerisinde. Bileşimlerimizden bazılarında da eşbaşkanlık sistemi var. Kimi emek örgütlerinde, sivil toplum örgütlerinde eşbaşkanlık oluşmuş. Hatta bizim mücadelemizin dışında olan bazı kurumlarda da eşbaşkanlık sistemi oluşmuş, duyuyoruz. Türkiye’nin de artık olmazsa olmaz demesi gereken yer burası. Eşbaşkanlık sistemi toplumu tekçilikten kurtarmayı hedefler. Erkeğe dayalı, tekçiliğe dayalı bir yönetim şeklini reddeder, kadınla birlikte kadının hedeflediği bir yönetim anlayışı var burada. Bu model Türkiye’nin de aslında tek adam rejimine alternatif diyebileceğimiz bir modeldir. Eğer sadece Kürtlerin yaşadığı alanlarda değil, toplumun bulunduğu her alanda eşbaşkanlık sistemi kurulursa, Türkiye’de sarayın penceresinden, topluma üstten bakan anlayış ve onların da birer izdüşümü olan kayyumlar biter, hiçbir etkileri kalmaz.

Eşbaşkanlık sisteminin evlerin içine kadar girdiğini söylediniz. Bunu biraz daha açar mısınız?

Evet, inanın yaşamın tüm alanlarına nüfus eden bir sistem eşbaşkanlık. Eşbaşkanlık sadece kadınla erkeğin birlikte ve yan yana oturması durumu değil tabii ki, HDP’de böyle algılamıyor. Bu sistem yani eşitlikçi yaşam mantığı aile içine giriyor, çocukların toplumsal cinsiyet normlarından arındırılarak büyümelerine katkı sunuyor. Eşbaşkanlık insanın doğa üzerindeki tahakkümünü de reddeder. Mesela bu hükümet neden bu kadar doğaya düşman? Çünkü tahakküm kültüründen geliyor. Erkeğin doğaya tahakkümünü şu anki iktidar üzerinden yaşıyoruz. Oysa doğanın her alanı, suların, ormanların, derelerin özgürce akması ve yaşaması kadın yönetiminin esasını teşkil eder. Bu anlamda eşbaşkanlık mantığı ve zihniyetini toplumun her alanına yaymalıyız. Bunun yaratacağı eşitlikçi ilişkilerle toplum çok daha güzelleşecek ve daha özgür olacak.

Sadece kadınlardan oluşan bir sistem de olmaz

Eşbaşkanlık kararı alındıktan sonra erkeklerden, toplumdan nasıl tepkiler aldınız?

Kadın kotasında bile sorunlar yaşanmıştı. Yüzde 25’lik kadın kotasında bile biz kulisler yapıp, kongreye gitmeden önce de tüm erkek arkadaşlarla istişaresini yapmıştık. Erkekleri ve aynı zamanda bazı kadınları da ikna ederek yapmıştık bunu. Eşbaşkanlık öyle atamayla hayata geçilecek bir sistem değil. Bir gazeteci bile mikrofon uzatırken önce erkeğe uzatıyor, kadına değil. Bir yönetici bir şeyi izah ederken önce erkeği görüyor. Yani her türlü çalışmada bu böyle, önce erkek görülür ve önce erkek muhatap alınır. Ancak erkeğe ulaşılamadığı yerlerde veya erkeğin işaret ettiği yerlerde bazı kadınlara gidilir. Mesela bazı yerlerde kadın eşbaşkana ‘yenge başkan’ denildi. Eşit temsiliyet cinslerin eşit temsiliyetidir. Dolayısıyla erkeğin de temsiliyetinin olmadığı yeri eksik görüyoruz. Cinslerin eşit temsil edildiği bir duruş eşbaşkanlık. Hangi cins yoksa bunu eksik bir yönetim olarak görüyoruz. Mesela ben bir dönem örgütlenmeden sorumluyken bir ilçemizdeki kongrede adayların tamamı kadındı ve biz bunu da geri çevirdik. Yani sadece kadınlardan oluşan bir yönetim de olmaz, eşit temsiliyeti sağlamak lazım. Parti olarak eşbaşkanlığı bir yönetim şekli, bir zihniyet dönüşümü olarak ele alıyoruz. Bu bizim için hayatidir.

Röportaj: Nevin Cerav

4 Eylül 2019