Haklılığımız ve halklarımız için kazanmaktan başka seçenek tanımıyoruz

Önceki dönem Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ'ın Özgür Politika'ya verdiği röportaj:

Kandıra Cezaevi’nde rehin tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, 8 Mart’ta kadınların direniş motivasyonunun başat kaynağının zindan direnişi olduğunu belirterek, “Kadınların anını ve geleceğini belirleyecek olan, pasif savunma değil, aktif direniştir” dedi.

Yerel seçimleri bir direniş seferberliğine dönüştüreceklerini söyleyen HDP’nin önceki dönem eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, şunların altını çizdi: “Hapishanelerde topyekün direnişin yaşandığı Leyla Güven’in dışarıda bir onur, barış ve kararlılık abidesi olarak yol gösterdiği, yani karanlık kavga yolunun binlerce meşaleyle aydınlandığı bir zamanda tek seçenek kazanmaktır. Haklılığımız ve halklarımız için kazanmaktan başka seçenek tanımıyoruz.”

Yüksekdağ, AKP iktidarının siyasi soykırım operasyonları kapsamında rehin alınarak, 4 Kasım 2016’dan bu yana Kandıra Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor. Yüksekdağ, 8 Mart vesilesiyle gazetemizin yazılı sorularını yanıtladı.

Bu yıl 8 Mart, hem cezaevlerinde hem de dışarıda açlık grevi eylemleriyle karşılanıyor. Öncülüğünü Leyla Güven’in yaptığı bu direniş, 8 Mart’a nasıl bir anlam katıyor?

Öncelikle bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü dayanışma ve coşkuyla kutlarım. Milyonlarca kadın 8 Mart’a mücadele azmini ve yaratıcılığını bir basamak daha yükselterek merhaba diyor. Baharın yaşamı yenileme gücü gibi kadının da her 8 Mart’ta toplumu ve siyaseti yenileme, uyarma, uyandırma gücüne tanıklık ediyor tarih. Leyla Güven ve kadınlar öncülüğünde zindanlarda başlayan açlık grevi direnişi bu güç ve iradenin en çarpıcı ifadesidir.

Hapishanelerdeki kadın direnişi ekseninde en somut olarak şu söylenebilir sanırım. En zor, içinden çıkılmaz gibi görünen, bariz bir kilitlenmenin yaşandığı koşullarda, anın devrimci gereklerini en derinden hisseden kadın duruma el koymuş, irade boşluğunu doldurmuştur.

Sevgili Leyla Güven’in duruşunda, onu takip eden kadınların dolaysızca direnişi sahiplenme yaklaşımında bunu açıkça görürsünüz. 8 Mart böyle bir kadın netleşmesinin, iradeleşmesinin ve tarihsel öncüleşmesinin eşliğinde yaşandığı için, ruhu ve içeriği de bu direşin süreciyle belirleniyor. Dolayısıyla 8 Mart’ta yaşam ve eylem alanlarına yansıyan kadın direniş motivasyonunun başat kaynağı zindan direnişi olacaktır. Bu 8 Mart gerek kadın kurtuluş mücadelesi gerekse de toplumsal politik mücadele için kazanmaya odaklı yeni bir dönemin de açılışı görevini yerine getirecektir. Kadınların cinsel, ulusal, sınıfsal baskı ve sömürüye karşı mücadelesi ve erkek faşizme boyun eğmeyen kadın demokrasiyi güçlendirme hareketi dönemin anlamını ve ruhunu belirleyecektir.

Kadınlar baskıya, sömürüye, tacize, tecavüze ve eşitsizliğe karşı bir kez daha alanlarda taleplerini haykırıyor. Şu anki süreci göz önünde bulundurursak kadınların yaşamları nasıl baskılanıyor? Buna karşı nasıl bir politik mücadele örmek gerekiyor?

Kadınlara yönelik baskı, saldırı ve eşitsizlikler öyle bir noktaya geldi ki, güncel politik izahlar bu durumu açıklamaya yetmiyor. Özellikle de devrimci değişim ve karşı devrimci statüko güçlerinin kıyasıya çarpıştığı bizimki gibi bir coğrafyada kadına yaklaşım oldukça sert, derin anlam ve biçim taşıyor. Kadınlar kendilerine ait bir yaşam mücadelesi veriyor. Bu durum, itildikleri geri konumun da bir ifadesi. Kadının bedeni, emeği, tercihleri, konumu ve dahası duyguları, düşünceleri sistem tarafından belirleniyor. Bugün tekçi faşist rejim tarafından geliştirilen saldırıların çapı ve derinliğine bakılırsa, belirlenenin dışına çıkanlara ise köhne geçmişten devralınmış ‘cadı avı’nın versiyonları dayatılıyor.

Kitlesel kıyım düzeyine ulaşmış kadın cinayetlerine hala adli vaka muamelesi yapan, daha da kötüsü, sıradan bir adli vakadaki ceza caydırıcılığını dahi sergilemeyen bir sistemden bahsediyoruz. Kadına yönelik şiddet ve saldırılarda “Bundan daha ötesi yok” dediğimiz her aşamada, daha kötüsüne, beterine ulaşan rezil ve çürümüş bir sistem bu. Son olarak kameralar karşısında polis taciz olayı, bu çürümüşlükten, ahlaksızlıktan zerrece utanmadığı gibi savunan erk-ek faşizmin alçalmada sınır tanımadığını ve sadece kararlı bir politik mücadeleyle en azından insan olma sınırlarına çekilebileceğini gösterdi.

Bu nedenle kadınların yaşadığı anı ve geleceğini belirleme gücüne ve imkanına sahip tek yol, tekil ya da birleşik direniştir. Son dönemde bilhassa birleşik mücadele alanında kaydedilen gelişmeler elbette umut ve güven verici. 8 Mart, kadınların gücünü birleştirme ve hayatı, politikayı değiştirme hareketinde önemli bir ivme olmuştur şimdiden. Kadın bedenine, emeğine, kimliğine, kazanılmış yasal haklarına yönelik tüm saldırılara karşı ortak noktaları eksen alan ve bunun yanısıra doğrudan politik mücadelede kadın hareketinin öncü sözünü, tutumunu güçlendiren bir yönde kararlıca ilerlemek düşüyor bugün bizlere. 2019, 8 Mart’ında kadınların krize, savaşa, şiddete karşı mücadele temaları altında birleştiğini görüyoruz. Erkek- devlet, zulmü, sömürüsü, karanlığı aşılacaksa, kadınların bu birleşik ve öncü iradesiyle aşılacak.

Elbette yakın dönemdeki kadın mücadele perspektif ve hedeflerinin 8 Mart’la sınırlamamak gerekiyor. Yerel seçim arifesinde, kentin, yaşam alanlarının yönetimi süreçlerine kadınların katılımı, kendini ve kendini yönetme iradesine, bağımsızlığına sahip olabilmesi çok önemli. Birçok açıdan 8 Mart politik kampanyasıyla, yerel seçim politik kampanyası içiçedir. Bu nedenle Mart politik sathı mahallini, yerel eylem, örgütlenme ve kazanım zemini olarak görmek ve iyi değerlendirmek çok önemli. 8 Mart’ta protestonun ötesine geçip durum değiştiren, kadınlara yeni yaşam alanları açan bir politik iddiaya sahip olmak kadar önemli. Dönemin bütün özellikleri ve kadınların etrafında gittikçe daralan çember, bize daha iddialı politik hedefler belirlemeyi ve oraya yürümeyi dayatıyor. Kadınların üzerindeki baskı ve saldırıların tarihte eşi benzeri az görülür şiddette olması iddia ve kararlılığı küçültmenin aksine büyütmenin gerekçesi olabilir. Kısacası kadınların anını ve geleceğini belirleyecek olan, pasif savunma değil, aktif direniştir.

Her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti nedeniyle katlediliyor. Yargının cezasızlık kültürü ile bu saldırılar daha da artıyor. AKP iktidarının kadın karnesini nasıl özetlersiniz?

Kadına yönelik şiddetin dramatik oranları tırmandığı, eskide kaldığı sanılan tecavüzcüsüyle evlendirme yasasının yeniden hortlatıldığı, nafaka hakkına bile saldırıldığı, katil, dayakçı, işkenceci erkeklerin yargı- polis marifetiyle korunup cesaretlendirildiği ve kadına karşı her türlü şiddet ile dizginlenmeyen erkek vahşetinin sıradanlaştırıldığı bir ortamda, sıradan insani standarttan dahi söz edilemez. Bugün Türkiye’de yaşan kadın katliamı ve şiddet panoraması bir insanlıktan çıkma göstergesidir. Şiddeti, ayrımcılığı, gücü, parayı iktidarı bu kadar kutsayan eril düzen en başta erkeği insanlıktan çıkarmıştır. Bugün insanlık için çabalayan ve onu ayakta tutan yine zulme, şiddete, en büyük haksızlık ve aşağılamalara, en boyun eğemeyen kadındır. Bu nedenledir ki şiddet ve katliamların söz ederken, birbirinden ayrı ya da birlikte evinde ya da miting meydanında direnen onurlu kadınlar olduğunun da hep altını çizmeliyiz.

Kadına yönelik sistematik şiddet ve saldırılar tarih boyunca kaynağını iktidardan onun eril yapısından almıştır. Bugün de aynı kaynaktan besleniyor. Tek adam, tek parti rejimi ve faşizmin her düzeyde yayılıp kendini tahkim etmesi, şiddet ve katliamların ötesinde kadına karşı ideolojik düşmanlık ve nefret politikalarını günlük yaşama yerleştiriyor. Buna bağlı olarak her gün kadın cinayetleri tırmanıyor. Katil erkekler devlet ve yargı güvencesinde olduğunu biliyor. Her iyi hal indiriminde, ödül gibi infaz ve şartlı tahliye hükmünde, kadınla birlikte adalet duygu ve beklentisi de katlediliyor. Var olan sistem yukarıdan aşağıya değişmeden kadına dayatılan şiddet ve cinayet döngüsünün değişmesi de olanaksız. Özellikle AKP-MHP faşizminin savaş, şovenizm, ırkçı, milliyetçilik, toplumu azami oranda kutuplaştırıp düşmanlaştırma politikaları, şiddetin kaynağını alabildiğine besliyor. Bu nedenle kadına dönük şiddete ve seri cinayetlere karşı mücadele, saldırgan AKP-MHP eril koalisyonuna karşı mücadeleyle eşanlamlıdır.

AKP iktidarının savaş politikalarıyla derinleşen tecrit yaşamın her alanına nüksediyor. Kadınlar bu politikadan nasıl etkileniyor?

Bugün savaşa karşı olmakla tecride karşı olmak da birbiriyle doğrudan ilişkili. Türkiye-Kürdistan gerçeğinden baktığımızda bu ilişkiyi bütün açıklığıyla görüyoruz. Nerede politik, sosyal ya da farklı biçimlerde tecrit varsa, orada gerilim, çatışma, savaş, şiddet tırmanıyor demektir. Kimi durumlarda ise toplumu doğal rızaya dayanarak yönetemeyen iktidarlar, bir zor ve kontrol politikası olarak tecride başvurur. Toplumun hakların taleplerine yanıt vermeyi değil, tecrit etmeyi seçer. Türkiye’de bugün olduğu gibi. Tecritin politik olarak en keskin ve somut biçimi İmralı’da Sayın Öcalan’a uygulanan mutlak tecrittir. Ama başta da belirttiğim gibi tecrit uzun zamandan beri spesifik, lokal uygulamaların ötesinde rejim tarafından bir yönetme, kendini var etme biçimine dönüşmüştür. Kadınlar yaşamdan, Kürtler ortak vatandan, işçiler emekten tecrit ediliyor. Hatta daha belirgin olarak iktidardan yana olmayanlar, olanlardan tecrit ediliyor. En geniş toplum bölükleri haklardan, özgürlüklerden, medyadan, kamu olanaklarından en uzak noktaya sürülüyor.

Kadınların bu tecrit rejimini daha doğrudan ve derin hissedip yaşaması maalesef kaçınılmaz. Birincisi, kadınlar köklü eve kapatılma, toplum dışına itilme, tarihleri nedeniyle her zaman ve en fazla tecrite uğrayanlar oluyor. İkincisi, savaş ve tecrit politikalarının yıkıcı sonuçları kadınların yaşamını çarpan etkisiyle yıkıyor. Ama son dönemde kadın özgürlük hareketleri ve politik kadın kulvarları tarafından, her tür şiddete olduğu gibi onun biçimi olan her tür tecride karşı da yaşamsal bir bilinç ve direniş geliştiriliyor. İmralı’da Kürt halk iradesinin tecrit edilmesiyle, kadının kör kuyulara mahkûm edilmesi arasındaki ilişkiyi en hızlı ve berrak görenlerin de yine kadınlar olması tesadüf değil. Savaşa ve tecrite karşı aktif, öncü bir mücadele gücü olarak kadınlar, eril faşist iktidar güçlerinin de öncelikli saldırı hedefi olabilir ama belirleyici olan bu değildir. Belirleyici olan bütün saldırıları ve saldırganları çıkışsızlaştıran, çaresizleştiren kadın direnişidir.

Tüm dünyada eril ve sağ popülist iktidarlar artıyor. Kadın karşıtı politikalar yaygınlaşırken, buna karşı kadınların ortak mücadele ve talepleri de yükseliyor. Kadın mücadelesinin evrenselliği bu anlamda ne ifade ediyor?

Kapitalist merkezlerin yaşadıkları ekonomik, siyasi bulanım derinleştikçe, bunun sonuçları ezilen halklara, emekçilere ve özelde de kadınlara yönelik baskıcı, gerici politikalar olarak yansıyor. Bir taraftan sömürü ve paylaşım savaşları tırmandırılarak hedef seçilen bölgeler kan gölüne çevriliyor, diğer taraftan da neo-liberal vahşi sömürü politikalarıyla her bir dünya ülkesini yaşanmaz hale getiriliyor. Sömürünün azami derecede küreselleştiği, zenginle yoksul, ezenle- ezilen, yönetenle-yönetilen arasındaki adalet uçurumunun alabildiğine derinleştiği koşullarda, kadın için iyi bir dünyadan da söz edilemez. Çünkü bu koşularda toplumsal cinsiyetçilik de yeniden üretiliyor.

Birçok emperyalist kapitalist merkezde ve onların uydularından “deli erkek liderler” ve onların sözcülüğünü yaptığı ırkçı-milliyetçi, kadın düşmanı, göçmen düşmanı politikalar zirveye çıkmış duruda. Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu gerçeğinde ise bunun daha ağır biçimleri yaşanıyor. Kapitalizmin, erkek egemenliğin dünya ölçeğinde bu denli kapsam ve eşgüdüm kazandığı durumda, kadın mücadele ve dayanışmasının küreselliği, enternasyonalizmi de kaçınılmaz. Kaldı ki son yıllarda zamandaş olarak ve aynı taleplerle eyleme geçen, gerici-ataerkil, sağ popülist iktidarları zorlayan ve kazanım elde eden kitlesel bir kadın hareketinin gelişimini görüyoruz. Hareketin demokratik kapsam ve muhtevası, boyalı gösteri dünyasından tutalım, fabrikalara kadar sayısız kadını ortak cins taleplerinde buluşturuyor. Özellikle tacize, tecavüze, kadın bedenine yönelik baskı ve saldırılara karşı on iki yıl boyunca gelişen hareket, dünyada yeni ve devrimci bir feminist dalganın yükselişinin de gözler önüne serdi. Yine bu 8 Mart’ta bütün dünya 30’ün üzerinde ülkede yaşama geçirilecek olan Kadın Grevi hareketi, nitelik ve yaygınlık bakımından tarihsel bir kavşak haline geldi. 8 Mart’ta ve sonrasında Türkiye-Kürdistan kadın hareketi alanından da bu enternasyonal eylemlilik süreciyle birleşebilmek çok önemli.

Bizim coğrafyamızda Leyla Güven ve kadınlar öncülüğünde devam eden açlık grevi, dünyada ise temel haklar için yaşamı durdurmaya kilitlenmiş bir kadın grevi var. Kadın özgürlük mücadelesinin evrensel ve uluslararası niteliğini güçlendirmek, birbirini etkileyen destekleyen yanlarını etkinleştirerek kazanıma dönüştürmek için çok elverişli bir iklim yaşıyoruz. Bütün bunların yanı sıra insanlığa mal olmuş Rojava Kadın Devrimi’nin dünya kadınlarına armağan ettiği parlak zaferi hem kazanılmış güç hem de uluslararası destek ve sahiplenme bakımından merkeze almamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Sözün özü, 8 Mart 2019’u kadın direnişinin küreselleştiği, taleplerinin evrenselleştiği ve erkek egemen sömürücü, totaliter dünya düzenine karşı yeni bir kadından emekten, doğadan yana düzenin habercisi olarak tarihte yerini alıyor. Bizler de, kadınların sınırları kaldıran güç ve hareketinin her boyutuyla ve daha iddialı olarak merkezine yürümeliyiz.

Son olarak 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimleri sormak istiyoruz. Eşbaşkanları, milletvekilleri ve belediye eşbaşkanları tutuklanan, kazandığı belediyelere kayyum atanan partiniz, yeni adaylar ile yerel seçimlere katılıyor. İktidarın partinize yönelik saldırıları ise hızından hiçbir şey kaybeden devam ediyor. Sizin partinize ve halka mesajınız nedir?

Yerel seçimler yine en ağır baskı ve faşizm koşullarında gerçekleşecek. Önceki benzer seçim süreçlerinde olduğu gibi bugün de dayatılan koşullar bizleri daraltıp umutsuzlaştırmıyor. Aksine bugünler mücadele gücünün perçinlenmesi açısından zorlayıcı, sıçratıcı, bir etki yaratıyor. İnanıyorum ki; bütün HDP’liler, HDP’ye gönül verenler, destek verenler, bizlere, halklarımıza dayatılan büyük haksızlığı ve zulmü hesap sorma, kazanma gücüne dönüştürecekler. Gerek gaspedilen yerel yönetimler, gerekse de haramice el konulan bütün haklar için seçimi bir direniş seferberliğine dönüştüreceğimiz anlardan biridir 31 Mart.

Hapishanelerde topyekün direnişin yaşandığı; Leyla Güven’in dışarıda bir onur, barış ve kararlılık abidesi olarak yol gösterdiği, yani karanlık kavga yolunun binlerce meşaleyle aydınlandığı bir zamanda tek seçenek kazanmaktır. Haklılığımız ve halklarımız için kazanmaktan başka seçenek tanımıyoruz. Kimse de tanımasın. HDP’nin ve mücadele değerlerimizin etrafında kenetlenerek bu ateşten çemberi de geçeceğiz.

Duygu Erol

 

8 Mart 2019

Etiketler : #Figen Yüksekdağ