Hakikatler ve olanaklar

Hakikatler ve olanaklar

Önceki dönem Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ'ın ETHA'da yayınlanan yazısı:

Ortalıktan seçim toz dumanı kalktığına göre gerçekleri daha net görebiliriz. Gerçi son yıllarda memleket bitmeyen seçim ve bitmeyen savaş haliyle yönetiliyor; dolayısıyla da savaşın, krizin, gerilimin, çatışmanın tozu-dumanı eksik olmuyor ama yine de hakikatle hemhal olmaya engel değil. Öyleyse başlayalım...

SEÇİM KAZANIMLARI GÜÇ VE ODAK HALİNE GETİRİLMELİ

Tamam 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri toplumsal muhalefet ve mücadele dinamiklerinin son zamanlardaki en büyük başarısıdır. Ama yarım kaldığı unutulursa, bütün benzerleri gibi küseceği, geriye çekileceği hesaba katılması gereken bir başarıdır. Çoğunluğu boğan tekçi faşist rejimin toplumun gırtlağına yapışmış elini can havliyle söküp atmaya yaramıştır ve bu koşullarda nefes almak da iyidir elbete. Ama taktik alandaki sonucu bununla sınırlı kalmamıştır. Hatta müzmin muhalefet sahasında, seçim sandıklarında iktidarın büyük kaybettiği gerçeğine bakmaktan bile sakınan bir tutum hakim. Maalesef bu statükocu muhalefet çizgisi, yerel yönetimleri alıp, merkezi yönetimi süresiz AKP-MHP iktidarına verme siyasetini benimseyerek, halkın sandıklarda her şeye rağmen açtığı kapıyı kendi durduğu yerden çoktan kapattı. Toplumda yükselen ve sandıklara yansıyan tek adam rejimine karşı tepki ve ret tavrını, kerameti kendinden menkul sistem revizyonu derekesine indirgeyen bir ara uzlaşma dönemi yaşanıyor. Her rüzgardan nem kapıp AKP-Saray iktidarıyla HDP arasında uzlaşma senaryoları yazan ve kendi yazdığına inanıp HDP'lilere etmediğini bırakmayan "yaygın kamuoyundan" ise çıt çok.

Sonuçta seçim sürecinde halkın oylarıyla iktidar düştü ama muhalefetin muhalefetsizliği -ya da desteği- ile düştüğü yerden kalkıp, sanki hiçbir şey olmamış edasıyla bal gibi kaldığı yerden devam edebiliyor. Ve herkes, iktidarı muhalefetiyle kurulan bu tuhaf demokrasicilik oyununun pasif seyircileri haline gelebiliyor. Ne demeliyiz ki şimdi? "İki kez yaptırdılar ama olsun yine de seçimler bitti" mi? Ya da, "En ufak bir iyiye gidiş yok ama yaşasın demokrasi" mi? Lafı fazla uzatmayalım; hülasa "iş başa düştü". Seçim başarısının da memlekette yaşanan bütün önemli ve tarihsel kazanımların da asıl sahipleri ve kahramanlarının duruma el koyması gerekiyor. 31 Mart ve 23 Haziran'da tabandan gelişen demokratik halk iradesi nasıl, demokratik tavra yabancı parti merkezlerini aşarak yeni bir durum yarattıysa, bundan sonraki aşamanın yaratıcısı da aynı güç olacaktır. Halklarımızın bin bir emekle ve yüksek bir politik farkındalıkla elde ettiği seçim kazanımına dayanarak, bu güç ve potansiyeli stratejik odak haline getirerek yeniye ve daha ileriye ulaşabiliriz.

SEÇİM-SANDIK DÖNGÜSÜ DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN ÇORAK TOPRAKLARI

Son Mart-Haziran dönemi, siyasi iktidarın 2015 7 Haziran yenilgisinden sonra yaşadığı ilk ciddi kırılmaya sahne olmuştur. İktidar açısından yaşanan bu siyasi kırılma, muhalefet cephesinden de yol ayrımı anlamına geliyor. Bu yol ayrımını karakterize eden, muhalefet denen kavramı sandıklara hapsolmaktan kurtaran, üstündeki iktidarın yedeği yaftasını söküp atan, dilinde, programında ve sokakla, yaşamla kurduğu ilişkide gerçek bir alternatif yaratan siyasi çizgidir. Türkiye'deki yüzgördülük demokrasinin tek alameti farikası olan seçim-sandık döngüsünün artık demokratik arayış ve mücadeleleri büyütmek yerine çorak topraklara sürdüğünü görerek çıkış yaratma sorumluluğu, esas olarak devrimci demokrasi-radikal demokrasi güçlerinin omuzlarındadır.

Biz buna HDP'nin merkezinde durduğu demokrasi güçleri diyelim ve daha açık tartışalım: Faşizmin seçimler üzerinden ne kadar geriletilebileceğinin sınırları belli olduğuna göre, bugün ağırlığı demokrasi mücadelesinin aktif biçim ve taktiklerine vermek zorundayız. Toplumun siyasi dinamiğini yükselten, hak alma ve direnme hareketlerini yaratan-yöneten, son dönemlerde neredeyse unutulmaya yüz tutmuş fiili meşru mücadele kavramını canlandıran bir taktik ve stratejik alanda derinleşmekten bahsediyoruz. Sokağın bu kadar kuşatıldığı, en masum basın açıklamasının bile düşman işgali muamelesi gördüğü, bırakın sokağa çıkmayı binlerce insanın attığı tweetlerden hapse girip, ceza aldığı bir rejimde bu iş zor diyebilirsiniz tabii. Bir durum tespiti olarak haklı da olursunuz. Ama gel gör ki politika, durum tespitinden çok hedef tespiti sanatıdır. İşte tam da burada devreye politik öncülük girer.

Halklarımızın demokratik Türkiye ve özgür, adil, barış içinde bir yaşam hedefine kesintisiz olarak ilerleyişi sağlamak ve bunun için sayısız yol, yöntem, eylem, kampanya, taktik ortaya koymak öncünün görevleri arasındadır. Son dönemde bu konuda ciddi bir ters açı oluştu memlekette. Politik öncünün yeri ve rolüyle, taban arasında var olan mesafe, bugün daha da açıldı. Yeni bir ileri düzeyde bir kaynaşmaya, bütünleşmeye ihtiyaç var. Bunun tek formülü de somut iş ve harekettir. Tarihteki en önemli taban inisiyatifi hareketlerinden olan 2019 yerel seçim zaferinin en büyük avantajı, politik öncüyle halkın ortak hedefte birleşmiş ve bu hedefe azami düzeyde kilitlenmiş olmasıydı. Bugün de seçimin kazanılması hedefinin ötesine geçip, ne olursa olsun demokrasinin, politik özgürlüklerin kazanılması hedefine kilitlenmek gerektiği çok açık.

İZLENECEK TEK POLİTİK YOL DEVRİMCİ OLMAK ZORUNDADIR

Türkiye gibi geçmişi de bugünü de faşizm ve darbelerle karakterize olan bir memlekette demokrasi tedrici, evrimsel bir şekilde gelişmez. Herhalde bu iddianın doğruluk sağlanması için 96 yıllık bir hesap yeter. Toplum ve siyaset tarafından, devrimci gelişme denilen şeyin doğruluğu ve meşruluğu kabul görmediği müddetçe, tarihin tekerleği bu ülkede hep patinaj yapacak. Bakın zaman oldu 21. yüzyıl, en uyduruk bir reform bile tartışılamıyor. Demokrasi ve özgürlükleri tartışacak, rejimin kötülüklerini yüzüne vuracak birileri bile çırayla aranıyor. Bırakın denge-denetleme mekanizmalarını, formel hukukun, yargının gölgesini dahi görmek mümkün değil. Bu koşullarda izlenecek politik yol devrimci olmak zorundadır.

Nedir devrimcilik? Her şeyden önce hakim olanla yollarını ayırma bilinç ve iradesini taşımaktır. HDP kurulduğu bugünden yana 3. yoldan bahsederken ve hakim olana biat etmeyen, düzene göre şekillenmiş iktidar ve muhalefet yapılarının yarattığı ikili eksene bağlanmayan, egemen siyaseti tepeden tırnağa bürümüş zehirli iktidar alanının bir katmanı olmayı reddeden duruşuyla bu bilinç ve iradeyi temsil ediyor. Ama olay sadece kopuşla bitmiyor; neyi nasıl kurduğun da devrimci politikanın temel konusu. HDP bu yanıyla da tarihteki ender örneklerden birini yarattı ve ezilenlerin kurma ve değiştirme gücünü gösterdi. Siyasetin nesnesi olarak görülen Türkiye'deki sömürülen, dışlanan, halkları gasp edilen bütün kesimler, birleşik bir özne olarak tarihe yeni bir kapı açtı. Saldırgan, kibirli ve dediğim dedikçe egemenlere, gidilecek başka bir yol daha olduğunu ve onların dediğinin Kur'an ayeti olmadığını gösterdi. Evet, "Her şey değişir, siz de değişmek zorundasınız" dedi aynı zamanda. HDP'nin politikada yarattığı değişim, bütün dengeleri sarsma ve etkileme gücünü, tarihsel ve yapısal olarak içerdiği, yaralandığı Türkiye ve Kürdistan devrimci birikiminden aldığını söyleyebiliriz. Gelişmesinin ana yolu da bu birikime bağlı kalarak ilerleme ve derinleşmeden geçiyor.

Seçimlerin ardından yüz yüze olduğumuz tablo, bize "toplumcu-gerçekçi o sokak" deyişini hatırlatıyor: Herkes kendi yoluna... Mevcut düzende köklü demokratik, insani, yaşamsal değişim derdi olmayanlar çoktan, iktidarın o meşhur duble yollarından gaza basıp uzaklaşıyorlar. Bizim 3. yolumuz hiç de konforlu değil tabii... Ama başka yollar da ya da yol ağzında eylenme gibi bir lüksümüz de yok. Gayet destabilize de olsa, o yol bizim yolumuzdur. Egemen olandan ayrıştırırken, ezilenle ve demokrasi, özgürlük, iş, barış, adalet arayanla en geniş düzlemde birleştiren bir yoldur bu. Üstelik şimdi bu yolla birleşme ve birleşerek genişleme hattının geliştirilmesi için koşullar oldukça elverişli. Geride bıraktığımız dönemde tabanda gelişen, faşizme ve mevcut rejime karşı güç birliği yapma, dayanışmacı temelde yakınlaşma tavrı, demokratik hareketin organik temelde gelişeceğini gösteriyor. Seçim başarısını belirleyen asıl faktör de bu gelişme olmuştur. Eğer görmeyi biliyorsanız, halklara dayatılan iki şıklı seçim sürecinde, hala hesapta olmayan ama sonuçları belirleyen üçüncü şıkkın serpilip büyüdüğünü görürsünüz. 3. yol dediğimiz politik çizginin tabandaki karşılığı artmakta, skalası genişlemektedir. Bu durum elbette politik öncülük görevlerinin devrimci demokratik eksende yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılar.

DEMOKRATİK GELİŞMENİN TEMEL DAYANAĞI KADINLAR VE GENÇLERDİR

Demokratik gelişmenin dayanacağı strateji demokrasi ittifakı, öncelikli olarak dayanacağı kuvvetler ise son dönem kitle hareketi içerisinde öne çıkan kadın ve gençlik dinamikleridir. Kadın hareketi izlediği pozitif gelişim çizgisinin yanı sıra, toplumun ve siyasetin devrimci demokratik ve kültürel, ahlaki gelişimi bakımından da ciddi rol oynayacaktır. Ayrıca demokrasi ittifakı anlayışını ilk ve nitelikli kavrayan toplumsal odak olarak (Kadınlar Birlikte Güçlü hareketinde olduğu gibi), demokrasi mücadelesinin genel gelişimi bakımından da özgün ve öncü bir pozisyon alabilir.

Diğer yandan kadına eşlik eden dinamik ve yaratıcı gençlik gücü, makro siyasetin formel, tek düze, kendi sınırlarıyla malul tarzını aşmak bakımından ilaç gibidir. Kabul edelim ki, belli bir süredir sıçramalı ilerleme değil, kaz adımlarıyla ilerleme sağlamcılığına düşen muhalefet ve politik mücadele bariyerinin aşılabilmesi için bir devrimci gençlik ilacına ya da aşısına ihtiyaç var. Var olduğunu bildiğimiz gençlik potansiyelini iyi değerlendirmek için, yöntem olarak daha yaratıcı, örgütlenmede ise daha esnek ve girişken davranmak gerekiyor.

Diğer yandan toplumda ezilen, sömürülen, ayrımcılığa uğrayan bütün sınıf ve kesimler demokratik ittifakın ve devrimci demokrasi mücadelesinin ana bileşenleri ve taşıyıcı kolonlarıdır. Bir yanda Kürt halk hareketinin ortaya çıkardığı az bulunur demokratik deneyim, diğer yanda emek, inanç-kimlik mücadeleleri, doğa-yaşam alanı, adalet hareketleri ve halkların Doğu'dan Batı'ya Kobane gibi Gezi gibi demokratik direniş süreçlerinden geçmiş, birikim kazanmış olmaları ve bütün bunların üzerine seçim sandıklarında iktidarın demokratik işbirliğiyle birlikte geriletilmesi, yeni bir düzeye işaret etmektedir. Çürüyen düzene ve eskitilip, yozlaştırılan toplumsal yapıya alternatif yaratabilecek kuvvetler bugün Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Halkların Demokratik Kongresi’nde (HDK) bir program ve bünyeye kavuşmuştur. Demokratik ittifakın dayanacağı alan da esas ve öncelikli olarak tabandan yükselen bu kuvvetlerdir.

ÖRGÜTSÜZ TOPLUM ÖLÜ TOPLUMDUR

Faşizmin ağırlığı, hareket alanlarının daraltılması ve politik gelişimin, kazanımların çok zorlu yollardan geçerek aşama aşama elde ediliyor oluşu, örgütlenmede daralmaya ya da hedef küçültmeye yol açmamalı. Aksine birçok yerden hareket sahası daralan toplumun başka yerlerden genişleyerek iç dinamiğini koruduğunu ve kendiliğinden şekilde geliştirdiğini görüyoruz. Elbette günümüzün en önemli odaklanma konusu, toplumun doğal gelişim dinamiklerini bozmadan, örgütlü yaşam ve politika alanlarını oluşturmaktır. Toplumun, kadınların, gençlerin ve tüm farklılıklarının doğrudan yönetime katıldığı, kendi adına söz söyleyip uyguladığı halkçı demokratik politik modeli bugünden inşa etmektir.

Örgütsüz toplum ölü toplumundur. Tek tek insanların yaşıyor olması, bir toplum modelinin yaşadığını, kendini ürettiğini, sağlıklı bir sosyal, ekonomik hayat sunduğunu göstermez. Bugün Türkiye'de yaşanan derin çürüme ve geriye gidişin kritik nedenlerinden biri alternatif örgütlenme alanlarının neredeyse yok edilmiş olmasıdır. Bu nedenle devrimci, demokratik, kadın özgürlükçü, doğaya duyarlı, halkçı örgütlenme, bir toplumun hayatını kurtarma inisiyatifidir. Ama bu kurtarış için eski toplum modelinin aşılması gerekir. En basitinden artık enikonu kokuşmuş ve demokratikleşemediği için kendisinden daha beter başkanlık rejimini üretmiş uyduruk parlamenter modelin aşılması gerekir mesela. Vekaleten demokrasi kandırmacasına karşı asaleten demokrasi hakikatini yaratıp büyütmek, siyasi koşullar ne kadar zor olursa olsun, güncel olarak gayet mümkün.

Örgütlülük, gücü tekelinde tutanın, gücü olmayana hiçbir varlık hakkı tanımadığı bu gaddarlık düzeninde toplumun özgücü ve özsavunmasıdır. Türkiye gibi, meşhur deyimle "ateş çemberinin içindeki" bir politik coğrafyada toplum kuzu gibi kendini devletin korumasına ya da inayetine emanet edemez. Ederse çok yakınında gördüğü örneklere benzemekten kurtulamaz. Irak'tan Suriye'ye, Afganistan'a kadar sayısız deneyim, devletlerin ve emperyalist güçlerin savaş ve yıkım çizgileri karşısında halkların bağımsız örgütlenme ve kendini savunma çizgisinin geliştirilmesinin ne kadar hayati olduğunu göstermiştir.

Öyleyse meclisler, platformlar, inisiyatifler, dernekler, partiler, kongreler deyip geçmeyelim. Şimdi bunların her birisinin toplumun köklerine kadar derinleşme, çatısı kadar genişleme zamanıdır. Böyle bir hakikat unutulursa kendisini çok acı şekilde hatırlatır. Bugün yaşayabilmek ve yarını bugünden kurabilmek için toplumsal örgütlenme yaşamsal bir ihtiyaçtır.

HDK/HDP’DE KARŞILIĞINI BULAN STRATEJİK DÜZLEM GELİŞTİRİLMELİ

Son yıllarda oluşturulan HDK, HDP gibi toplumsal, siyasal yapılanmalarda karşılığını bulan stratejik düzlem, yani Doğu'yla Batı'nın, Kürt özgürlük hareketiyle Türkiye demokrasi ve özgürlükler hareketinin birleşikliği hattı, halklarımız için kazanımlar döneminin kapısını açmıştır. Bu düzlemin korunması ve kazanım hattının geliştirilmesi geleceği belirleyecektir. Şimdiye kadar sayısız kez bu hattı çökertmeye çalıştılar ama başaramadılar. Tabii fiziksel gücünden dolayı değil fikirsel gücünden dolayı başaramadılar. Aynı fikir, başarmak ve kazanmak isteyen bütün kesimlere, politik odaklara ve halklarımıza güç vermek için amade. Yeter ki hakikate ulaşmamıza yol olsun.

25 Temmuz 2019