Demirtaş'ın savunmasının 3.kısmı

Demirtaş'ın savunmasının 3.kısmı

Önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu davanın Ankara Sincan'da görülen duruşmasında yaptığı savunmanın 3.kısmı:

Demirtaş, hakkındaki 6.10.2015 tarihli ve 16 nolu olan fezlekeyi okuyarak savunmasına başladı. Söz konusu fezleke örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve toplantı gösteri yürüyüşü yasasına ihlal etmek suçundan düzenlenerek Meclis'e gönderilmiştir.

Fezlekedeki “deliller” eylem, etkinlik, açıklamalarımdan ibaret

Fezlekeyi hatırlatayım; "Dosya içerisindeki olay zamanından anlaşılacağı üzere HDP milletvekili Selahattin Demirtaş'ın da örgüt tarafından izin alınmadan düzenlenen ve dağılma ihtarı yapılmasına rağmen dağılmayan ve bu şekilde yasa dışı PKK terör örgütünün propagandasına dönüşen mitinge katıldığı ve bu süre zarfında suçu işlediği değerlendirilmekte…"

Dün de fezlekelerle ilgili görüşlerimi belirtirken ifade ettim; hukukla ahlak, hukukla etik ilişkisi birbiriyle doğru orantılı olmalı. Hukuka saygınız varsa ahlaklısınızdır; ahlaklı iseniz hukuka saygınız vardır. Burada yapılan ahlaksızlığın daniskasıdır. Madem beni örgüt üyesi olmakla, örgüte yardımla suçlayıp yasa dışı gösteri yaptığımı iddia edeceksiniz, tam olarak ne yapmışım neden bunu fezlekeye yazmıyorsunuz? Neden Meclis'e bir partinin eş genel başkanı için “Bunun dokunulmazlığını kaldırın” diye ciddi bir fezleke gönderiyorsunuz de neden ne yaptığımı delilleriyle ekleriyle birlikte göndermiyorsunuz? Az önce size delilleri ve ekleri okudum. Eylem, etkinlik bu, açıklamalarım bu, faaliyet bu. Bundan ibaret. Sonrasında hatırladığım, aklımda kaldığı kadarıyla bizim bulunduğumuz belediyemizin konuk evinin bahçesinde, aynı zamanda kamuya açık bir parktır orası, onun dışında bulunan yerlerde valilik emriyle güvenlik güçleri toplanmış olan birkaç kişiye müdahale etmiş, kalabalığı dağıtmış gazla copla bazı yerlerde işkenceye varan uygulamalarla o kalabalığı dağıtmış. Biz de orada oturma eylemini sürdürmüşüz. Bizim yaptığımız çalışma, faaliyet bu. Neymiş “Örgütten talimat almışız, oturma eylemini örgütün çağrısı doğrultusunda gerçekleştirmişiz. Bu talepleri örgütün çağrıları doğrultusunda gerçekleştirmişiz.”

O dönem yaşananları Cemaatin üzerine yıkma kolaylığına kaçmıyorum, AKP’nin siyasi iradesiyle yapıldı

O dönem 2011 tarihinde Diyarbakır'da ve bölgenin Türkiye’nin birçok yerinde bizim sivil siyaseti öne çıkaran; silahı, şiddeti, çatışmayı bertaraf etme gayretlerimize karşı bütün devlet içindeki kliklerin ve çetelerin yaklaşımı buydu. O dönemin iktidarı AKP ve Başbakan Erdoğan tarafından da desteklenen politikalardı. Vali dediğimiz kimdi? Benimle daha yakın zamana kadar aynı cezaevinde hapiste bulunan Hüseyin Avni Mutlu’ydu. Kendisi denetimli serbestlikten çıktı bir iki ay önce. Emniyet amirleri kimdi? 15 Temmuz’da darbeci dediklerimizdi. Bütün sahayı, AKP-Cemaat işbirliği ile adeta provoke eden bir çete anlayışı ile yönetiyorlardı. Bir yandan Oslo’da görüşmeler yapılıyor, bir yandan BDP'nin yüzlerce siyasetçisi, belediye başkanı tutuklanıyor ve cezaevine konuluyordu. Biz bir yandan demokratik siyaset güçlensin diye uğraşırken; savcılar ve emniyet amirleri el birliği ile sahte delillerle her gün 50,100, 200 kişiyi KCK operasyonlarında tutukladı. Bizler de o dönem BDP Parti Meclisi olarak aldığımız kararla hükümetin bu yaklaşımına karşı her yerde kesintisiz sivil itaatsizlik eylemleri başlatma kararını kamuoyuna duyurduk. Bu planlama bizim planlamamız olarak bir basın toplantısı ile duyuruldu. Fotoğraflarda göreceksiniz, bir tarafımda Sayın Ahmet Türk var bir tarafımda Sayın Aysel Tuğluk basın toplantısı ile biz kamuoyuna duyurduk. Bizim plan programımız budur, bunları yapacağız, taleplerimiz de budur. Bir siyasi program çerçevesinde başlatacağımızı duyuruyoruz. Fakat bunların kendisi zaten sivilleşmeden barıştan rahatsız. Bakın tekrar ediyorum Cemaat değil, işi sadece Cemaatin üzerine yıkma kolaylığına kaçmıyorum. Bizatihi AKP’nin siyasi iradesiyle yapılan şeylerdi bunlar. Çünkü cemaat AKP'nin beyniydi. Cemaatçiydi AKP.

Cemaat-AKP zihniyeti hakkımızdaki iddianameleri hazırladı 

Korumasından danışmanına, bakanından valisine, milletvekilinden il başkanına. Çünkü Cemaate yakın olmayanın AKP’liliği sorgulanıyordu. Adliye saraylarında dolaştığınızda herhangi bir hakim ya da savcının odasına girdiğinizde masasında Zaman gazetesi logosu görünecek şekilde bulunmuyorsa zan altında kalıyordu. Emniyet müdürlüklerinde, bütün emniyet amirlerinin odasında Zaman gazetesindeki logo görünecek şekilde dururdu. Kimlik beyanıydı bu. İşverenler, kamudan ihale almak isteyen işverenler Cemaate yardım yapmadan, o dönemin valileri önce gidin cemaate yardım yapın sonra gelin diyordu AKP'nin emri ile. Bu zihniyet iddianame hazırladı bize, bu zihniyet bunları hazırladı.

Halkımız “Evet, biz demokratik barışçıl yollarla da sesimizi duyurabiliyoruz” desin istedik

Biz ısrarla barış olsun, çatışma olmasın, bırakın sivil itaatsizlik eylemlerini yapalım, bırakın halk demokratik eylemi öğrensin, çatışma olmadan hiçbir sorun çıkmadan demokratik eylem yapılabileceğini gösterelim dedik. Aldığımız karar bu. Diyoruz ki bizi güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirmeyecek şeyler yapalım ve halk, tabanımız şuna ikna olsun, desin ki, “Evet, biz demokratik barışçıl yollarla da sesimizi duyurabiliyoruz". Bizim partide, MYK ve PM’de tartışarak karara bağladığımız perspektif buydu o dönem. Çünkü diyoruz ki biz demokratik yol ve yöntemleri öne çıkarmazsak sürekli provokasyonlarla hem ölümler artacak hem çatışmalar derinleşecek hem de sorun çözülmez hale gelecek. O yüzden biz ısrarla sivil itaatsizliği, gerilimden uzak, çatışmasız yol ve yöntemleri kullanmalıyız dedik. Ve bunları çıkıp açıkça kamuoyuna belirttik. Seçtiğimiz yer de belediyenin bir konuk evinin önündeki bahçe. Aslında belediyenin bahçesidir ama belediye orayı kamuya açtı ve park haline getirdi. Yani trafik tıkanmayacak, kamu güvenliği veya işleyişi tehdit altında olmayacak. Öyle bir yer seçtik ki hiç tartışma olmasın. Yoksa Dağkapı Meydanı var, İstasyon Meydanı var; Diyarbakır’da, kentin büyük meydanları var. Fakat oralarda, hani ola ki valilik tartışma yapar der ki, "Burası araç geçişini engeller, trafiği aksatır vs". Hiç yasaklama mazeretleri de kalmadı. Kendi belediyemizin bahçesinde yapacağız. Vali orada bizim oturmamızı yasaklayan karar çıkardı. Biz bir gittik ki binlerce polisle, helikopterle, panzerle parkı kuşatmış. Etrafta bulunan 300-500 insanı da giremezsiniz diye engelliyor. Çözmeye çalıştık, bakanla görüştük, valiye arkadaşlarım ulaşmaya çalıştı. "Yapmayın bunu kanun dışı iş yapıyorsunuz" dedik. Biz burada bir oturma eylemi başlatıp birkaç saat sonra bütün Türkiye’de bundan sonra artık sivil itaatsizlik yöntemiyle, miting, yürüyüş oturma eylemleriyle il il, ilçe ilçe bu taleplerimizi dile getireceğiz diye start verdiğimiz bir eylemdi bu. Onu yapmamız engelleniyor.

Benim eş genel başkan olarak oradaki talebim ve beklentim şuydu; o birkaç yüz insanı bırakın ve ben duyurumu, açıklamamı yapayım, sembolik olarak da bir müddet oturma eylemi yapıp dağılacağız. Toplamda bir saat sürmeyecekti bu. Fakat valinin aldığı karar ve uygulamasıyla sabahın köründen akşama kadar Diyarbakır’ın bütün ana arterleri trafiğe kapatıldı. Hani biz kamu güvenliğini tehdit ediyoruz diye yasaklama kararı alıyorlar ya, kentin bütün ana arterlerini trafiğe kendileri kapatıyor. Her taraf panzerlerle doldurulmuş. Polis, kaldırımda yürünmesine bile izin vermiyor. Akşama kadar sürdürdüler bunu. Öylesine bir görüntü uyandırmak istiyordu ki vali ve emniyet müdürü, "Burada büyük bir terör faaliyeti var ve biz de bunu önlemeye çalışıyoruz. Bakın işte bu kadar ciddi güvenlik sorunu var Diyarbakır’da". Bunu yaratmaya çalışıyorlar. Biz de tam tersini ispatlamaya çalışıyoruz.

AKP ve Erdoğan’ın basiretsizliği nedeniyle ülke 15 Temmuz koşullarına geldi

Şimdi fezlekedeki suçlama, delil zaten abesle iştigaldir de ben arkasındaki asıl niyeti size anlatmaya çalışıyorum. Yine bunun üzerinden 8 yıl geçmiş, bizim söylediğimiz her şey doğru çıkmış, Erdoğan, AKP hiçbir uyarımızı dikkate almamış Cemaat ne dediyse tıpış tıpış hepsini yapmış. AKP ve Erdoğan’ın bu basiretsizliği nedeniyle ülke 15 Temmuz koşullarına gelmiş. Ağır bir fatura ödenmiş ama bundan bir ders çıkarmamış. Kendisini uyaranları düşman olarak görüyor, içeri attırıyor. Halen kendisinden beslenen asalaklarla iktidarda yürümeye çalışıyor.

Erdoğan’ın seçim kazanıyor olması usta siyasetçi olduğunu göstermez, demagog olduğunu gösterir

Geldiğimiz 10 yıl içerisinde hiçbirimiz bu olanlardan ders çıkarmamışız. Biz hala tekrarlıyoruz, aynı noktadayız. Aynı yerdeyiz. Türkiye büyük bir oyun, büyük bir tezgahla karşı karşıyaydı. Erdoğan da siyasi basiretsizliği, öngörüsüzlüğü; siyasetten, tarihten, coğrafyadan anlamayan bir siyasetçi olması nedeniyle hala kapalı politikalar yapmaya devam ediyordu. Seçim kazanıyor olması onun usta bir siyasetçi olduğunu göstermiyor. Sadece usta bir demagog olduğunu gösteriyor. Ne dostunu tanıyor ne de düşmanını tanıyor. Bugüne kadar hep düşmanı dost diye belledi, dostu düşman diye. Hala da bunu yapıyor. Bize yönelik uygulamarından, bize karşı yaklaşımlarından; Türkiye’yi gerçekten seven, Türkiye'nin demokratik özgürlük ve barış dolu geleceğine inanan herkesi düşman olarak kodlamaya devam ediyor.

Erdoğan’ın dostu kim? Putin. Dostu kim? Trump. Bunlardan dostum diye söz ediyor, bizden düşman diye. Müjdat Gezen düşman, Metin Akpınar düşman. Bilmem öbürü düşman, bu düşman. Kim peki bu ülkede yurttaş? Vatandaş kim? Bakın işte 2011’deki fezleke bu zihniyetin fezlekesidir. Utanmıyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey siyasetti. Demokratik, meşru, anayasal haktır. Onu engelleyenler suç işlemiştir ve Türkiye’yi karanlığa, çatışmaya itmek isteyen zihniyettir. Oradaki güvenlik güçlerinin bu işte kusuru yok. Polis ne emir verilmişse onu yapıyor. O bilmez. Ama onu yönlendiren, talimatı veren amirlerinden bakanına kadar, boğazlarına kadar ya cemaatlere ya da uluslararası istihbarat örgütlerine kendini de, ruhunu da satmış kişilerdir. Çünkü biliyorlardı bu tür siyasi anlayış ve zihniyetler gelişirse o ülkede çatışma ve savaş çıkarmak öyle kolay olmaz.

Bunu anlatmaya çalışan işler yapıyorduk. Savcılar da çıkıyor bize fezleke düzenliyor, "Bunun dokunulmazlığını kaldırın, yargılayacağız". Ne yapmış? Terör örgütüne yardım etmiş. Ne yaparak? "Biz çatışma istemiyoruz, savaş istemiyoruz. Hem askeri operasyonlar dursun hem PKK eylemlerini durdursun. Çatışma dursun. Hem anadilde eğitim istiyoruz hem seçim barajı kalksın. Yani siyasetin önü açılsın" diyerek örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemiş oluyoruz. İşte kafa bu, zihniyet bu. Bizi siyaseten güçsüzleştirmek için, etkisizleştirmek için yıllardır oynanan oyun bu. Bu duruşma da bu oyunun bir parçasıdır. İlk günden beridir size bunu anlatmaya çalışıyorum.

Ruslar şunu keşfetti; Erdoğan’a övgü dizersen istediğini yaptırabilirsin

Erdoğan hala büyük bir tuzağın içerisindedir, farkında değil. Bize bunu yapanları kendi dostu olarak görüyor. Kendisine yapılmış iyilik olarak görüyor. Okuyamıyor, anlayamıyor nasıl bir tuzağın içine çekildiğini. Adım adım, hissettirmeden, kaynayan sıcak bir kazanda kurbağa gibi, fark ettirmeden, Ruslar, İranlılar, Amerikalılar pışpışlayarak, zaman zaman tehdit ederek, zaman zaman gönül okşayarak, zaman zaman "Sen aslansın kaplansın" diyerek, gaz vererek her istediklerini yaptırıyorlar. Türkiye içinde ve Suriye başta olmak üzere. Bütün politikalarını bir bir hayata geçiriyorlar, Erdoğan da "ben başarılı oldum" diyor. Hayır. Şunu keşfettiler, özellikle Ruslar şunu keşfetti; Erdoğan’a övgü dizersen istediğini yaptırabilirsin. Basit bir formül keşfettiler. Türkiye’yle çatışmaya gerek yok dediler. "Türkiye uçağımızı düşürdü, gerilim yaşandı" ama baktılar hayır daha kolayı var. Erdoğan’ı övdün mü iş bitiyor. Bunu yapıyorlar şu an. Birçok ülke bunu yapıyor. Biz Erdoğan’ı eleştirince düşman oluyoruz. Övülecek bir tarafın yok ki, övenler de seni kandırıyor. Aldatıyor seni. "Yanlış yapıyorsun" diyemiyor kimse. Biz demişiz bakın, 2011’de anlatmışız, 2012’de 13’te. Hep anlatmışız, anlattığımız her şey fezlekeye dönüşmüş. "Yanlış yapıyorsun, kendi ülkendeki insanlarla el ele ver, önce kendi ülkendeki insanlarla barışmayı öğren" demişiz. Rusya’yla hakaret, savaş durumuna gelindi, birbirlerini tehdit ettiler ama dostum diyorlar şimdi. İsrail’inden Hollanda’sına, Almanya’sından Fransa’sına, Trump’ından Merkel’ine kimle çatışılmadı ki… Bağdat’ta? Başbakan Ebadi ile hakaret noktasına gelindi. Herkesle dost olundu, herkesle diyalog kuruldu, herkesle barışıldı, herkesle görüşüldü. Ama kendi yurttaşına gelince hepsi terörist. "Ben konuşmam, görüşmem, muhatap almam". Birileri kandırıyor işte, birileri aldatıyor. Senin asıl dostun senin yurttaşındır. Muhalifiyle, yandaşıyla. Muhalif düşman değildir.

Erdoğan’ın iktidarı kendi elinde değil artık, ittifak kurmadan iktidarda kalamıyor

2011’de bunları anlatmaya çalışırken bize dava açanlar senin dostun gibi davrandılar, bak 15 Temmuz’a nasıl gelindi. Bunlar böyle altını oya oya getirdiler. Hala aynısını yapanlar var. Biz Erdoğan’a yağ çekmiyoruz diye düşman olarak görülüyoruz. En sert şekilde eleştirenlerden biriydim ben, hala da öyleyim. Bu Erdoğan’a özel bir kastım özel bir düşmanlığım olduğundan değil. Ben siyasetçiyim ve bir siyasetçinin, ülkeyi yöneten güçlü bir siyasetçinin yıllardır çok büyük hatalar yaptığını görüyorum ve uyarıyorum. Her uyarım örgüt propagandası, her uyarım Cumhurbaşkanına hakaret, her uyarım terör örgütü yöneticiliği, üyeliği. Erdoğan zannediyor ki bunu yapan yargı Erdoğan’ı koruyor. Hayır korumuyor. Erdoğan bu şekilde zayıflatılıyor.

Erdoğan’ın iktidarı kendi elinde değil artık. Destek almadan, ittifak, koalisyon kurmadan iktidarda kalamıyor. Kim onu bu noktaya getirdi? Yüzde 35’le 40'la tek başına iktidarda kalabilen bir güç şu anda yüzde 49 alsa bile iktidarda kalamıyor. Kimler onu bu tuzağa çekmiş görsün bakalım. Herkes Erdoğan’a dost gibi görünüp istediğini yaptırdı, istediğini elde etti. Biz gerçeği söylediğimiz için terörist ilan edilip cezaevlerine doldurulduk. Kaybettik mi? Kaybetmedik. Çünkü arkamızda Türkiye’nin demokratik geleceğine inanan milyonlarca halk gücü var. Rantsız, çıkarsız, hesapsız. Biz kimseye kredi, ihale dağıtmıyoruz. Bizimle birlikte yola çıkanların payına düşen şey hapishanedir, gazdır, coptur, işkencedir. Ama 10 milyonlarca insan bizi terk etmiyor. Birbirimizi terk etmiyoruz. Çünkü inanıyoruz ki biz doğru şeyi savunduk. Barışı savunduk ve barışın altını dolduracak demokratik programı savunduk.

Burada CD çözümünde anlatılanların hepsi o dönem tam da ifade etmeye çalıştığım düşüncelerimi, partimin yaklaşımlarını içeriyor. Biz parti olarak tam da bu noktadaydık işte. Halen de HDP olarak savunduğumuz nokta budur. Fakat savcılar niye böyle kumpas yaparlar, niye hile yaparlar? Ben bir şiddet eylemine katılmamışım, yasa dışı bir gösteri yapmamışım orada. Molotof atmamışım, atanı teşvik etmemişim, görmemişim bile. Olmuşsa şehrin başka sokaklarında göstericilerle çatışma yaşanmışsa etrafta o da dediğim gibi valinin, şunun bunun yaptığı provokasyonlarla olmuştur. Biz ısrarla en küçük gerilime mahal vermeyin diye kitlemize telkinde bulunuyorduk.

AKP iktidardadır; yargı, basın, bürokrasi emrinde diye hak bildiğimiz yoldan şaşmayacağız

“Türkiye’nin her yurttaşı demokratik yollardan şaşmayın, biz yargı olarak bunun güvencesiyiz kardeşim” deyin. Vereceğiniz kararlarda bunu görelim. Demirtaş dosyası için demiyorum, zaten bu dosyada öyle bir karar göremezsiniz. Siyasetçiler ne derse o olacak. Ama halen bir sosyal medya mesajından dolayı gençlerimiz 9 yıl hapis cezası alıyor. Facebook'ta YPG ile ilgili 3 tane yorum yapmışsın diyor 3’üne 3 yılda toplam 9 yıl. Aydın'da oluyor bu, avukat arkadaşlarım biliyor konuyu. Bu nasıl bir şeydir? Nasıl çözeceğiz bunu. Biz direniyoruz burada. Boyun eğmeyeceğiz. O dönem de boyun eğmedik, bugün de eğmeyeceğiz. AKP güçlüdür, iktidardadır yargı emrinde, basın emrinde, bürokrasi emrinde, güvenlik güçleri emrinde diye hak bildiğimiz yoldan şaşmayacağız. Kellemiz de gitse şaşmayacağız.

Rüşvet almadan iş yapmayan AKPli belediye başkanları vatanperver; benim arkadaşlarım tutuklu, terörist!

Biz inanıyoruz. Bu ülke düze çıkacak. Demokrasi bu ülkede kurumsallaşacak. Hepimizin sorunları da siyaset ve barış içerisinde çözülecek. İnanmayan bildiğini yapsın. Benim belediye başkanı arkadaşlarım, o eylem etkinlikte yanımda olanların hepsi tutuklu şu anda. Hepsi tutuklu. Konuyu başka yere çekmek için söylemiyorum ama birçoğunun dışarıda kendine ait evi yoktur, kiradır, çocukları kira ödemekte zorlanır. Ama şu an meydan meydan dolaşıp ben belediye başkanıyım diyen yandaş belediye başkanlarının başkanlık yaptıkları şehrin yarısı onlarındır. İsim vermeyeyim. AKP’li belediye başkanlarının birçoğu büyük bir servet sahibidirler. Öyle dudak uçuklatacak cinsten. Arsalar, gayrimenkuller, paralar. Rüşvet almadan asla iş yapılmaz. Onlar şu anda milliyetçi, vatanperver, kahraman; benim arkadaşlarım tutuklu içeride, terörist. Bu anlayış yüzünden, bu sorunlar böyle çözülemeyecek. Bizim elimizdeki imkan bu. Buradan derdimi anlatıyorum. Bu benim direnişimdir. Partim parlementoda direniyor. Halkımız sandıkta direniyor. Elinden geldiğince miting yapıyor. Fırsat buldukça yürüyüş yapıyor. Derdini anlatmaya çalışıyor. Bizim budur direniş yolumuz, yöntemimiz. Bunu da yapmaya devam edeceğiz.

Hakkımdaki fezlekede delil başlığı bile yok!

Savcı bana fezleke hazırladı, siz beni tutukladınız diye bunları söylemekten vazgeçmiyorum. Taleplerimin arkasındayım. "Öcalan şunu dedi, PKK bunu dedi de bunları başlattı" demiş ama illiyet bağını bile kuramamış. Ben size bu taleplerin hepsini yıllardır tekrarladığımızı anlatabilirim. Hepsi parti programımızın parçası, hepsi siyasi programlarımızın parçası. İlk defa sanki orada söylüyormuşuz gibi, ille bir örgüt bağı kuracak ya! İşte haber sitesinden bunu buldum, onu oradan alıp yapıştırayım, Öcalan avukatlarıyla bunu konuştu, onu oradan alıp yapıştırayım ha oldu örgüt faaliyeti, terör faaliyet. Bu kadar basit mi ya, terörist olmak bu kadar basit mi? Bu mudur yani. Yargının göstereceği basiret bu mudur? Selahattin Demirtaş'ı bu şekilde mi terörist ilan edecek bir savcı? Bu mudur bir savcının elinden gelen soruşturma araştırma. Bana ait tek bir cümle yok fezlekede. Haber sitelerinden çıktı almış. Kopyala yapıştır. Fırat News, Roj TV… Oralardan aldığı şeyleri yapıştırmış. Ben ne yapmışım, konuşmam nedir? Hangi faaliyet, hangi eylem, bunun hukuki yorumu nedir? Bunun delille bağlantısı nedir? Yok böyle bir şey. Zaten delil diye bir şey almamış. Delil başlığı yok fezlekede. Davacı şüpheli suç, suç tarihi, yeri, iddia sonuç ve değerlendirme bu kadar. Delil diye bir başlık yok. “Şu delillere dayanarak ben bunun dokunulmazlığını kaldırmak istiyorum” dememiş ama bu Meclis’e gelmiş.

Parlamento, yargı bu kadar seviyesiz olabildi, muz cumhuriyeti işte!

Biz nasıl bir ülkeye dönüştük ki parlamento yargı bu kadar seviyesiz olabiliyor. Bir milletvekilinin dokunulmazlığının tartışılması bu kadar rahat olabiliyor. Oldu, geldi işte. Meclis’te hiçbir milletvekiline bunu anlatamadık. Arkadaş bir durun dedik. Tek tek fezlekeleri inceleyin bazıları gerçekten eften püften komplo kumpastır. Ciddiye aldıklarınız varsa kaldırın. Delil konmuşsa dosyaya kaldırın biz gidip yargı önünde hesap verelim ama böyle toptan davranmayın. Anayasanın 83. maddesi geriye dönük askıya alınmış. Olur mu, oldu. Muz cumhuriyeti işte! Her gün bir sürü kadın katlediliyor, her gün çocuklar ölüyor, her gün iş cinayetleri, tacizler… Çılgın bir topluma dönüştük. Bunda hepimizin suçu var, yargı başta olmak üzere. Yargı, siyasetin çöktüğü yerde doğrultu vereceğine, siyasetin enkazının altında kaldı. Tamam 5 bin üyesi yargılandı, açığa alındı, tutuklandı. Yargı da darbe aldı. Yargı içine çöreklenmiş çeteler de vardı fakat yargı da bundan ders çıkarıp doğru bir rotaya mı girdi? Hayır. Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere verdiği kararlarla hukukçu olduğumuza utandırdı bizi. Öyle kararlar verdi. Sonra da toplum neden bu halde? Niye bu halde olmasın ki? Dünyanın en cinnet toplumuna döndük, haberleri izlemekten utanıyoruz artık. Neler yaşanıyor? İnançlı bir toplum, %90’ı Müslüman bir toplum. Şöyle toplum böyle toplum diyoruz. Bir bakıyorsunuz aman tanrım! Elli tane Avrupa ülkesinde bir yılda yaşanmayacak şey, burada bir haftada yaşanıyor. Bunlar işte, nedenleri bunlar. Çözemiyoruz bir türlü cesaret göstermiyor hiç kimse.

Savcının fezleke düzenlemesi komplonun, kumpasın daniskasıdır

Biz cesaret gösterdik, söyledik, doğruyu söyledik. Doğru bildiğimizi en azından söyledik, mutlak doğru bizimkidir demiyoruz ama inandığımızı söyledik. Siz inandığınızı söyleyemiyorsunuz. Başbakan söyleyemiyor, Cumhurbaşkanı söyleyemiyor, Meclis Başkanı, muhalefet liderleri söyleyemiyor. Herkes birbirini kandırıyor. Herkes kendisini kurtarmaya çalışıyor. Kötü olmayayım, ben aradan gitmeyeyim, aman bana ne diyor. Bunu yapanların hepsi vatanperver, milliyetçi görülüyor. Riyakarlıktır bu, ben riyakarlık yapmıyorum. Cümlelerim budur, arkasındayım o gün yaptığım konuşma, doğrudur, meşrudur, haklıdır, terör faaliyeti değildir. Ne bir yasa dışı örgütten talimat alarak yapılmıştır, ne de etkilenerek yapılmıştır. Partimizin siyasi programının bir parçasıdır. Oraya gelenlerin hepsi de sivil insanlar, halktır. Suç işlemiş olanlar valiyle oradaki emri verenlerdir. Gerçekleştiremediğimiz bir oturma eylemidir. Ne 2911’e ihlal gerçekleşmiştir ne de örgüte yardım gibi bir amaç ile böyle bir sonuç gerçekleşmiştir. Ne böyle bir niyetimiz ne de böyle bir kinimiz olmuştur. O nedenle savcının fezleke düzenlemesi komplonun kumpasın daniskasıdır. Yıllarca da bu sürdürülmüştür ve maalesef ki biz bu davayı AİHM’e kadar götürüp AİHM’de hiç değilse bir karar alıp sizlerin önünü açmaya çalıştık. Siz onu da tanımayarak bu komploların sürmesi normaldir dediniz.

Fezlekedeki hiçbir şeyi kabul etmiyorum, tamamı yalan, kumpas, iftiradır

Türkiye’ye yazık oluyor, üzülüyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Kürdüm ben, ülkem adına, toplum adına üzülüyorum. Bunları hak etmiyor bu toplum. Dünyanın en kıymetli coğrafyalarından birinde ilk insanlığın yerleşim birimini oluşturduğu bir coğrafyada, dünyanın bütün medeniyetlerinin çıkış merkezinde yaşıyoruz. Bütün kültürlerden etkilenerek bir toplum oluşturmuşuz ama hak etmediğimiz bir noktadayız. Ve bunun nedeni korkak siyasetçiler, korkak yargı mensupları, geleceğinden kaygı duyup da haksızlığa hukuksuzluğa sessiz kalan medya mensuplarıdır. Herkes suçlu. Ben suçlu olmadığımı düşünüyorum. Ağzıma ne geldiyse, inandığımı söylemişim. Bu savcı bana dava açar, bu hakim bana ceza verir, Erdoğan beni içeri atar, biri gelir beni öldürür diye korkmamışım. Allah’tan başka kimseden de korkmamışım. Halen de o noktadayım. Bu fezlekeye dair de şu anda söyleyeceklerim bunlardır. Dediğim gibi bu kumpaslar bir gün açığa çıkacaktır. Mahkemenizin bunu yapmasını çok isterdim umudum yok, bunu yapacağınızı çok düşünmüyorum. Çünkü aldığınız kararlar çok da buna hizmet etmedi bugüne kadar. Ama bu kumpasları anlayabilseniz ülkenin yararına siyaset, yargı kurumu, akademi birlikte hareket edebilse birçok tuzağı boşa çıkaracağız. Ben buna inanıyorum, inancımı yitirmiyorum. Bunun için mücadelemizi de sürdüreceğiz. Dediğim gibi, fezlekedeki hiçbir şeyi kabul etmiyorum. CD çözüm tutanağında anlatılan her şey doğrudur. Ama bunun dışında hiçbir şey, ben ve orda oturma eylemi yapan arkadaşlarım tarafından yaşanmamış, yaratılmamıştır. Tamamı yalan, kumpas, iftiradır.

***

Olay tutanağında benimle ilgili kısımlara dair bir itirazım yok. Geri kalanlarla ilgili bilgim görgüm yok. Birçoğunun da yalan ve abartma amaçlı olduğundan şüphe duymuyorum. Dikkatinizi çekmiştir, örneğin Sur Kaymakamlığına 10 adet molotof isabet etmiş. Ama yine tutanakta dediğine göre Sur Kaymakamlığının penceresinin kenarı yanmış, 6 adet molotof isabet etmiştir, bir tane camı kırılmıştır. Dolayısıyla tutanakta da abartılı göstermek, büyük bir şiddet gösterisi yaşanıyor gibi göstermek için özel bir çaba sarf edilmiş. Bütün bu günün sonunda ne olmuş olay tutanağına göre, 4 ü çocuk olmak üzere 6 kişi gözaltına alınmış. 4 tane çocuğun üzerine yığmışlar abarttıkları bütün bu olayı. Yani kumpas. Güvenlik güçleri içinde, adliye ve bürokrasideki çete tarafından adım adım işlenmiş, Diyarbakır halkı özellikle terörize edilmeye çalışılmış. Diyarbakırda’ki sivil itaatsizlik eylemi özellikle terörize edilmeye çalışılmış. Nihayetinde de ben de dahil olmak üzere birçok siyasetçi hakkında dava açılmış. Osman Baydemir’in Aysel Hanım’ın diğer arkadaşlarımın beyanları ortada. En küçük bir şiddet yaşanmasın diye biz çaba gösterirken Diyarbakır Valiliği ve dönemin emniyet yetkilileri özellikle kentte şiddet görüntüsü oluşsun diye büyük bir çaba sarf etmişlerdir. Bence olay tutanakları da diğerleri de bunun bariz şekilde halka karşı işlenmiş bir suç, komplo ve kumpas olduğunu ortaya koyuyor.

24 Ocak 2019