Demirtaş: Bize geri adım attıramayacaklar

Demirtaş: Bize geri adım attıramayacaklar

Demirtaş’ın tutuklu olduğu davanın Sincan’da görülen duruşmasının ilk gününde yaptığı savunmanın üçüncü kısmı:

Fezleke düzenleyen savcı FETÖ üyeliği iddiasıyla muhriç ve tutuklu

19 No'lu fezleke. Fezleke kısa ama özellikle Meclis’le ilgili bölümler ayrıntılı olduğu için belki bugün oraya girmeyebilirim. Ama fezlekeye giriş yapmak istiyorum. Aslında ben gönderdiğim dilekçede seyahat için hasta olduğumu belirttim, yani revire çıktığımda doktor rapor da vermek istedi ama almadım. Yoksa normalde rahatsızım ve birkaç ilaçla burada kalmaya devam ediyorum. Evet 19 No'lu fezlekenin suçlama konusu “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suretiyle örgüt üyesi olmak, yasadışı PKK terör örgütünün propagandasını yapmak.” Suçun tarihi ve yeri 9 Ekim 2011 Diyarbakır olarak belirtilmiş. Fezlekenin tarihi de hemen bu söz konusu eylemin yapıldığı tarihten iki ay sonra düzenlenmiş. Fezlekenin savcısı MİT tırları savcısı olarak da bilinen ve tutuklanan Ahmet Karaca, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı vekilliğini o sırada yürütüyordu ve FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla ihraç edilmiş kişilerden biri. 19 No'lu fezlekeyi kendisi düzenlemiş ve soruşturmayı kendisi yürütmüş. Bunun altını çizerek devam edeyim.

Nedir fezlekedeki temel iddia? Önce demiş ki, “Roj TV’nin 25, 7.10.2011 tarihli yayınlarında DTK Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan tam 67 gündür haber alınamıyor, İmralı’da ağırlaştırılmış tecride karşı eylemler artıyor. En geniş katılımlı eylem 9 Ekim’de Gemlik’te yapılacak. Yürüyüş hazırlıkları başladı. Yazılı bir açıklama yaparak tüm bileşenlere yürüyüşe katılmaya çağırdı. KJD Yürütme Konseyi Başkanı Cemil Bayık, - Bu KJD ne ben de bilmiyorum ama savcı yazdığına göre biliyordur- Öcalan’a uygulanan tecridi ikinci bir komplo olarak tanımladı ve dolayısıyla 9 Ekim komplosundan bu yana geçen 13 yıllık süreci değerlendirdi. Bayık tecride karşı tepkilerin Gemlik yürüyüşü ile sınırlandırılmaması gerektiğine işaret etti. Kongre Gel, “Öcalan’a uygulanan tecridi kıracak gücümüz var” dedi. Kürt halkına demokratik eylem ve örgütlenme çağrısı yapıldı. KCK de komplodan bu yana geçen 13 yıllık süreci değerlendirdi. PKK’nin kat be kat güçlendiği Kürt Özgürlük Hareketinin yenilmezliğinin kanıtlandığı belirtilen açıklamada Gemlik yürüyüşüne yenilmezlik çağrısı yapıldı. Komplonun 13’üncü yılının sonuçlarını ortadan kaldırma yılına dönüştürelim diyen KCK sonuç alıcı eylemlerin gereğine işaret etti şeklinde… PKK-Kongre Gel güdümünde internet üzerinden yayın yapan ANF ve Roja Ciwan isimli sitelerde komplonun 13’üncü yılını, komployu ortadan kaldırma yılına dönüştürme, Önder Apo’nun özgürlüğü ve demokratik özerkliği, demokratik cumhuriyeti gerçeğe dönüştürmek için AKP’nin topyekün saldırılarına karşı her yerde topyekün cevap vermeye, komplonun 13’üncü yılının bir özgürlükler yılı haline getirmenin büyük tarihi hareketine dönüştürmeye ve tarihi serhıldan hareketine dönüştürmeye çağırıyoruz. Kürdistan Halk İnisiyatifi PKK Lideri Öcalan üzerindeki tecride karşı “Öcalan’a Özgürlük” şiarıyla 9 Ekim’de yapılacak Gemlik yürüyüşüne katılım çağrısı yaparak 9 Ekim Özgürlük hamlesidir, Önder Apo Kürdistan ve Kürt halkı özgürleşene kadar mücadelesi kesintisiz sürecektir. Tarihi önemdeki bu yürüyüş için halkımız hazırlıklı olmalıdır. Yaşamın bütün alanında kadını ve genciyle, yaşlısı ile bu yürüyüşü en güçlü şekilde örgütlemelidir. Gençlerimiz Agitleşerek, kadın yoldaşlarımız Bêritanlaşarak, Önder Apo, Kürdistan ve Kürt halkı özgürleşene kadar her yeri eylem alanına çevirmeli ve serhıldanları yükseltmelidir. 9 Ekim ile başlayan özgürlük hamlesi Önder Apo Kürdistan ve Kürt halkı özgürleşene kadar kesintisiz sürecektir. Komplonun 14’üncü yılına girerken başta PKK, PAJK militanları olmak üzere kadınlarımızı ve gençlerimizi çalıştıkları tüm çalışma sahalarında direnişi geliştirmeye ve serhıldanlara öncülük etmeye, yaşamın her alanında görev ve sorumluluklarına sahip çıkarak komplonun ilk sürecinde fedaice cevap veren yoldaşların komplocu güç odaklarına karşı sergiledikleri fedaice direnişi esas alarak Önder Apo’nun esaretini sonlandırana, özgürlük mücadelisini geliştirmeye ve siyasal soykırıma karşı tüm Kürdistan fedai gençliğini özgürlük dağlarına çağırıyoruz. Tüm Kürdistan’daki fedakar halkımızı bu kara günü lanetleme ve özgürlüğü sağlama mücadelesine güç katmaya çağırıyoruz. Kuzey’de halkımızın başlattığı Gemlik Özgürlük Yürüyüşü’nü selamlıyoruz ve tüm halkımızı katılmaya çağırıyoruz” içerikli çağrıları yayınladığı… Bu çağrılar doğrultusunda PKK terör örgütü Abdullah Öcalan’ın yakalanma sürecinin başlangıcını oluşturan 9 Ekim 1998 yılının Suriye’den çıkarılışının yıldönümü olması ve 27 Temmuz 2011 tarihinden beri ailesi ve avukatları ile görüşememesi bahanesiyle İmralı Cezaevi’nin kapatılması, askeri operasyonların durdurulması talepleriyle 9 Ekim 2011 Pazar günü Bursa ili Gemlik ilçesinde kitlesel katılımlı bir Gemlik Yürüyüşü adı altında düzenlenmek istenen yürüyüşün Bursa Valiliği tarafından yasaklanmasını protesto etmek amacıyla BDP organizesinde milletvekilleri, belediye başkanları sözde DTK üyeleriyle terör örgütüne muzahir kişilerin katılacağı bir oturma eylemi ve basın açıklamasının 9 Ekim 2011 Pazar günü 11:00-17:00 saatleri arasında Diyarbakır Dağkapı Meydanı'nda yapıldığı, Dağkapı Meydanı'nın orta kısmına 3X5 çapında, “Tecrit değil özgürlük, savaş değil müzakere. Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Milletvekilleri” ve 3X5 ebatında “Siyasi operasyonlara son Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Milletvekilleri” ibareli pankartların zemine asıldığı, saat 11:45 sıralarında BDP Eş Genel Başkanları Şüpheli Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık, İbrahim Binici, Ayla Akat Ata, Adil Kurt, Hasip Kaplan, Pervin Buldan, İdris Baluken, Mülkiye Birtane, Erol Dora, Murat Bozlak, Halil Aksoy, Sebahat Tuncel isimli milletvekillerinin toplanan kalabalığa dahil oldukları, şüpheli Selahattin Demirtaş’ın toplanan kalabalığa hitaben “Her yerde bütün halkımızı bugüne kadar teslim olmayan, iradesi teslim alınamayan halkımızı direnişe çağırıyoruz. Biz direneceğiz, kim nasıl anlarsa anlasın. Bu onursuzluğu bize dayatanlara karşı direneceğiz. Barış için yollarda olduk, dövüldük, ama ateşkesi sağlamaya çalıştık. Sağladık hakarete uğradık. Her türlü engele rağmen seçime girdik, siyasete girdik. Saldırılara uğradık, kırıma uğradık. Durmuyorlar. AKP durmak bilmiyor. AKP durmuyorsa biz de durmayacağız, direnişimizi sürdüreceğiz. Ve bugün artık barışa giden en önemli yol İmralı’dan geçiyor. AKP bunu geçmişte biliyordu, kabul etmişti görüşmeler sürüyordu. Bugün 9 Ekim uluslararası komplonun başlangıcının da yıl dönümü. Aynı zamanda bunu protesto ediyoruz ve çok açık belirtiyoruz. Biz insanlar ölmesin diye alanlardayız, meydanlardayız. Gerginlik çıkarmak için değil. AKP polisi bunu anlamalıdır. Onların can güvenliği için de meydanlardayız. 9 Ekim yıldönümünde şu mesajı Dağkapı Meydanı’ndan herkesin anlayacağı şekilde belirtiyoruz ki Sayın Öcalan İmralı’da tutulduğu müddetçe biz bu ülkede çözüm adına ne kadar çaba sarf edersek edelim bunu gerçekleştirmek zor olacak, imkansız olacak. O nedenle açıkça Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün tartışılmasının önünün açılmasının günü gelmiştir diyoruz. (...) Çocuktan kadına kadar, milletvekilinden belediye başkanına kadar, hergün bu kadar hakarete tahammül etmek zorunda değiliz. Herkes haddini bilecek. Devlet de devletliğini bilecek. Halka da kadına da, kimse bu halka sokakta işkence yapmaya kalkışmayacak. Ama bugün 9 Ekim. Biz halkımızı bulunduğu her yerde tavrını koymaya davet ediyoruz. Bugün de akşama kadar burada oturarak böylesi bir güneşte teslim alınamayacağımızı, burada kolektif irade göstererek Amed’in meydanında oturarak başlatıyoruz. Bütün halkımızı sevgiyle saygıyla selamlıyoruz. Bu faşizm bitecek, bu faşizm son bulacak.” şeklinde alıntı yapılan konuşma yapmıştır.

Evet ve netice itibariyle benim hakkımda “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suretiyle örgüt üyesi olmak” -nasıl bir tanım bilmiyorum ama böyle tanımlanmış- ve terör örgütü propagandasından fezleke hazırlayıp Meclis’e gönderilmiş. Şimdi buradaki çözüm tutanaklarını da okuyayım, ondan sonra da fezlekeye dair görüşlerimi sizinle paylaşmaya devam edeyim.

“Selahattin Demirtaş’ın görüntüye girdiği görülmektedir. Kalabalık tarafından “Bijî Serok Apo” sloganları atıldığı görülmektedir. Görüntünün 7. dakikasında Selahattin Demirtaş’ın basın açıklaması yaptığı görülmektedir.” Açıklamanın buradaki çözümü de şu şekilde ; “Arkadaşlar öncelikle hepinize teşekkür ediyorum. Bugün milletvekilleri olarak Diyarbakır’da Dağkapı Meydanı’nda direnişin sembolü haline gelmiş kentte, kentin ortasında bir oturma eylemi yapacağız. Biz günlerdir, haftalardır partililerimiz üzerinde, partimiz üzerinde, halkımız üzerinde 12 Eylül dönemlerini, 12 Eylül faşizmini aratmayacak bir baskı yaşıyoruz.Türkiye’nin Batısı sesimizi duymuyor olabilir. 90’larda da böyleydi. 90’larda bu şehirde, Batman’da, Silvan’da insanlar infaz edilirdi, köyler yakılırdı, medya üzerini örterdi, devlet üzerini örterdi. Devletin polisi ‘ben devletim’ derdi, üstünü örterdi. Bugün benzer şeyler yaşıyoruz. Belki infazlar, köy yakmalar yok, ama her gün faşizmi yaşıyoruz. Bulunduğumuz her yerde yaşıyoruz. Halkımız bulunduğu her yerde yaşıyor. AKP gibi düşünmeyen, devletin çözüm politikalarına inanmayan herkese düşman muamelesi yapılıyor. Bugün Dağkapı Meydanı’nda oturarak bu faşizmi protesto ediyoruz ama bundan sonra yapacağımız yürüyüşleri de bu oturma eylemi ile başlatıyoruz. Biz bundan sonra her yerde halkımızı 10 kişi 5 kişi 500 bin kişi kaç kişi olursa olsun direnişe çağırıyoruz. Bu faşizme karşı direnmek bir onurdur, bir haktır. Her yerde bütün halkımızı bugüne kadar teslim olmayan, iradesi teslim alınamayan halkımızı direnişe çağırıyoruz. Biz direneceğiz. Kim nasıl anlarsa anlasın, bu onursuzluğu bize dayatanlara karşı direneceğiz. Barış için yollarda olduk, dövüldük, ateşkesi sağlamaya çalıştık, sağladık hakarete uğradık. Her türlü engele rağmen seçime girdik. Hakarete uğradık, saldırılara uğradık, zulme uğradık. AKP durmak bilmiyor. AKP durmuyorsa biz de durmayacağız, direnişimizi sürdüreceğiz. Eğer AKP gerçekten barış sevdalısıysa, barışı kovalamak zorundadır. Eğer AKP gerçekten de bizim kadar akan kanın durmasını istiyorsa barışı gerçekleştirmek için daha fazla çaba sarf etmek durumundadır. Ve bugün artık barışa giden en önemli yol İmralı’dan geçiyor. AKP bunu geçmişte biliyordu, kabul etmişti. Görüşmeler sürüyordu. Bugün 9 Ekim uluslararası komplosunun başlangıcının da yıldönümü aynı zaman da bunu protesto ediyoruz. Ve çok açık söylüyoruz: biz insanlar ölmesin diye alanlarda, meydanlardayız. Kimseye zarar vermek için gerginlik çıkarmak için değil, AKP polisi bunu anlamalıdır. Onlarında can güvenliği için meydanlardayız. Bize ‘kim oluyorusunuz?’ diye soranlara belirtiyoruz; siz kendinizi koruyamıyorsunuz biz sizi korumaya çalışıyoruz. Bunu anladığınız zaman bu ülkeye barış gelecek. Bunu yapmaya çalışıyoruz ve 9 Ekim’in yıldönümünde şu mesajı Dağkapı Meydanı’ndan herkesin anlayacağı şekilde belirtiyoruz ki; Sayın Öcalan İmralı’da tutulduğu müddetçe biz bu ülkede çözüm adına ne kadar çaba sarf edersek edelim bunu gerçekleştirmek zor olacak, imkansız olacak. O nedenle açıkça Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün tartışılmasının önünün açılmasının günü gelmiştir diyoruz. Bu vesile ile, biz burada başlattığımız oturma eylemi ile bütün Türkiye kamuoyuna şu mesajı veriyoruz; barış AKP’nin atacağı tek bir adıma kalmıştır. Somut tek bir adıma kalmıştır. Barışa giden yolu açacak en büyük adımı AKP bugün atmakla görevlidir, sorumludur. Bundan sonra çağrılarını kimse BDP’ye yapmasın, AKP’ye yapsın. Barışa giden yolu kim tıkamışsa o açmalıdır. Ve çağrılar AKP’ye yapılırsa ve AKP de bu çağrılara cevap verirse biz her zamanki gibi fedakar duruşumuzu sergileyeceğiz, her zamanki gibi barış için çaba sarf edeceğiz. Ama bugün artık faşizme karşı bizim açımızdan onurlu bir dik duruş günüdür, direniş günüdür. Çocuktan kadına kadar, milletvekilinden belediye başkanına kadar her gün bu kadar hakarete tahammül etmek zorunda değiliz. Herkes haddini bilecek. Devlet de devletliğini bilecek. Halka da kadına da vekile de yaklaşırken haddini bilecek ona göre yaklaşacak. Kimse saygısızca, terbiyesizce bu halka saldırmayacak. Bu halk ölümler olmasın diye sokaktayken kimse bu halka sokakta işkence yapmaya kalkmayacak. Bu nedenle yapılmak istenen Gemlik Yürüyüşü işte bütün bu tıkanan süreci sarsmak için demokratik bir refleks olacaktır. Bundan da korktular bundan da ürktüler. Her yerde yasaklamalarla engellemelerle kentlerin dışına çıkış engellendi. Büyük bir abluka, sıkıyönetim, OHAL görüntüsüyle saldırılarla demokratik eylemin gerçekleşmesi engellendi. Ama bugün 9 Ekim’de, biz halkımızın bulunduğu her yerde tavrını ortaya koymaya davet ediyoruz. Bugün de akşama kadar burada oturarak böylesi bir süreçte teslim alınamayacağımızı burada kollektif bir irade göstererek Amed’in meydanında oturarak başlatıyoruz, göstermek istiyoruz. Bütün halkımızı sevgiyle saygıyla selamlıyoruz. Bu faşizm bitecek, bu faşizm son bulacak.” Konuşma sona erdikten sonra Selahattin Demirtaş’ın beraberindekilerle birlikte belirli bir süre oturduğu ve daha yanındakilerle birlikte ayağa kalktığı bu esnada Gültan Kışanak’ın konuşma yaptığı görülmektedir. K6’da Demirtaş ile ilgili herhangi bir görüntü ve ses kaydına rastlanılmamıştır.

P300 isimli görüntüde Demirtaş'ın görüntünün 11. saniyesinde diğer milletvekilleri ile birlikte alana geldiği görülmektedir. Bunun dışında herhangi ses veya eylemsel tavrına  rastlanılmamıştır. Can TV isimli görüntü çözüm tutanağında Demirtaş’ın konuşmasından bölümlere ve oturma eyleminden görüntülere yer verildiği görülmektedir. Tekrar olduğu için çözümü okumuyorum. Roj TV isimli dosya incelendiğinde yine benzer görüntü ve konuşmalara yer verildiği görülmektedir. Tekrar olduğu için okuma gereği duymuyorum. Söz TV Demirtaş’ın alana gelmesi ve yapmış olduğu konuşmasından kesitlere yer verildiği görülmüştür. Yine çözüm benzer olduğu için tekrar etme ihtiyacı duymuyorum. TV21 bu da yerel bir kanal. Orada da yayınlanan haber içeriği çözüm tutanağına ve bilirkişi raporuna yansıdığı için, benzer olduğu için tekrar etme ihtiyacı duymuyorum. K4 isimli K6 ve T300 isimli görüntü dosyalarının yukarıda çözümü yapılan dosyalarla birebir aynı olduğundan herhangi bir çözüm işlemi yapılmamıştır.

Kanal 7 yine benzer görüntü ve çözüm içerikleriyle haber yapmış meseleyi yine bu haber içeriğiyle çözümle okuduğum çözümle benzer olduğu için tekrar etmiyorum. Kanal D televizyonunda  yayınlanan haber içeriği burada çözüm dökümü yapılmış yine burda tekrar etmek istemiyorum yine benzer olduğu için. Hakeza Show TV yine benzer bir içerikle haberleştirmiş ve çözüm tutanağı burada son bulmuş.

Evet şimdi fezlekeye ve iddianameye alınan konuşmanın bir kısmı oldu. Aslında konuşmanın çözüm tutanağına tamamının alınması gerekirken bir kısmının alındığı ve özellikle savcının suç olarak düşündüğünü iddia ettiği kısımları iddianameye ve fezlekeye koyduğunu görüyoruz.

Halkların Demokratik Partisi kendi gündemine hakimdir

Buradaki temel suçlama nedir? Yasadışı örgüt çeşitli yollarla çağrı yaptı ve Demirtaş da buna uygun bir şekilde basın açıklaması yaptı, oturma eylemi yaptı. Bu şekilde de örgüte yardım etmiş oldu. İddia bu. Şimdi yine ileriki aşamalarda mahkemenize deliller sunulurken avukatlarım verecekler; Öcalan'la ilgili İmralı'da çözüm sürecinin başlaması, diyaloğun başlaması, tecridin kaldırılmasıyla ilgili partimiz yüzlerce eylem yapmıştır, yüzlerce karar almıştır. Ve bunu da her seferinde kamuoyuna duyurarak, ilan ederek yapmıştır. Gizli saklı değil. Bu fezlekede bahsedilen işte Cemil Bayık, Kongra Gel vs örgüt adına yapıldığı iddia edilen açıklamalar yapılmış mı yapılmamış mı bilemiyorum. Fakat bu açıklamaların ne yapılmış olmasından bizim partimizin bilgisi olur ne de partimiz buna göre karar alır. Demokratik Toplum Partisi de, Barış ve Demokrasi Partisi de Halkların Demokratik Partisi de kendi gündemine hakimdir, parti programına uygun bir şekilde, siyasi çizgisine uygun bir şekilde kararlarını alır ve hayata geçirir. Bu da onlardan biridir.

Gemlik yürüyüşüne katılmak siyasi çözüm önerimize uygundur

Gemlik yürüyüşü, TUHAD-DER Tutuklu Aileleri Derneği’nin aldığı bir karardır. Resmi dernek defterine yazıp kararını almışlar, kamuoyuna duyurmuşlar ve hem partimizden hem STK'lardan, barolardan vs destek istemişlerdir. Partimiz de bu yürüyüşe destek verme kararı almıştır. Çünkü bizim de siyasi çözüm önerimize uygundur. “Tecrit kalkmalı Öcalan’la görüşme başlamalıdır” demişizdir. 2011 yılında milletvekillerimizden oluşan bir grubun da Gültan Kışanak başkanlığında Gemlik'e giderek Öcalan’la görüşülmesini talep etmesini kararlaştırmışızdır. Gültan Kışanak da 8 Ekim’de, yani bu açıklamayı yapmamızdan bir gün önce yanında grup başkanvekillerimiz, milletvekillerimiz olacak şekilde Diyarbakır’dan araçlarla yola çıkmak istemiş ve Diyarbakır’ın girişinde durdurulmuştur. Daha Diyarbakır’dan çıkmadan güvenlik güçleri tarafından durdurulmuştur.

Millete karşı devlet

O dönem basına da yansıdı ve çokça tartışma yarattı; Gültan Kışanak’ın üzerine polis panzeri sürülüyor ve son anda ezilmekten kurtuluyor, arkasından tartaklanıyor. İdris Baluken Grup Başkanvekilimizin polis müdahalesinde gözlüğü kırılıyor, “İdris Bey siz kimsiniz nasıl böyle yaparsınız” diye karşı çıktığında bir polis memuru “sen kimsin” diyor, İdris Bey de “ben milletin vekiliyim” diyor, polis bey de aynen şunu söylüyor, “ben de devletim kardeşim”. O gün bütün basında gün boyunca “ben de devletim” manşeti işlendi. Millete karşı devlet. Bu haberler aslında tepki de topladı. “Polis neden kendini devlet olarak tanımlıyor ve karşısındaki milletvekiline ben de devletim derken hangi ideolojik zihinsel kodları deşifre etmiş oluyor” diye tartışmalar yaşandı. Aynı müdahale sırasında kadınlar yerlerde sürüklendi, yanlarında çocuklarıyla birlikte gazlı coplu müdahaleye maruz kaldıkları için bayılanlar oldu, vs vs. Gazeteciler yaralandı bu müdahalede, onu da daha sonra sunacağız. Tek bir amaç vardı, o da konvoyun çıkışını engellemek. Şiddet eylemi yok, taş yok, slogan yok. Konvoy kaç araçlıktı bilmiyorum eşbaşkanın konvoyu. "Sizi bu şehirden çıkarmayız" deyip müdahale ettikleri bir olaydan bahsediyoruz.

Müdahale adı altında işkence yapıldı, biz bunu protesto ettik

Ne polis ne savcı fezlekesine bunları yazmıyor. Bu 8 Ekim'de oluyor Diyarbakır'da. 9 Ekim'de de ben geliyorum Diyarbakır'a. Gültan Kışanak ve bir grup milletvekilimizle Dağkapı Meydanı’nda protesto eylemi yapıyor, "siz sivil itaatsizlikleri engelliyorsunuz" diyerek bunu kınıyoruz. Konuşmamda da bunun altını çiziyorum. Ne diyorum: "çocuktan kadına kadar, milletvekilinden belediye başkanına kadar her gün bu kadar hakarete tahammül etmek zorunda değiliz. Herkes haddini bilecek. Devlet de devletliğini bilecek. Kimse bu halka sokakta işkence yapmaya kalkışmayacak." Yani bunu uydurmuyorum. Bir gün önce sokakta milletvekilinden yaşlıya, kadına, genel başkana kadar müdahale adı altında işkence yapılmış. Bunu protesto ediyoruz.

Yine o dönemin emniyet müdürleri ve savcıları ki Ahmet Karaca ünlü bir savcıydı. O dönemde cemaat adına baş sorumluydu, her şey ondan sorulurdu. Avukat arkadaşlarımız iyi bilirler Diyarbakır'da görev yapanlar bütün Adliye Ahmet Karaca'dan sorulurdu. Tahliyeden tutun tayinlere ve atamalara kadar Karaca Diyarbakır'ın Adalet Bakanı’ydı. Bu adam bu fezlekeyi hazırladı. Az önce de altını çizmeye çalıştım fezlekelerden bahsederken.

Faaliyetlerimizin tamamı barış ve müzakere içindir

Kimini 2011'de kimini 2010’da gerçekleştirdiğimiz benzer içerikli siyasi faaliyetler bunlar. Temel hedefi barış, müzakere, diyalog. Öcalan sürece dahil edilsin, tecrit kaldırılsın. Tabi partimizin tek faaliyeti bu değil, ekonomiye, tarıma dair yüzlerce faaliyetmiz var ama onlar tabi ki fezlekelere konu olmuyor. Ama bütün bu iddianamelerde fezlekeleri yan yana getirip birleştiren uyanık savcı şunu yapmaya çalışıyor: Sabah Diyarbakır’da Öcalan için eylem yapmışız, öğlen Batman’a gitmişiz Öcalan için eylem yapmışız, ertesi gün Mardin'de eylem yapmışız. Zannedersiniz 12 yıl boyunca biz her gün Öcalan ve PKK eylemleri yapmışız. Dolayısıyla olsa olsa bu bir PKK yöneticisi tarafından yapılır algısı yaratılmaya çalışılmış. Oysa tamamı barış ve müzakere için yapılmış siyasi faaliyetler ve çalışmalar. Her birinin arasında belki 1 yıl belki 6 ay var. Fezlekelerin tek iddianamede toplanılarak yaratılmak istenen algı kesintisiz bir örgüt faaliyeti yürütüldüğü ve hepsinin örgüt talimatı ile yürütüldüğü algısını kuvvetlendirmek üzere kurulmuş bir kumpastan başka bir şey değildir.

Ben bu düşüncelerimi her yerde savundum

Peki ben bu düşünceleri Diyarbakır Meydanı’nda, mitingde, yürüyüşte, oturma eyleminde mi sadece savundum? Hayır. Meclis’te de savundum, TV programlarında da savundum. Ben bunu TBMM Genel Kurulu’nda, grup toplantısında, basın toplantısında savundum. Gazetelere verdiğim röportajlarda altını çizdim. Örneğin aynı günlerde, 11 Ekim 2011 Meclis Grup Toplantısı’ndaki konuşmamdan size bölüm okuyayım:

"Gemlik yürüyüşü ile bugüne kadarki devlet hükümet uygulamalarının politikaları neyse bir kez daha teşhir olmuştur. Nedir o gerçekler, burada sizinle paylaşmak istiyorum. Bakın en önemli konulardan biri de Kürt sorunudur ve geçen hafta gerçekleştirmek istediğimiz yürüyüşte ortaya çıkan tablo 80 yıllık cumhuriyet politikasının trajik birer tekrarından ibarettir." 

Birincisi, bunu Meclis’te söylüyorum: 9 Ekim’de başlayan Sayın Öcalan’a yönelik uluslararası komplo 15 Şubat’ta Türkiye’ye getirilmesiyle birlikte “bu sorun bitmiştir, çözülmüştür” yalanı 12 yıldır bu yalan Türkiye halkının, kamuoyunun gözünün içine baka baka tekrarlanıyor. Biz 9 Ekim Gemlik yürüyüşü ile bu yalanı teşhir etmeye çalıştık, İmralı’da rehin alınan, ipotek altına alınan Abdullah Öcalan değil, Türkiye’nin demokrasiye, özgürlüğe, barışa ilişkin geleceğidir. Biz bunu teşhir etmeye çalıştık. Ey Türk halkı sizi kandırıyorlar, bu uluslararası komplo sorunu çözmeye dair bir komplo değildir, sorunu derinleştirmeye, çözümsüz bırakmaya dair bir komplodur. Bunu anlatmaya çalıştık. İmralı’da tutulan bir şahıs, şahsiyet değil, siyasetin tıkanılmışlığıdır. 12 yıldır bir çözüm bulanabiliyor mu, çok daha beteri arzulanmıştı, iç çatışma, etnik çatışma arzulanmıştı ama hepimizin sağduyusu bunu önledi. Şimdi bir kez daha bir oyun oynanmak isteniyor, tecrit ile rehin alma, şantaj politikasıyla bir oyun oynanmak isteniyor. Türkiye kamuoyuna faşizan, milliyetçi, ırkçı mesajlarla bir yandan duygusal atmosfer pompalanırken, diğer yandan çatışma derinleştiriliyor ve Kürt halkı bu tezgahları, oyunları iyi bildiği için Gemlik’e giderek bu tezgahlara dikkat çekmek istiyor. Ama yüce devlet, kutsal devlet bunu engelliyor. Birileri de bundan mutlu oluyor. Provokasyon engellendi diye... Engellediğiniz barış girişimidir, engellediğiniz, önüne set çektiğiniz barış girişimidir. Bunu anladığınız zaman ülkeye barış gelir. Ne yapmaya çalıştığımız anladığınızda barış gelir. Sizi anlatıldığı gibi değildir. Bu nedenle Türk halkı olup biten bütün bu senaryolar içinde nasıl kandırılmaya çalışıldığını ve bunun bir tekrardan ibaret olduğunu görmelidir. 9 Ekim Gemlik yürüyüşü girişimimiz işte bu tehlikelere bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Devlet aynı tekrar içerisindedir. Devlet bildiğimiz devlet değişen bir şey yoktur. Ortaya çıkan ikinci gerçek de budur işte. 1980’li yıllardaki devlet ne ise 90’lı yıllardaki devlet ne ise bugünkü AKP odur. Gemlik yürüyüşü bunu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkarmıştır. Bir hükümet beğenmediği Kenan Evren anayasasını bile 9 Ekim günü uygulamadan kaldırmıştır. 8-9 Ekim günü BDP’liler anayasanın olmadığı bir ülkede yaşamışlardır. İki gün anayasasız yaşadık. Seyahat özgürlüğü yok, ifade özgürlüğü yok. İşkence yasağı hakkı tanınmıyor. Temel hak ve özgürlükler 2 gün boyunca hiçbir yasal dayanağı olmadan askıya alınıyor. 90’lar dediğimiz budur zaten, 90’lı yıllar yasanın, özgürlüklerin yürürlükte olmadığı yıllardır. Biz o günleri yaşayanlar, mağdurlar çok iyi biliyoruz. Biz biliyoruz da o dönemleri bilmeyenler, o dönemde yaşananları anlamayanlar bugün olup bitenleri de anlamasın diye üstünü örtmeye çalışıyorlar. Bir dönemler muhalefetteyken bugünkü iktidar, bu gelenek muhalefetteyken aynı şeylerin mağduruydu. Aynı şeylere tabi tutuluyordu. Bugün daha fazlasını yapmaya çalışıyorlar. Gemlik yürüyüşü işte bu çarpıklığı da ortaya çıkarmıştır. Valiliğin yasakçı zihniyeti, anlayışı yerel izdüşümü olmuştur. Valiler, emniyet müdürleri, polisler, başbakan ne söylüyorsa kraldan daha çok kralcı olarak yerelde onu uygulamaya çalışmıştır. Tutumlarının tamamı faşizan bir tutum, ırkçı bir tutumdur. O gün BDP’liler Türkiye’de seyahat edememiştir, kimliklerine bakılmıştır, Kürt ise ya gözaltına alınmıştır ya da araçları durdurulmuştur. Ya seyahat etmemesi için araçlar bağlanmış, cezalar kesilmiştir, ve bir bütün olarak Kürtler iki gün boyunca bir devletin, bir anayasanın, bir hukukun olmadığı bir ortamda yaşamlarını geçirmişlerdir. Ve buna hukukun üstünlüğü denmiştir. Provokasyon önlemiş manşetleri atılmıştır, Kürtlerin sesini kesebilirsiniz, muhalefetin sesini kesebilirsiniz, sokaklara çıkmamızı engelleyebilirsiniz, hepimizi cezaevine atabilirsiniz, sansür uygulayabilirsiniz. Hepsini yapabilirsiniz, buna gücünüz var. Hepsini yapabilirsiniz ama sorunu sadece bir gün erteleyebilirsiniz, 3 gün erteleyebilirsiniz, 5 gün erteleyebilirsiniz, bu sorun er veya geç güç bulduğu her yerde karşınıza çıkar, ve her çıktığında da daha güçlü çıkar. Tarih bunun şahididir. 50 defa size tavsiyede bulunduk, gidin Kenan Evren’i dinleyin, Tansu Çiller’i dinleyin. Anılarını anlatsınlar size. Bize neler yaptıklarını bizden değil onlardan dinleyin. Başarılı olmuşlar mı olmamışlar gidin onlardan dinleyin biz anlatmayalım. Gidin bakın size tavsiye edecekler mi, siz de aynısını yapın diyorlar mı. Biri eyalet sistemi öneriyor, öbürü yaptıklarına, yapacaklarına pişman ve nerede olduğu belli değil tarihin çöplüğünde. Ama bunlar hala o zihniyeti devam ettirerek aynı anlayışı bize dayatmaya çalışıyorlar. Niye, çünkü devletler karşımıza devlet olarak çıkıyorlar. 90’lı yıllarda da aynıydı, “ben devletim” derdi arkasından ensemize kurşun sıkardı, “ben devletim” derdi köylerimizi yakardı. Şimdi aynı devlet karşımıza çıkmış beni tanıyor musun “ben devletim” diyor.

Bre cahil kuyruğun atı salladığı nerede görülmüş. Bugüne kadar tarih öyle bir şey yazmış mı? Sen devletsen tek bir görevin vardır, halka hizmet edeceksin. Halka köle olacaksın, başka bir devlet anlayışını tanımıyoruz. Böyle bir devlet anlayışını tanımıyoruz. Böylesi bir devlet politikasının meşruiyeti bizim nazarımızda yoktur. Senin gibi bir devleti tanımıyoruz. Sen bu halka karşı 80 yıldır aynen bu şekilde davrandın. Karşısına çıktın “ben devletim” dedin, hakaret ettin, ezmeye çalıştın şimdi bu halk senin gibi bir devleti tanımıyor. “Çekil önümden” diyor. Bunu anlamayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az minvalinde söylüyorum. Senin gibi bir devleti senin gibi bir zorba anlayışı Kürt halkı tanımıyor bundan daha açık nasıl söyleyebilirim. Eşbaşkanımız öldürülmek isteniyor, polis panzeriyle üstüne öldürmek kastıyla hareket yapılıyor ne bir soruşturma ne bir özür ne bir yanlış olduğu açıklaması. Bir genel başkana karşı nasıl böyle bir hareket, nasıl böyle bir öldürme kastıyla hareket eder. Bundan üzüntü duyduk diyen bir açıklama, hiçbir şey yok. Hele bir adet İçişleri Bakanı var ki, Allah’tan iki adet yok. Ülkede iç savaş çıkar. Böyle bir anlayış, böyle bir zihniyet bize demokrasi mi getirecek? Milletvekiline karşı bu yaklaşımı gösterenin halka neler yaptığına siz karar verin.
 
Kimse yazmıyor çizmiyor. Kimse dizi filmler yapmıyor, paralar döküp TRT’de dizilere dönüştürmüyor diye yaşadığımız işkenceler gizli saklı kalacak değildir. Artık Türkiye toplumu eski toplum değildir. Dünya eski dünya değil. Gerçeklerin üstünü örtemeyeceksiniz. Yaptığınız işkencelerin, hakaretlerin hesabını halka vereceksiniz. Sesimizi kıssanız da vereceksiniz, kısmasınız da vereceksiniz. Bundan kaçış yoktur. Korkunu ecele faydası yoktur. Bu kadar korku panik halinde bize saldırıyorsanız bu sizin acizliğinizdir. Bu sizin çaresizliğindir başka da bir şey değildir. Eğer bizim bugüne kadar yaptığımız öneriler, bizim bugüne kadar ortaya koyduğumuz fikirler birazcık tartışılabilseydi, hükümet bunları birazcık değerlendirebilseydi bugün başka bir ülkede yaşıyor olacaktık. Bugün demokrasisiyle, özgürlükleriyle, barışıyla bütün Ortadoğu’ya dünyaya örnek bir Türkiye olarak yaşayacaktık. Ama hiçbir önerimiz sağlıklı bir şekilde tartışılmadı. Ciddi bir şekilde ele alınmadı, tam tersine BDP’liler, muhalefet edenler ve vicdanı aklı olan herkes terörist ilan edildi. Ve dünyanın en çok teröristi olan ülkeye döndük. Birinci olduk biliyorsunuz, dünyanın en çok teröristi bizde. Eğer gerçekten Allah korusun hepimiz terörist olsaydık, bu ülkede bu kadar terörist olsaydı AKP iktidarda olamazdı. Kimse evinden dışarı çıkamazdı. Bunların attığı, salladığı yalanlar gerçek olsaydı Türkiye’de kimse evinden çıkamazdı. Milyonlarca terörist, yüzbinlercesi cezaevinde, milyonlarcası meydanlarda. “Siyasi terörist” diyorlar “entelektüel terörist” diyorlar, “bunlar gazeteci değil, terörist” diyorlar. Terörist olmayan yok, bunların çıkardığı yasalarla dünyada birinci olduk. Bizim önerilerimiz dikkate alınsaydı, işte bu sıkıntıların sorunların hiçbiri yaşanmıyor olacaktı. Bu yasaları kim çıkardı AKP, CHP. Özel yetkili mahkemeleri kim getirdi? AKP. Kim destek verdi? CHP. Ne dediler o dönemde “terörle mücadele ediyoruz.” Şimdi CHP mağdur.

Gizli tanığı kim getirdi? AKP. Kim destek verdi? CHP. Bunların hepsini birlikte yaptılar. Hepsini el ele yaptılar. Bakın gün geldi devran döndü ne günlere kaldık. Şimdi bütün muhalefeti ezmek susturmak için AKP elindeki bütün imkanları olanakları herkese karşı kullanıyor.

Şimdi bütün muhalefeti ezmek ve susturmak için AKP elindeki bütün olanakları herkese karşı kullanıyor. O nedenle Türkiye’deki bütün gerçek demokratlar, yurtseverler, vatanseverler, bu ülkenin vicdanlı her bireyi her kurumu her örgütü bu zihniyete karşı ortak hareket etmek, mücadele etmek zorundadır. Bu tarihi bir zorunluluktur. Bu Gemlik yürüyüşü vesilesiyle önerimizi, bugüne kadar açık ortaya koyduğumuz önerimizi tekrarlıyoruz: İmralı’da tutulan bir şahıs değildir, Türkiye’nin barışa dair, özgürlüğe dair geleceğidir. O nedenle ev hapsini kısa vadede hemen uygulamaya koymalıdır hükümet. Bu öneri ciddi bir öneridir. Bakın yıllarca gidin İmralı’da görüşme yapın dedik, saldırdınız ve hakaretler ettiniz. Böyle şey mi olur dediniz. Bunu söylerken bile gidip görüştünüz, iyi de yaptınız. Görüştüğünüz yıllarda akan kanı durdurdunuz ateşkesi sağladınız, fena mı oldu? Kim bilir kaç insanın canı kurtuldu, kaç bin gencin canı kurtuldu, kaç bin ananın acısını önlediniz, fena mı oldu? Önerimiz yerindeydi, doğruydu. Israr ettik gerçekleşti. Şimdi bu yaptığımız öneriyi de sağduyuyla, sağlıklı ve akıllıca Türkiye tartışmak zorundadır. Bildiğimiz inandığımız doğru, akılcı, gerçekçi yolu gösteriyoruz. Bunun dışındaki hiçbir yol gerçekçi değildir. Şuraya buraya bayrak dikmekle sadece kan dökersiniz, sadece sorunu on yıllarca ertelersiniz, sorunu büyütürsünüz ama akılcı yolları gösterenleri linç etmeye çalışırsanız ortada görüşebileceğiniz, konuşabileceğiniz hiç kimse kalmayacaktır. Bize yönelik bu linç tutumu, bizim önerilerimize karşı bu hakaretvari yaklaşım çözümün önünü tıkayan en sıkıntılı anlayıştır.

Açıkça tartışılsın, ev hapsinin neyi yanlıştır? Ortada bir Kürt sorunu var mı? var. Osmanlı’dan devraldığımız tarihi bir sorunla karşı karşıya mıyız? Evet. Bu sorunu çözmek zorunda mıyız? Evet. Bu sorun 29 isyana konu olmuş mu? Evet. Son isyan hangisi? Bu isyan. Bu isyanın lideri kim? Öcalan. Peki o nerede? İmralı’da. Bu isyan bitsin istiyor muyuz? İstiyoruz. Edirne’den Hakkari’ye bu savaş bitsin istiyor muyuz? İstiyoruz. O halde bu isyanın lideriyle görüşüp bu isyanı bitireceksiniz. İşin siyasi kısmı, anayasal, demokratik müzakereler kısmı bizim işimizdir. Muhatabız. Gelin konuşalım, tartışalım. Ama siz bu kadar ciddi bir meselede hele hele Ortadoğu bu kadar kaynarken, Suriye’deki, İran’daki gelişmeler bu kadar yakıcı hale gelmişken hükümet ‘koster bozuk, rüzgar şiddetli’ gibi akla hayale gelmeyecek ciddiyetsizlikle meseleye yaklaşıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu kadar ciddi bir meseleyi konuşuyoruz. Her gün insanlar ölüyor. Bunlar çıkıp cenazelerde milliyetçi söylemlerde, bitireceğiz kökünü kazıyacağız söylemleriyle tekrar tekrar halkı aldatmaya çalışıyor. Biz gerçekleri konuşmaya, bildiğimiz inandığımız yolda ilerlemeye gayret ediyoruz. Yaptığımız öneri budur, bu kadar açık şekilde söylüyoruz. Başka yolu yok. Bilen varsa yeni bir şey söyleyebilen varsa çıksın söylesin. Ama 30 yıllık tekrarları bize çözüm diye dayatmasınlar. Yeni bir çözümü olan yoksa da bizim çözüm önerimizi gelsinler tartışalım. Nasıl uygulayabilir nasıl yapabiliriz hep birlikte tartışalım hayata geçirelim. İşte Gemlik yürüyüşü hükümetin bütün bu yaklaşımını ciddiyetsizliğini ortaya koymuştur. Sen 100 yıllık Kürt sorununu böyle mi çözeceksin? Otobüslere ceza keserek, vekilleri döverek, gaz atarak, basınçlı su sıkarak, herkesi gözaltına alıp çoluk çocuk kadın demeden coplardan geçirerek, İmralı’ya böyle yaklaşarak yüz yıldır çözülmemiş Kürt sorununu böyle mi çözeceksin? Türkiye kamuoyu da buna mı inanacak? Bu aldatma, bu kandırma bitsin istiyoruz, bu yüzden bu kadar açık ve net bir şekilde görüşlerimizi belirtiyoruz değerli arkadaşlar.”

Konuşma Meclis’te yapılmış bir konuşma, uzun uzadıya bu şekilde devam ediyor sadece ilgili kısmı okudum. Şimdi buna benzer TBMM’de yaptığım 3 konuşma daha var ama uzun onlar, onları eğer sizler de uygun görürseniz yarına bırakmak istiyorum. Fakat şu mantığı ben hatırlatmak ve anlatmak istiyorum hem size hem de kamuoyuna. Çünkü ben bu hesabı aynı zamanda kamuoyuna veriyorum yargılamalarım vesilesiyle.

Seçilmeden önce de bunları dile getiriyordum, şimdi de aynı şeyleri savunuyorum

Bunlar benim ve partimin siyasi düşünceleridir. PKK şu çağrıyı yaptı, şu sitede bu yayınlandı diye biz bu düşüncelere sahip değiliz. 2007’de milletvekili seçildiğimde de bunu söylüyordum, seçilmeden önce İHD yöneticisi ve avukatken de bunları söylüyordum. Aradan bunca zaman geçti, halen bunları söylüyorum. Dışarıda partim halen bunları tekrar ediyor.

Bir defacık Türkiye İttifakı kurulmuş olsaydı binlerce insanımızın canını kurtaracaktık

Eğer bir defacık, hani bugünlerde ‘Türkiye İttifakı’ deniyor, sadece bir defa Türkiye ittifakı sağlanabilseydi bundan kastım şudur: belli başlı siyasi partiler, devlet bürokrasisi, yargı, güvenlik bürokrasisi, ordu dahil, parlamento, medya hep birlikte bir defacık bu konuda ittifakı sağlayabilseydi binlerce insanımızın canını kurtaracaktık. Milyarlarca dolarlık ülkenin zararını kurtaracaktık. Bambaşka bir Türkiye'yi hep birlikte yaratacaktık. Ama yıl 2019, seneye Mars’ta büyük bir insan kolonisi yerleşmeye çalışacak, Mars’a ilk sivil yolculuk yapılacak ve biz Ankara 19. Ağır Ceza Mahkamesi’nde bunu tartışıyoruz. ‘Selahattin Demirtaş sen 7 yıl önce Dağkapı Meydanı’nda Öcalan’la görüşülsün dedin mi demedin mi? Dediysen kardeşim terör örgütüne yardım yapmışsan ha demediysen bunu araştırıyoruz o yüzden de 2 buçuk yıldır orda bir hücrede tutuyoruz’. Bunu tartışıyoruz gerçekten budur. Karikatürize etmek için söylemiyorum. Utanç vericidir. Sizler, bizler, avukatlarım, kamuoyu, utanç vericidir. Nasıl oluyor da bunları aşamıyoruz nedir mevzu?

Kışanak’ın yerine atanan kayyım 2.7 trilyon liraya makam odası döşetti

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanımız Gültan Kışanak Kandıra Cezaevi’nde tutuluyor, onun yerine atanan kayyım tam 2.7 trilyona makam odası döşemiş. 2.7 trilyon! Makam odası. Bakın belediyemiz bu konuda müfettiş istedi, soruşturma yapılacak ve ortaya çıkacak. İddia ediyorum, bu tiplerin çalışma tarzını biliyorum. Söz konusu kayyım, ismi mevzubahis değil, ben İHD Başkanı iken kendisi Diyarbakır Vali Yardımcısı’ydı 2006 yılında. İnsan Hakları İl Kurulu'ndan sorumlu Vali Yardımcısı’ydı. Benim hemşerimdir aynı zamanda. İl insan hakları kurulu toplantılarında tartışırdık kendisiyle. Tarzını o zamandan biliyoruz. Ne yapmıştır biliyor musunuz? Diyarbakır’da herhangi bir ihale alan bir müteahhite o makam odasını döşetmiştir, yani başka bir müteahhide bedavaya orayı döşetmiştir, faturayı da başka bir yerden aldırıp harcama yapılmış gibi göstermiştir. Soruşturma olacak ve iddia ediyorum bu ortaya çıkacaktır.

Bunlar vatansever, bizler terörist, bizler tutuklu

Gültan Kışanak belediyenin karavana yemeğinden yiyen bir başkandı. Belediyenin parası boşa harcanmasın diye, zırhlı makam aracı çok benzin yakıyor diye normal araç kullanan biriydi. Kredi ile satın aldığı en fazla 300 bin tl değerinde olan dairesindeydi, kredileri ya bitmiştir, ya bitmemiştir. Ama onun yerine atanan kayyım sadece tek kalemde 2.7 trilyon bu milletin parasını iç etmiştir. Mesele budur bu. Vatan millet meselesi değildir. O koltuklara yapışanlar katrilyonlarca para götürüyorlar, belediyeler başta olmak üzere, bakanlıklar da. “Devletin malı deniz yemeyen domuz” anlayışıyla saldırıyorlar. Bunlar vatansever, bunlar milliyetçi, bunlar ülkenin kahramanları, biz "terörist", biz tutuklu biz hapishanelerde. Gerçek durum budur. 

İstanbul Belediyesi, Ankara Belediyesi 25 yıldır bunların elinde. AKP'nin Belediye Başkanı Melih Gökçek'in yerine atanan, ismini, unuttum neyse; dedi ki ben geldiğimde hafriyat geliri ayda 30 bin TL’ydi, 30 milyar eski parayla şimdi aylık 15 milyon TL’dir dedi. 30 bin nere 15 milyon nere. Her ay 15 milyon hafriyat geliri iç edilmiş. Sadece 1 kalem. Fakat bu adamlar vatansever. Bu adamlar kahraman, teröre karşı cengaver. Bu adamlar dışarıda elini kolunu sallayarak bize hakaret edecek, biz içeride terörist. Gültan Kışanak terörist, İdiris Baluken terörist. Bu fezlekelerin altında yatan ruh buydu. Bunlara alet olmamalısınız. Yargının vicdanlı, ahlaklı üyeleri bunlara alet olmamalı. Sizler üzerinden bizi ezerken arkadan çevirmedikleri film fırıldak yok. 5 kişilik ailedirler. 5’inin altında en lüks cip var. Özel uçakları var. Cuma namazlarına böyle gidiyorlar artık. Ne namazı? Göstermelik. Yurt dışında yaptıkları tatilin masraflarını duysanız dudağınız uçuklar. Bunlar AKP’nin ihaleci tayfası ama milliyetçi, vatansever, vatanperver bunlar. Öyle görünüyor.

Koşullar uygun olsa PKK 10 günde dağdan iner

Ne yapmaları lazım, bunların ortaya çıkmaması için birilerinin düşman, tehdit gibi görünmesi lazım. 12 yıldır siyasetteyim 12 yıldır bunları anlatmaya çalışıyorum. Yurttaşa, gazeteciye, seçmene, yargıca, polise bunları anlatmaya çalışıyorum. “Bizim birbirimizle sorunumuz yok kardeşim” diyorum. Bu ülkede bu sorunlar bir günde çözülür. Koşullar uygun olsa PKK 10 günde dağdan iner... Bunu yaratmaya çalışıyoruz, ama izin vermiyorlar, nefes aldırmıyorlar. Biri cemaat diyor, öbürü uluslararası ajan örgütü diyor. Benim de bu konuda bilgilerim, öngörülerim var. Mutlaka bir müdahale eden oluyordur. Ama asıl aptallığı biz kendi kendimize yapıyoruz. Bu hırsızlığa yeter deyin. Ne suçumuz, günahımız var bunlarla yargılanıyoruz. Ayıp değil mi? Seneye dünyanın zenginleri Mars’ta koloni kurarken biz hala birbirimize bunları soracağız: "Demirtaş bu açıklamayı yaptı mı, Demirtaş şunları konuştu mu? Yok demokratik çözüm çadırı dedi mi, DTK toplantısına gitti mi?" Gittim, yaptım, hepsini yaptım. Biraz dinlenseydi, biraz anlaşılmaya çalışılsaydı bu ülkeye barış getirmiş olacaktık.

Kim ne kadar anlar bilmiyorum. Bizim açımızdan demokrasi ve barış etrafında birleşmek Türkiye ittifakıdır. Tek adam etrafında tek parti etrafında birleşilemez. Tek ideoloji, tek din etrafında birleşilemez. Birbirimizden farklı kimlik, inanç, yaşam tarzlarımız var. Bizi birleştirecek şey demokrasidir, hukukun üstünlüğüdür, barıştır. Eminim ki partim de bu ilkeler etrafında bütün Türkiye ile tek yürek olmaya hazırdır. Bizler de hazırız. Ama bunun dışında bizi ötekileştirip “HDP'ye vuralım, HDP üzerinden gerilim yaratalım, ondan sonra döner yine bildiğimizi okuruz" diyorlarsa biz de direnmeye devam ederiz. Dilimiz döndüğünce, gücümüz yettiğince parti olarak mitinglerde, meydanlarda, alanlarda, Meclis’te ne kadar gücümüz varsa... Türkiye’ye bunu anlatmaya çalışacağız.

Soylu'ya 2010 hatırlatması: Biz hiç dönmedik

Bakın bugünlerde beni ve partimi hedef göstermeye çalışan, Çubuk’taki linç girişimi sonrası “efendim Pervin Buldan ve Demirtaş güzellemesi yapmasaydı. Ekrem İmamoğlu onlar seçimlerde işbirliği yaptılar da hak ettiler” minvalinde şeyler söyleyen İçişleri Bakanı denen zata hatırlatayım; biz hiç dönmedik bak. Ben 2010 yılında ne demişim 2011 yılında ne demişim okuyorum burada. Bugün de aynı şeyi söylüyorum, biz dönmedik. Bak sen ne demişsin okuyayım.

Süleyman Soylu, 2010 yılında Samanyolu TV'ye verdiği demeç. Sunucu soruyor: Anadilde eğitime taraftar mısınız, Kürtçe seçmeli ders olmalı mıdır? Cevap veriyor kendisi Demokrat Parti Genel Başkanı sıfatıyla: "Türkiye’de dil problem olmamalı, bu kadar basit, bundan ne çıkarırsanız çıkarın. Türkiye’de dil problem olmamalı. Gelişmiş bir ülkede, modern bir ülkede kendi ülkesinin insanını kendine tehdit olarak gören bir anayasa Türkiye’yi büyük devletler içerisine koyamaz. Bu yerel yönetim mantığı ile de bunu sürdüremezsiniz. Yani birileri talep etmeden Fransa’daki sistem gibi de yapabilirsiniz, belki Amerika’daki ya da Almanya’daki gibi de yapabilirsiniz. Ama dönüp Fransa’daki sistem gibi yarı merkezi yarı yerel bir idareyi, kendi insanınıza güvenen bir idareyi ortaya koyarsınız. Bu anayasa hepimiz için geçerli değil mi? Yani yeni yapılacak anayasa Türkün ve Kürdün, ülkenin en doğusundaki ile en batısındakini korumak kucaklamak zorunda değil mi?" Vs vs devam ediyor. Biraz da BDP güzellemesi yapıyor: "BDP parlamentoya girecek yeterliliği olan bir partidir. Barajın kaldırılması lazım. BDP'nin boykot tutumu çok önemlidir ve Kürt sorununu Türkiye'nin gündemine getirip oturtmuştur." Ve yerel yönetimlerin özerkliğini savunuyor Süleyman Soylu. 2010 referandumundan hemen sonra cemaatin televizyonunda konuşuyor.

Bu adam şimdi bizim bu görüş ve düşüncelerimiz yüzünde bize hakaret ediyor. Terörist diyor. Onlar linci hak ettiler diyor. Onlarla birlikte hareket eden aklını başına alsın onlara hadlerini bildireceğiz diyor. Hesabın ne kitabın nedir? Benim değil sizlerin bunu sorması lazım. El altında ne çeviriyorsun, nasıl bir karanlık ilişki, nasıl bir maddi ilişki içindesiniz devletle. Neyin üstünü örtmeye çalışıyorsunuz? Bu bayrak sizin pisliklerinizi örtmek için kanla Çanakkale’den bu yana ortak şehitlerimizin, dedelerimizin kanıyla var edilmiş bir bayrak değil. Hepimizin ortak bayrağıdır. Sizin pisliklerinizi gizlemek için kullanacağız bir bayrak değil. Bunu demeniz lazım. Ben söylüyorum.

Burada fezlekelerde yaptığım konuşmalardan dolayı bana yöneltilen suçlamalar siyasi faaliyetler tamamiyle, bahsettiğim bu zihniyeti eleştiren muhalif bir duruştur. Topluma çözüm önerisi sunan bir duruştur. Bu duruşun teröristlikle suçlanmasını asla kabul etmiyorum. Yasadışı bir anlayıştır yaklaşımdır, kumpastır. Buna alet olmamalısınız. Benim konuşma tarzım budur. Bazen mitingde sert konuşurum. "Direniş" ve bütün siyasi hayatım boyunca en çok kullandığım siyasi kavramlardan biridir. Yeri geldikçe hepsini öğreneceksiniz. Benim direnişten kast ettiğim meydan meydan, miting miting sivil itaatsizlik eylemleri ve anayasal hak çerçevesinde kendi hakkımızı sonuna kadar kullanmaktır. Hepsinde de söylemişim, meydan meydan milletvekili, çoluk çocuk direneceğiz demişim. Yaptığımız meydanlarda miting yapmaktır. Budur.

Bize geri adım attıramayacaklar

Bunun dışında başka bir şeyle suçlandığım da yok ayrıca. Burada taş attığım, molotof attığım iddialarının da yalan ve iftira olduğu da bir bir açığa çıkmaktadır. Bu söylediklerim Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ya da devletin ilgili kurumları tarafından ciddiye alınmazsa bir kez daha göz ardı edilirse ne olur. AKP-devlet içerisine çöreklenmiş bütün bu tayfalar hırsızlıklarını yapmaya devam eder, bizim gencecik evlatlarımız ölmeye devam eder. Biz de burada elimizden geldiğince içeride dışarıda, Parlamento’da mücadele vermeye devam ederiz. Birgün bu ülkeye barış gelir ama bu ülkede barışa katkı sunması gerekip de katkı sunmamış herkes bundan  mahcubiyet duyar. Biz o mahcuplardan olmak istemiyoruz. Sizin de benim de çocuklarım kardeşçe barış içinde bu ülkede yaşasın diye mücadele etmeye devam ediyoruz. Bizim hayatımız zaten geçti. Sizler de bizler de bu ülkede artık demokrasi, barış, huzur, refah gündemlerini göremeyeceğiz. Keşke yetişseydi ömrümüz. Ama en azından çocuklarımız büyüdüğünde böyle bir ülke miras bırakalım. Biz bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Yılmadık, bıkmadık, usanmadık, geri adım atmadık. 2,5 yıldır hücredeyim, kaldığım oda şu odadan birazcık daha büyüktür. Tutulduğum yer 12 metrekaredir. Ama buradan yazıyorum, çiziyorum, üretiyorum ve vazgeçmiyorum. Çünkü özgürlük, demokrasi mücadelesi bizler açısından vazgeçilmez bir duruştur, bir yaşam felsefesidir. Bize geri adım attıramayacaklar. Bu seçimde olduğu gibi gerçekleri anlata anlata halkın gücüyle sandıkta bunları püskürte püskürte bu ülkede demokrasinin önünü açacağız. Bunu da kimse engelleyemeyecektir. Umut ediyorum ki herkes aklı selime döner. HDP bu konuda cesur olacaktır bundan şüphem yok. Barışçıl ve demokratik politika, mücadele yol ve yöntemleri geliştirme konusunda HDP her zamankinden daha cesur ve hazırlıklı olacaktır. Önümüzdeki dönem eminim ki daha cesur olacaktır. Ben bu fezlekeye dair bugün böyle tamamlamış olayım. Yarın iki grup konuşmam var onları da kayda geçeriz. Bu fezlekeye yönelik konuşmam bir saat kadar daha sürer. Niye önemli şöyle söyleyim. Sayın Öcalan Kürt halkı Öcalan ile görüşülsün vs cümleleri birçok yerde suç sayılmış. Veya çözüm müzakere süreçleri. Arkadaşlarımız yoruldu, burası çok havasız, bugün daha fazla devam ettirmeyelim.

24 Nisan 2019