Temelli: İstanbul seçimlerine giderken çağrımız aynı minvalde: Gelin omuz omuza verelim

Temelli: İstanbul seçimlerine giderken çağrımız aynı minvalde: Gelin omuz omuza verelim

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli, Çukurova Bölge Konferansımızın açılış konuşmasını yaptı. Temelli şu ifadeleri kullandı: 

Çok yoğun siyasi gündemler söz konusu. Bu yoğunluk zaten hiç bitmiyor ama siyaset ne kadar yoğun olursa olsun bizim değişmez gündemimiz kuşkusuz örgütlenmedir.  Eğer siyasete doğru yerden, sağlıklı, güçlü bir şekilde müdahale etmek istiyorsanız sağlıklı, güçlü, doğru ilişkiler üzerine yapılandırılmış bir örgütlenmeye ihtiyaç duyarsınız. ,

Türkiye’yi değiştirecek bir örgütlülüğü var etme zamanıdır

Bir örgütlülüğümüz tabii ki var ama hem içinde bulunduğumuz süreci hem de önümüzdeki süreci daha iyi, daha etkin yönetebilecek siyasi konjonktürün bütün dinamiklerine vakıf ama bunlardan da öte Türkiye’yi değiştirecek bir örgütlülüğü var etme zamanıdır. "Ne yapmalı" sorusunun yanıtını hep birlikte vermeliyiz. "Ne yapmalı" sorusunun yanıtını işte bu bölge örgütlenme konferanslarında, sonra genel konferansımızda ve de büyük konferansta hep birlikte bu sorunun yanıtını verme zamanı gelmiştir. 

HDP ve HDK’nin çok güçlü bir fikriyatı ve iddiası var

HDP’nin, HDK’nin bir fikriyatı var. Bu fikriyat, çok güçlü bir fikriyat, çok iddialı bir fikriyat. Bu fikriyat, eğer basitçe tanımlarsak, radikal demokrasidir. Şimdi bu fikriyatı örgütleme zamanıdır. Türkiye’nin ihtiyaçları, Ortadoğu’nun dönüşümü, küresel siyaset, küresel ekonomi, bütün bu dinamiklere baktığımızda emekten yana, kadından yana, doğadan, halklardan, farklı inançlardan yana bir siyaseti yükseltmek, bir siyaseti iktidara taşımak istiyorsak, Türkiye’yi ve bölgeyi dönüştürmek istiyorsak işte şimdi bu güçlü iddiamızı örgütleme zamanıdır. 

HDK’yi kurduğumuzdan bugüne kadar siyasette çok önemli gelişmeler oldu ve bu gelişmelerin odağında her zaman biz olduk. Bizi var eden işte bu güçlü anlayışımızdı. Siyaseti bu anlamıyla yeniden okumamızdı. 

Sıkışmışlığın en ağır bedelini Ortadoğu halkları ödüyor

Radikal demokrasi diye kısaca söylüyoruz ama  altını açtığımızda bu fikriyatın gücü çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Dünya kapitalizminin içine sıkıştığı ve bir türlü çözüm üretemediği, çözüm üretemedikçe de baskı ve zulüm politikalarıyla halklara zulmetmeye, savaşı dayatmaya devam ettiği bir son çeyreği yaşıyoruz. Bu çeyrekte bütün bu sıkışmışlığın en ağır bedelini Ortadoğu halkları ödüyor. 

Bu gidişata dur diyebilecek fikriyatı örgütlememiz lazım

Ortadoğu’ya dönüp baktığımızda da tabi ki Kürt meselesini, Kürt halkının katlanmak zorunda kaldığı mağduriyetler zincirini ve düşmanlık, savaş politikalarını görüyoruz. Bugün Suriye, Irak, İran’ın içinde bulunduğu bu açmaz bununla açıklanıyor. Ama tüm bunlara karşı siyaset üretecek, bu gidişata dur diyebilecek fikriyata baktığımızda da bir çözümü görebiliyoruz. Ben o yüzden tüm konuşmalarımda ısrarla inatla bu düşünceye vurgu yapıyorum. Çünkü önemlidir. Eğer bir fikriniz yoksa örgütünüz olamaz. Bir fikri örgütlemeniz lazım. Bir fikri örgütlerken de hangi yöntemi, hangi tartışmaları sürdüreceğiniz tabii ki önemlidir ama önce güçlü bir fikriniz olmalıdır. HDK’nin kurulduğu günden bugüne kadar ısrarla sahip çıktığımız, sarıldığımız fikriyat budur. O yüzden de tüm konuşmalarımda tabi ki hem Kürt meselesinin çözümü hem Ortadoğu halklarının sorunlarının çözümü hem de Türkiye’deki demokrasi sorununun çözümü açısından bu yolu açan ve bu fikriyatın referans noktası olan Sayın Öcalan’ı selamlayarak başlıyorum. 

Tecridin kırılması dünya siyaseti açısından önemli bir iz bırakmıştır

Çünkü önemlidir, demokratik ulus anlayışıyla, bunun örgütlenme anlayışıyla, bu sürecin örülmesi anlayışıyla önemlidir. Önemli olduğuna geçtiğimiz günlerde bir kez daha tanıklık ettik. Tüm Türkiye halkları, Ortadoğu halkları bir kez daha bu meseleye tanıklık etti. Nasıl etti? Tam 200 gün boyunca bu ülkede açlık grevi vardı. Leyla Güven’in başlattığı, öncülük yaptığı. Buradan kendisine de sevgilerimi iletiyorum. 200 gün boyunca bu ülkede açlık grevi vardı ve bu açlık grevi Türkiye’de mutlak tecridin sonlandırılmasına yönelikti. Dönüp baktığımızda Türkiye’de son 4 yıl boyunca mutlak tecrit koşulu yaşandı. Yani İmralı’ya, Sayın Öcalan’a uygulanan mutlak tecrit. Peki, neden 4 yıl boyunca bu ülke tecritle yaşadı? İşte en temel mesele; çözümsüzlüğe mahkum olmuş çözüm üretemeyen iktidarların başvurduğu en önemli yöntemlerden biri siyaseti tasfiye etmektir. Toplumu siyasetsiz kılmaktır ve bunu yapmanın bir yöntemi de tecrittir. Tecrit politikalarının kırılması siyasetin önünü açacak en önemli hamleydi. Mutlak tecridin kırılması konusunda emeği geçen, 200 gün boyunca açlık grevinde olan, cezaevinde olan tüm yoldaşlarımı, tüm mahkumları, anneleri, tüm örgütümüzü bir kez daha kutluyorum. Siyaseti toplumsallaştırmak, toplumu siyasallaştırmak istiyorsanız siyasetin önündeki engelleri kaldırmak zorundasınız. Siyasetin önündeki engeller bugün tecrit diye tanımladığımız aslında sadece İmralı karasuları ile sınırlı kalmayan, tüm Türkiye’yi kuşatan, bütün Ortadoğu’yu kuşatan bir tecrit politikasıydı. Bunun kırılması kıymetliydi, önemliydi. Bu süreç önümüzdeki dönem hem Türkiye hem Ortadoğu hatta dünya siyaseti açısından önemli bir iz bırakmıştır.

Türkiye’nin en temel meselesi Kürt meselesidir 

Şimdi biz bu izin takipçisi olmalıyız. Nasıl? Demokrasi mücadelesiyle, onurlu bir barış mücadelesiyle, demokratik çözüm, demokratik müzakere süreçlerini var ederek. Hem Türkiye için hem Ortadoğu için. Bunu yapmadığımız sürece bu ayrımcılığın, bu düşmanlığın sürekli kendini dayatarak, toplumu siyasetsizleştirip kendisini savaş, yolsuzluk ve rant politikaları üzerine kurguladığını göreceğiz. Bugünkü iktidar bunu yapıyor. Sürekli savaştan ve yolsuzluktan besleniyor ve halklar üzerinde, emekçiler, kadınlar üzerinde şiddet ve baskı politikalarıyla tahakküm kurmak istiyor. O yüzden de diyoruz ki; Türkiye’nin en temel meselesi Kürt meselesidir. Kürt meselesi çözülmeden bu siyasetsizliği aşmanın yolu yoktur. Türkiye’yi demokratikleştirmenin yolu yoktur. Ama bu sözleri tersinden de okuduğunuzda aynı sonuca ulaşırsınız. Çünkü madalyonun iki yüzünden bahsediyoruz. Yani Türkiye’de demokrasi meselesini çözmeden, demokrasi sıkışıklığını aşmadan bugün içinde yaşadığımız bu girdaptan çıkmadan Kürt meselesini de çözemezsiniz. 

Türkiye’nin bütün sorunlarını çözme konusunda aynı iddiayı taşımalıyız

Dolayısıyla biz büyük bir demokrasi mücadelesi vererek, Türkiye’nin en kadim sorunu haline gelmiş, kronikleşmiş Kürt meselesini çözme konusunda nasıl ki iddialı bir mücadele yürütüyorsak; aynı şekilde Türkiye’nin bütün sorunlarını çözme konusunda aynı iddiayı taşımalıyız. Kadın meselesinden, emek meselesinden, doğa meselesine kadar karşı karşıya kaldığımız her soruna çözümü hep birlikte üretmeliyiz. 

Türkiye emek cehennemidir

Son bir haftaya bile baksanız nasıl bir kabusun içinde olduğumuzu görebilirsiniz. En basitinden emek alanına bakalım. Daha birkaç gün önce Kocaeli'de 5 mülteci kadın, kaçak işçi olarak yanarak can verdi. Emek alanında çarpık yaklaşımın bir sonucuydu. 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü. Türkiye’de AKP döneminde çocuk işçiliği ikiye katlanmış. Geldiklerinde oran yüzde 10 iken şimdi yüzde 21’e çıkmış. Emek alanının hangi kısmına bakarsanız aynı sömürü, baskı düzenini görürsünüz. Sendikal haklar yoktur, grev hakkı yoktur. Ve bugün, baktığınızda birçok işyerinde, inşaatlarda, turizm tesislerinde insanlar asgari ücret bile alamaz durumdadırlar. Kaldı ki asgari ücret bugün açlık sınırının altındadır. Yani başlı başına bir emek cehennemidir Türkiye. Sömürü had safhadadır. Dünyada en kötü çalışma koşullarına sahip 10 ülke arasına Türkiye giriyor. 

Emekçileri bu denli sömürmelerinin nedeni savaş politikasıdır

Emek meselesinin çözümü de demokrasi meselesinin çözümüdür. Bir sömürü düzenine karşı mücadele etmek aynı zamanda savaş politikalarına karşı çıkmaktır. Emekçileri bu denli sömürmelerinin nedeni ısrarla sürdürmeye çalıştıkları savaş politikasıdır. Bütçeden emekçiye pay ayırmak yerine mermi üretmeyi, savaş uçağı, helikopter üretmeyi önceleyen ve bu savaşı sürdürebilmek için de düşmanlık siyasetini var eden bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden demokrasi mücadelesi önemlidir. 

AKP kadın ve işçi mezarlığı yarattı 

AKP 17 yıllık iktidarı boyunca çok büyük bir mezarlık yarattı; "işçi cinayetleri mezarlığı". Neredeyse 22 bin emekçi, o da resmi kayıtlara göre, çalışırken yaşamını yitirdi. Çok daha ötesi var. Yine AKP 17 yıllık iktidarlığı boyunca "kadın cinayetlerinde hayatını kaybetmişler mezarlığı" yarattı. Günde ortalama en az 1 olmak üzere 2 kadın, kadın cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Kadını yok sayan, erkek egemen bir siyaset anlayışıyla aslında bir tahakküm yaratmaya çalışıyor. Çünkü kadın barış demektir, kadın barış mücadelesi demektir. Kadını sosyal yaşamdan, çalışma yaşamından dışlayan bu anlayış, kadın cinayetleriyle kalmadı kadına yönelik şiddeti olağanlaştırdı, yaygınlaştırdı. 

Gelecek kuşakların hakkını bu denli gasp eden başka bir iktidara rastlamadık

Yine 17 yıl bu ortak vatanımızı doğa tahribatında ilk sıralara yerleştirdi. Kömüre dayalı enerji üretiminden tutun her yeri betonlaştırma zihniyetiyle Yeşil Yol’dan, güvenlik barajlarına kadar, Dersim’de ormanları yakmaya kadar bütün bir ülkeyi adeta yangın yerine çevirdi. Doğa tahribatı hiçbir ülkede olmadığı kadar, 17 yıl boyunca Türkiye’de yaşandı. Çünkü bütün kaynakları arsızca kullanma duygusuna sahipler. Yaşamı kendi iktidarlarıyla, kendi ömürleriyle eşleyip ne var ne yoksa her şeyi tüketme peşindeler. Gelecek kuşakların hakkını bu denli gasp eden başka bir iktidara rastlamadık. 

Suriye’ye de kendi tekçi anlayışını dayatma peşinde

Sorunlarımız büyük, "savaş politikaları" dedik. İçinde yaşadığımız durumu belki de en iyi özetleyen mesele Suriye meselesidir. Stratejik derinlik diye ortaya çıkıp sonra büyük bir sığlığa herkesi mahkum eden, dünya siyasetinde eşi benzeri görülmemiş bir itibarsızlığa Türkiye’yi sürükleyen bu iktidar bugün Suriye meselesini çözümsüzlüğe mahkum etme peşinde. Suriye halklarının taleplerini görmezden gelerek Suriye’ye de kendi tekçi anlayışını dayatma peşindedir. Yani orada yaşayan halkları, başta Kürt halkı, Süryanileri, Arapları, Alevileri yok sayma peşindedir. Afrin’de uyguladığı anlayışı tüm Suriye’ye dayatma peşindedir. Oysa bugün Suriye barışa muhtaç. Suriye barışının önünü açmak için Demokratik Suriye Anayasası üzerinde ortaklaşacak bir zemini var etmek, ona katkı sunmak gerekiyor. 

Ne zaman bir seçim yaklaşsa hemen bir harekat başlatıyorlar

Bütün ülkelerin hassasiyetlerinden bahsediyor Sayın Öcalan. Evet, bütün ülkelerin hassasiyetleri önemlidir. Bunu gözeterek bir dış politika yürütülmelidir. Cumhuriyet tarihinde buna benzer bir politika ile uzun süreli bir yönetim anlayışı zaten şekillenmişti. Bu kritiktir. Ama AKP’nin Suriye üzerine kurguladığı siyaset, bölgeyi içinden çıkılmaz bir yere sürüklemiştir. DAİŞ terör örgütüyle mücadele etmek yerine tam tersine bu örgütün yarattığı istikrarsızlıktan ve terör ortamından yararlanacak bir dış politikayla kendini var etmeye çalışan bir iktidar var. Aynı şeyi bugün Pençe Harekatı ile Irak'ta görüyoruz. Ne zaman bir seçim yaklaşsa hemen bir harekat başlatıyorlar ve ona da uyduruk isim vererek bunun kamuoyunda adeta PR çalışmasını yapıyorlar. 

Pençe Harekatı'nın yapılma gerekçesi İstanbul seçimidir

Evet, bugün Pençe Harekatı nedeniyle o bölgede yaşayan insanlar büyük bir riskle karşı karşıyalar. Yerlerinden yurtlarından ediliyorlar, yaşamlarını yitiriyorlar. Bu harekatın yapılma gerekçesine baktığınızda işte İstanbul seçimidir. İstanbul seçimine yönelik bir senaryo ile karşı karşıyayız. Tıpkı daha önce Afrin’de, Cerablus’ta olduğu gibi. İktidarlarını devam ettirmek için Kürt meselesini, demokrasi meselesini çözümsüzlüğe mahkum eden, tekçi anlayışlarını iktidarda tutmak için sürekli olarak bir düşmanlık politikası izliyorlar.  

Ülke insanı ölmüş umurlarında değil, yeter ki iktidarda kalsınlar 

Bu politikaların sürdürebilmesi için de her geçen gün ülkeyi, ülke insanını mağdur etmeye daha fazla yoksullaştırmaya da devam ediyorlar. Yolsuzluk almış başını gitmiş. Her yanından sorun fışkıran bir ülke haline gelmiş durumdayız. Bütün dünya Türkiye'deki bu akıl almaz gidişatı anlamaya, yol göstermeye çalışıyor. Her seferinde Türkiye uluslararası ilişkiler düzleminde, uluslararası hukuk düzleminde düzgün adımlar atacağı yerde hala müflis tüccar anlayışıyla pazarlık peşinde. Oradan S-400 alayım, öbür taraftan F-35 anlaşması yapayım. Yeter ki savaş devam etsin, yeter ki ben iktidarda kalayım. Ama ülke insanı ölmüş, ülke insanı yoksulluğa mahkum edilmiş umurlarında değil. Her geçen gün bunun yeni örneklerini görüyoruz. 

31 Mart seçimlerinde Türkiye demokrasisi açısından önemli bir adım attık

Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey demokrasidir, barıştır. Nasıl bir demokrasi ve nasıl bir barış istediğimiz konusunda sözümüzü güçlü bir şekilde ortaya koymalıyız. Öyle de yapıyoruz. 31 Mart yerel seçimlerine giderken bir strateji ortaya koyduk. İddiamız Türkiye'nin demokratikleşmesi iddiasıydı. 3-5 belediye kazanma meselesi değildi. Belediye meclis üyeliklerinde sandalye hesabı değildi. Mesele çok netti. Türkiye'de demokrasi meselesi, Kürt meselesi vardır, Türkiye'de barış meselesi vardır. Bunlara dair çözüm üretmeliyiz. Bunu da kim yapacak? Kuşkusuz HDP yapacak. Öyle de oldu. Ortaya koyduğumuz strateji ile Türkiye demokrasisi açısından önemli bir adım attık. Yeni bir siyasi kulvarın yolunu açtık. 

Şimdi tüm sorunlarımıza hep birlikte çözüm üretme zamanıdır

Şimdi İstanbul seçimlerine giderken çağrımız aynı minvaldedir. Gelin yan yana, omuz omuza verelim. Demokrasi, barış mücadelesini yükseltelim. Bu meseleyi ancak hep birlikte çözebiliriz. "Bunu yapmanın yolu Demokrasi İttifakıdır" dedik. Bu ittifak çerçevesinde tüm demokrasi güçlerine, toplumsal muhalefete, muhalefet partilerine, sivil toplum örgütlerine, Türkiye'de demokrasiden yana siyaset yapacak kim varsa herkese çağrı yapıyoruz. Şimdi bunun zamanıdır. Tüm bu meselelere yanıt üretme zamanıdır. 

Türkiye'nin acil bir demokratik anayasaya ihtiyacı var

Konuşmamın başında tecritten bahsettim. 2015'te mutlak tecrit başlamadan önce bir mutabakat metni Türkiye'de dolaşıyordu. Dolmabahçe Mutabakat Metni. 10 madde, çok nettir, temiz. Aslında Türkiye'yi bir şeye davet ediyor. "Gelin anayasanızı yapın"a davet ediyordu. Demokratik bir anayasa sürecine davet ediyordu. Eşit yurttaşlık temelinde bir araya gelecek, kendi anayasasını yapacak, kendini içinde var edecek ve bulacak bir anayasa davetiydi bu. Evet bugün biz de bunu yapıyoruz. Türkiye'nin acil bir demokratik anayasaya ihtiyacı var. Bu demokratik anayasa Türkiye toplumunda uzun süredir iktidar tarafından mayalandırılan kamplaşmaya, kutuplaşmaya son verebilecek bir ruhu taşımalıdır. Bunu var etmeliyiz. 

Ayrımcı zihniyet TBB seçimlerinde de ortaya çıktı

Daha dün Belediyeler Birliği Meclisi’nde seçimler yapılıyor. Bakıyorsunuz yine o kutuplaştırıcı akıl, dışlayıcı mekanizma çalışıyor. HDP temsiliyeti yok. Oysa Türkiye'de 3 büyük şehri, 8 kenti, onlarca ilçeyi HDP yönetiyor. HDP yerellerde iktidar, güçlü bir iktidar. Ama geldiğinizde TBB seçimlerinde HDP’nin dışlanmasını görüyorsunuz. Neden? Bu ayrımcı zihniyetten. 

Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu mesele bütünlüklü bir siyaseti ortaya koymaktır. Tüm farklılıkları kapsayan, kimseyi dışarıda bırakmayan bir zihniyeti var etmektir ki işte bunun anayasasına ihtiyaç var. 

17 yıl geçmiş strateji belgesi yazıyorlar

Diğer taraftan acil hızla çözülmesi gereken sorunlar var, bu konuda da adımlar atılmalı. Bunlardan birisi de kuşkusuz yargı meselesidir. Bize yargı reformu strateji belgesi sunuyorlar. Bir strateji belgesini ne zaman hazırlarsınız? İktidara geldiğiniz zaman hazırlarsınız. 17 yıl geçmiş, strateji belgesi yazıyorlar. Belgeyi okuyorsunuz, “memleket demokrasi ile mi faşizmle mi yönetiliyor" sorusunun yanıtını bizzat belge size anlatıyor. 

Meclis hala açık, gecikmeksizin Türkiye'de yargıyı tarafsızlaştıracak adımlar atılmalı

Evet, bu ülkede faşizm var. O yüzden de faşizmi yıkmalıyız. Faşizmi yıkmanın yolu da işte bu demokrasi mücadelesidir. Yıkabilmenin yolu her şeyden önce yargıda atılması gereken adımları atmaktan geçiyor. Öyle strateji belgeleriyle, paketlerle vakit harcamaya gerek yok. Bakın Meclis hala açık, gecikmeksizin Türkiye'de yargıyı tarafsızlaştıracak adımlar atılmalı. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) gibi "Türkiye'nin paralel Anayasası" olarak nitelendirdiğimiz bir kanun var. Binlerce arkadaşımızı tutsak etmiş fikir, ifade ve basın özgürlüğünü terör kapsamı içine alarak değerlendiren bir kanun. Acilen bu kanun kaldırılmalıdır. "Propaganda, terör örgütü propagandası" gibi kavramlara sıkıştırılarak Türkiye siyasetini kuraklaştıran bu anlayıştan Türkiye kurtarılmalıdır. 

Arkadaşlarımız bir an önce özgürlüklerine kavuşmalı

Cezaevlerinde siyasetçiler var. Figen var, Selma var, Sebahat var, Selahattin var. Tam 5 bin HDP'li var. Bu arkadaşlarımızın bir suçu yok. Bu arkadaşlarımız demokrasi mücadelesi verdikleri için bu iktidar tarafından alıkonulmaktadır. Özgürlüklerine bir an önce kavuşmalıdırlar. Bakın dokunulmazlıklar hükmü 12 Eylül Anayasası'nda bile korunmuş. Bunu ihlal eden, HDP'yi dışlamak için bunu ihlal eden bir süreç sonucunda bir sürü arkadaşımız içeride. 

Kayyım açık suç işlemiş yargı hala sessiz

Belediyelerimize kayyım atandı. OHAL zihniyeti bu ülkede 30 aydan fazla hüküm sürdü. Kayyımların yarattığı tahribat ortada. Yargı hala sessiz. Kayyımlar açık suç işlemiş ama yargı tarafsız ve bağımsız olmadığı için bu suçların üzerine gidemiyor. O yüzden de yargıda atılacak adımlar gerçek anlamda demokrasi mücadelesinde büyük önem taşımaktadır. 

Gerçek anlamda bir yargı reformu bir an önce Meclis'e gelmeli

Bu konuda üzerimize düşeni kararlılıkla yerine getireceğimizi söyledik. Öyle de yapacağız. Ama yeter ki gerçek anlamda bir yargı reformu olsun. Bir an önce bunun Meclis'e gelmesini istiyoruz. 

Biz umudun partisiyiz, umudu büyütüyoruz

Evet, bir sürü sorunumuz var ama Çetin Altan’ın dediği gibi hiçbir zaman ensemizi karartmıyoruz. Biz umudun partisiyiz. Umudu büyütüyoruz. Umudun yolculuğuna HDK ile çıktık, bu yolculuk sürecek. Ta ki bu ülke gerçek anlamda demokratikleşene kadar. Ta ki bu ülkeye onurlu bir barış gelene kadar. Ortadoğu'ya barış gelene kadar. Hiçbir zaman umudumuzu yitirmedik. 

Örgütlenme çalışmalarımıza önem vermek zorundayız

Şimdi önümüzdeki bu süreci içinde bulunduğumuz siyasi ahval içinden okuyarak eğer kararlı bir müdahale yapmak istiyorsak örgütlenme çalışmalarımıza önem vermek zorundayız. Ne yapmalı sorusunun yanıtını en küçük örgütümüzden en merkezi örgütümüze kadar hep birlikte üretmeliyiz. Hiyerarşiler kurarak değil, ağlar kurarak. Mahallerimizden iş yerlerimizden ilçeye, ilçeden ile, ilden genel merkeze  birbirini besleyen ağlar kurarak bir örgütsel şemayı hayata geçirmeliyiz. Çünkü bu biziz. Çünkü biz taban örgütlülüğüne dayanan, halkımızla birlikte mücadele eden onlarla birlikte eyleyen bir zihniyetiz. O yüzden de bunun taban örgütlülüğünü bir an önce hayata geçirmeliyiz. Mahalle komisyonlarımızla il ilçe teşkilatlarımızla birlikte radikal demokrasi anlayışımızı inşa edebiliriz. Radikal demokrasi meclisler hukukudur. Gelin bu meclisleri inşa edecek adımları hep birlikte atalım. 

Söz, yetki, kararın halkta olduğu yerel demokrasiyi inşa edeceğiz 

Yerellerde yerel demokrasi anlayışımızı şimdi var etme olanağına sahibiz. Biz sadece belediyecilik yapmayacağız. Kamu hizmeti de üreteceğiz; nitelikli ulaşılabilir. Ama bunun ötesinde yerel demokrasiyi inşa edeceğiz. Yani söz, yetki, kararın halkta olduğu; emekçilerin, kadınların, gençlerin yönetimde olduğu; çocukların haklarının korunduğu, geleceği inşa eden bir anlayışla yerel demokrasiyi inşa edeceğiz. 

Radikal demokrasi yolculuğumuz başat bir konumdadır

Radikal demokrasi yolculuğumuz ve bunun örgütlenmesi süreci başat bir konumdadır. Bizim açımızdan ihmal edilmeyecek bir konumdadır. Ne olursa olsun. Bunun gereğini de ısrarlı ve kararlı bir şekilde hayata geçireceğiz. Bu konferansların bu anlamıyla bize önemli katkılar sunacağına inanıyoruz. Bu çalışmalar çok kıymetli. Herkesin söz alıp bugüne kadar yürüttüğü çalışmalardan elde ettiği deneyimleri paylaşmasını ve birlikte önemli sonuçlara ulaşmayı umuyoruz. 

Önümüzdeki dönem çok daha güçlü, çok daha kararlı bir yolculuğa devam edeceğiz

Bunu başarabiliriz. HDK kurulduğu günden bugüne kadar çoğulcu yapısıyla, bileşenleriyle, ittifaklarıyla, temsiliyetleriyle aslında dünya siyasetinde olmayan bir örneği var etti. Bunun örgütlenmesinin güç olduğunu biliyoruz. Ama o günden bugüne kat ettiğimiz yolun az bir yol olmadığının farkındayız. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, yitirdiklerimizi saygıyla anıyorum. İyi bir yolculuk yaptık. Önümüzdeki dönem çok daha güçlü, çok daha kararlı bir yolculuğa devam edeceğimize inanıyorum. 

14 Haziran 2019