Temelli: Esas mesele 24 Haziran'da ne yapacağımız; iddiamız üçüncü yol olmak

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli, Halklar ve İnançlar Komisyonumuzun organize ettiği "Varlıkta birlik yerelde eşitlik için canlarla buluşuyoruz" etkinliğine katıldı. Temelli, burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

Bildiğiniz gibi üç gün sonra, 23 Haziran’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için seçimler var. Bu konuda partimiz yoğun çalışmalar gerçekleştirdi. 40 vekilimizle, bütün teşkilatımızla İstanbul’da çok önemli çalışmalar gerçekleştirdik. Gözlemimiz şu: İnsanlar kararını vermiş. Amacımız herkesin sağlıklı karar verebilmesini sağlamaktı. Bu konuda öyle sanıyorum ki, üzerimize düşeni fazlasıyla yerine getirdik.

Biz meseleyi sandığa sıkıştırmadık

Çünkü biz meseleyi sandığa kilitlemeden, bütün siyaseti sandığın içine sıkıştırmadan, bir stratejiyi sahaya taşımak istedik. Tıpkı 31 Mart’ta, tıpkı 24 Haziran’da ve hatta daha öncesinde anayasa referandumuna giderken yaptığımız gibi. Bizim önemli bir stratejimiz vardı, güçlü bir stratejimiz vardı. Bunu toplumla ve halklarla buluşturmak bizim için büyük önem taşıyordu.

Meseleyi sandığa kilitlerseniz sandıktan geriye bir şey kalmaz

Her zaman söylediğimiz gibi seçimler bizim için önemli uğraklardı ve bu uğrakların iyi değerlendirilmesi, seçim sonuçlarından çok daha ötede bir anlam taşımaktaydı. Çünkü eğer bütün meseleyi sandığa kilitlerseniz sandıktan geriye bir şey kalmıyor. Kalmadığını geride bıraktığımız 17 yıl boyunca, 4 yıl boyunca gördük. Türkiye genellikle seçim dönemlerindeki yoğun politikleşmeye karşılık, seçimlerden sonra bu politik enerjiyi yitiriyor. Yitirdiği için de bugün karşı karşıya olduğu birçok sorunu çözemiyor.

Siyaseti çok daha uzun erimli ele almalıyız

O yüzden evet, seçimler önemli uğraklar. Seçim aritmetiği bizi belirli adaylar üzerinde hesaplar yapmaya itse de biz siyaseti bunun ötesinde, siyasetin toplumsallaşması açısından çok daha uzun erimli ve kapsamlı bir şekilde ele almalı, konuşmalıyız. Çünkü çok ciddi sorunlarımız var. Birlikte çözüm üretmemiz gereken sorunlarımız var.

Temel stratejimiz bir arada çözümler üretebilecek zeminler yaratmak

Belki de buna en çok vakıf olan kesimlerden biri Alevi toplumu. Neredeyse yüzlerce yıldır bu sorunlarla boğuşagelmiş ama çözüm üretmek konusunda yalnızlaşmış. Dolayısıyla eğer toplumun herhangi bir kesiminin sorunu varsa bu sorunu birlikte çözmeliyiz. Bir arada çözümler üretebilecek zeminler yaratmalıyız. İşte en temel stratejimiz bu.

Siyaseti çoğulcu yapı var etmeli

Biraz önce Halklar ve İnançlar Komisyonu adına açılışı yapan arkadaşımız da belirtti; halklar ve inançların, çokluğun var olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Birçok kesimin bir arada var olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. O yüzden tekliğin dayatmasına karşılık çokluğun siyaseti var etmesi, tekçi siyaset karşısında yerini alması gerekiyor. Bu çokluğun, bu çoğulcu yapının siyasetini var etmesi gerekiyor.

Aynı tekçiliği üreten siyasete mahkum edilmiş bir coğrafyada yaşıyoruz

Son yüz yıla baktığımızda, Türkiye halklarına, Türkiye toplumlarına tekçiliğin dayatıldığını görüyoruz. Bu tekçiliğin Türk-İslam Sentezi olarak tanımladığımız bu aralığında, zaman zaman karşı karşıya gelse de aslında aynı tekçiliği üreten bir siyasete mahkum edilmiş bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunu aşmamız gerekiyor. O yüzden de stratejik olarak seçimlere müdahale ediyoruz, stratejimizi toplumla buluşturmaya çalışıyoruz.

İddiamız üçüncü yol olmak, bir seçenek yaratmak

Bizim özellikle Türkiye’de siyasetin kutuplaştığı bir dönemde iddiamız üçüncü yol olma iddiasıdır, bir seçenek yaratma iddiasıdır. Ama bu seçeneği sadece sandık hesabına kilitlemek değil bundan öteye bir seçenek yaratma iddiasıdır. Toplumun tüm kesimlerinin bir araya gelebileceği, birlikte eyleyebileceği, kendi sorunlarını bir arada çözebileceği bir üçüncü yolu yaratma iddiamız var. Stratejimiz bundan besleniyor.

Bu denli güçlü bir stratejinin hayata geçmesinin en önemli nedeni de tabii ki fikriyatımız. HDK’den bugüne, HDP ile siyasetin toplumsallaşması toplumun siyasallaşması ekseninde bu fikriyatımızı örgütlemeye çalışıyoruz. Bu fikriyatımıza bağlı olarak da stratejimizi üretiyoruz. Üçüncü yol, bu sıkışmışlığı aşmak için de önemli.

Üçüncü yol size yol açsın

Geçmişte bıraktığımız 3-4 seçime baktığımızda, 24 Haziran’a giderken de, anayasa referandumunda da bir kamplaşmanın topluma dayatıldığını gördük. Çok iyi hatırlıyorum, Anayasa referandumuna gidiyorduk, hayır ve evetler tartışılıyordu. Burada bile ciddi bir ayrımcılıkla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla üçüncü yola tahammül edemeyen büyük bir ittifakın tarafları zaman zaman milliyetçiliğin arttığı bir kampla, zaman zaman mezhep dozunun arttığı bir kampla, üçüncü yolu yani halkların sesini kabul etmiyordu. Biz de o zaman çıktık dedik ki "Herkes kendi 'hayır'ı ile gelsin". Dolayısıyla madem burada bile uzlaşmazlığı bir dayatma olarak karşımıza getiriyorsunuz gelin üçüncü yol size yol açsın.

Bugün de seçimlere giderken özellikle bu seçeneği yaratma iddiasıyla hareket ettik. Üçüncü yol meselesi bizim için önemliydi. Bu sıkışmışlığı ancak böyle aşabiliriz. Bu inançla çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

23 Haziran sonucu belli, esas mesele 24 Haziran'da ne yapacağımız

Araştırmacılar hep söyler ya, bir hafta kala netleşir sonuçlar. Geçen hafta sonuçlar netleşti. Bu sonuçların ne olacağını Pazar akşamı hep birlikte izleyeceğiz. Esas mesele 24 Haziran'da ne yapacağız? Diğer seçimlerde olduğu gibi geride bırakıp hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam mı edeceğiz? Bu seçim sürecinde ortaya koyduğumuz fikirlerimiz, sözlerimiz, mücadelemizle 24 Haziran’da nasıl yol kat edebileceğiz?

24 Haziran'dan itibaren siyaseti yeniden kurmalıyız

Seçimlerin etkisinden bir an önce çıkmak gerekiyor. Bir payanda olarak seçimlerle hareket etmek değil, seçimleri nötralize etmek gerekiyor. 24’ünden itibaren aslında kat edeceğimiz yol, siyaseti yeniden kurmak olmalı. Yoksa 31 Mart seçimlerine, 23 Haziran seçimlerine takılıp kalarak yol kat edemediğimizi her seçimden sonra gördük. O zaman politik seçeneği toplumla beraber var etmek gerekiyor. Elbette seçim sonuçları etkisiz kalacaktır demiyoruz. Ama o etkinin sınırlarını aşmak zorundayız. Toplumun bütün kesimleri bunu aşmak konusunda inisiyatif almalı, iradesini mutlaka yansıtmalı.

Türkiye'de temsiliyet krizi var

Adil demokratik seçimler yapamıyoruz. Sandığımıza sahip çıksak da her türlü seçim hilesi ile karşı karşıya kalıyoruz. 31 Mart seçim sonuçlarında bunu gördük. Seçimler bir tek İstanbul’da tekrar edildi ama tekrar edilmesi gereken yerlerin bir çoğunda edilmedi. Hatta seçimden sonra da şaibeler devam etti. Tüm bu yakınmalardan kurtulabilmek için de, seçim sonuçları üzerindeki bu şaibeleri kaldırabilmek için demokratik, sağlıklı seçimler için de adımlar atmalıyız. Çünkü şunu biliyoruz: Temsiliyet artık yeterince karşılığını bulamıyor. Temsiliyet krizi var Türkiye’de. Çok uzun süredir hem seçim sistemleri hem de toplumun siyaset yapma hakkının gasp edilmesi giderek daha büyük bir temsiliyet krizine neden oluyor. 

Türkiye çoğulcu karakterine uygun bir siyasal düzene ihtiyaç duyuyor

Evet, Türkiye’de bir yönetememe krizi var ama bunun altında siyaset yapamama halinin olduğunu da söyleyebiliriz. Ne zamandan beri; biraz uzağa gidelim, 12 Eylül’den beri. Bir 12 Eylül Anayasası var hala bu ülkede. Evet yamalı bohçaya döndü, birçok maddesi değiştirildi ama yamalı bohçaya döndü. Son yapılan anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi 12 Eylül ruhuna dönüş yaptı. 12 Eylül’ün cuntacı aklı, otoriter bir rejim olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile karşımıza çıktı. Çünkü referansınız eğer 12 Eylül Anayasası ise gideceğiniz yol da işte böyle bir uydurma sistem oluyor. Oysa Türkiye çoğulcu karakterine uygun bir siyasal düzene ihtiyaç duyuyor.

Yerel demokrasiyi inşa etmeliyiz

Bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden önce var olan parlamenter sistem çoğulculuğu yansıtıyor muydu? Temsiliyet krizi orada da vardı. Eğer yansıtmış olsaydı bugün belki de bu kadar çözümsüz sorunla karşı karşıya kalmazdık. Peki ne yapmalı? Bütün çalışmalarımızda, her zaman bu soruyu muhakkak önümüze koyuyoruz. Mesela 31 Mart yerel seçimlerine giderken kayyımlara karşı mücadele ederken ne yapmalı sorusunu bir kez daha önümüze koyduk. Her şeyden önce belediyeleri kazanmak belediye hizmetlerinde optimal bir çalışma yapmanın ötesinde şunu önümüze koymalıyız: Yerel demokrasiyi inşa etmek, yerinden yönetimi halkın bizatihi söz, yetki, karar sahibi olabileceği bir yerel demokrasiyi inşa etmek. Yerel yönetimi belediye hizmetlerine sıkıştırmadan ama onların da kamusal, ulaşılabilir özelliğini koruyarak yerel demokrasiyi inşa etmek. Bu yerel demokrasi inşasında iktisadi, siyasi ve toplumsal sorunların bir arada çözümü bizim önceliğimiz olsun.

Kutuplaşmış yapılara siyaset önerebiliyorsak bunun iyi değerlendirilmesi gerekir

Sadece yerellerde bu hamleyi yapmak tabii ki yeterli değildir. Şimdi genel anlamıyla böyle bir gücümüz açığa çıktıysa, üçüncü yol seçeneği artık görünür olmuşsa, kutuplaşmış, kamplaşmış siyasetin önüne bir seçenek olarak geliyorsak, kamplaşmış, 'Millet İttifakı', 'Cumhur İttifakı' olarak siyaseti tüketmiş bu yapılara bir siyaset önerebiliyorsak bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. O nedenle seçimlere çok fazla takılmadan, seçim sonuçlarını bir nihai sonuç olarak görmeden stratejimizi bir süreç stratejisi olarak ortaya koymalıyız. Seçimlerde aldığımız tavırlarla, ortaya koyduğumuz irademizle, bu referansla hareket etmeliyiz. Önümüzdeki süreci de buradan okuyoruz.

Şimdi demokratik anayasal uzlaşma zeminini var etme zamanı

Atmamız gereken adımlar var. Siyaseti artık bu yeni kulvarda güçlendirerek ayağa kaldırmalı, bir devinim kazandırmalıyız. Herkesi siyasete davet ediyorum. Bütün toplumsal kesimleri siyasete davet ediyorum. Yerel iktidarlarda siyasete müdahil olduğumuz, iddiamızı koruduğumuz gibi şimdi Türkiye siyasetini bütünlüklü olarak ele alacak bir buluşmayı gerçekleştirmeliyiz. Hangi zeminde buluşabiliriz? En acil zorunluluktan başlayalım. Bizim bir anayasaya yani bir zemine ihtiyacımız var. Siyaset yapabileceğimiz bir zemini var etmeliyiz. Demokratik bir anayasayı var edebilmek için bir demokratik anayasal uzlaşma zeminini var etme zamanı.

Toplumun bütün kesimlerinin kendisini içinde bulacağı bir anayasa yapalım

Bütün kesimler harekete geçmelidir. Bütün partilere sesleniyorum. Sadece HDP’nin savunacağı bir şey değil. Bütün partiler, CHP’si, İyi Parti’si, MHP’si, AKP’si. Meclis’te olan bütün partiler bu sorumluluğu taşımalıdır. Hangi partiden olursanız olun bir temsiliyetle oradasınız. Eğer bir demokratik zemin yoksa orda yaptığınız siyaset aslında ipotek altındadır. Gelin Türkiye’yi bu ipotekten kurtarın. Bir anayasa yapma zorunluluğu önünüzdedir ama bu anayasayı Meclis duvarları içinde yapamazsınız. Açın Meclis'in kapılarını, duvarlarını. Toplumla, STK’lerle, kadınlarla, emekçilerle buluşun. Ama toplumun bütün kesimlerinin kendisini içinde bulacağı bir anayasa yapalım. Eşit yurttaşlık temelinde herkesin bir arada yaşayabileceği, ortak vatanımızda Demokratik Cumhuriyet’i inşa edebilecek, demokratik ulus fikriyatını ileriye taşıyabilecek bir anayasayı birlikte yapabiliriz.

Çünkü tarihsel, kültürel olarak, politik olarak, sosyolojik olarak Türkiye’ye baktığınızda halkların ihtiyaç duyduğu şey böyle bir zemindir, bir anayasadır. Bu anayasadan, bu zeminden mahrum edilmiş bir toplum, bu ızdıraplar içinde kıvranmaya devam ediyor. Savaş, baskı, şiddet politikalarıyla toplum bir cendereye sıkıştırılmış durumda. Bu cendereden ancak toplumun ortak iradesinin açığa çıkmasıyla bir barış ve demokrasi yolu açılacaktır.

Hepimiz için ortak iyiyi üretmek zorundayız

Ortak iyiyi üretmek zorundayız. Hepimiz için ortak iyiyi üretmek zorundayız. Dolayısıyla önümüzdeki döneme bir geçiş dönemi olarak bakıyoruz. Evrensel hukuk değerleri, evrensel insan hakları değerlerinin ihmal edilemez bir şekilde içselleştirilmesi, toplumun tüm kesimlerine taşınması, bu anayasanın çerçevesinin oluşturulması önceliğimizdir. Demokratik bir uzlaşıyı var etmek zorundayız. Müzakereci bir toplumu var etmek zorundayız.

Yan yana gelemez kılınmış olsak bile yan yana gelmeliyiz

Radikal demokrasi iddiamız. Bunun en temel özelliği müzakereci olmasıdır. Konuşmalıyız, birbirimizle konuşmalıyız. Uzlaşmaz çelişkilere sahip olsak bile, yan yana gelemez kılınmış olsak bile yan yana gelmeliyiz. Müzakere zeminlerini var etmeliyiz. Bu bizim kendi hakikatimize ulaşmanın yoludur. Bunu yapmak da gerekir. Özellikle siyasetçiler ve bütün toplumsal kesimler bu konuda sorumluluk almalıdır.

Herkesi siyasete davet ediyoruz

Bir önemli ayağı da özgür siyaset. Evet herkesi siyasete davet ediyoruz. Siyaset yaparken mevcut vesayetten toplum kurtulmalıdır. Halk doğrudan siyasete katılabileceği zeminlere sahip olmalıdır. Mahalle meclisleriyle, işyeri meclisleriyle. Yola çıktığımız ilk günden bugüne hayalimiz budur. Halkın bizatihi, doğrudan özgür siyaset yaparak, siyasal karar alma süreçlerine katılarak siyasallaşmasıdır. Eğer bunu yapamazsanız zaten temsiliyet mekanizmasının altında halkın siyasetten yoksun bırakıldığı süreci hep beraber yaşayageliriz.

Demokratik bir anayasa için mücadele edeceğiz

Şimdi bunları aşabiliriz. Şimdi, 24’ünden itibaren önümüzde böyle bir yol bizi bekliyor. Biz bu yolda yürüme konusunda karar aldık. Demokratik bir anayasayı yapmak, yapılabilirliğini sağlamak için mücadele edeceğiz. Zor, evet. Böyle bir kültür yok. Siyasi partilere baktığımızda bu tür bir anlayışın eksikliğini her yerde görüyoruz. Toplumun örgütlülük düzeyine baktığımızda bütün bu eksiklikleri izliyoruz. Ama bütün bunlara rağmen başarabiliriz. Bunu gerçekleştirebiliriz. İhtiyaç duyduğumuz şey öncelikle bu zemini var etmektir.

Beklemeye tahammülü olmayan sorunlarımız var

Tabii bu zemini yaparken acil atmamız gereken adımlarımız da var. Beklemeye tahammülü olmayan sorunlarımız var. Toplumsal barış meselesi, yargı meselesi. Yargı tarafsızlığını yitirmiş durumda bu ülkede. Binlerce insan haksız, hukuksuz yere cezaevlerinde alıkonulmuş durumda. Bir suçları olduğu için değil. O yüzden yargı konusunda bir an önce adım atılmalıdır. Bu adımı atmak, Meclis’e düşmektedir. Bugün kuvvetler ayrılığının tümüyle ortadan kalktığını, talimatlarla hareket eden bir yargı sistemini görüyoruz.

Meclis, toplumsal barış adına atılması gereken adımları bir an önce atmalıdır

Meclis yasama faaliyetini yapamıyor. KHK’lere sıkışıp kalmış. O yüzden öncelik Meclis’tedir diyoruz. Kendisini yürütmenin vesayetinden kurtarmalı, toplumun öncelikli beklentisi olan toplumsal barış adına atılması gereken adımları bir an önce atmalıdır. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi konularda adımları bir an önce atmalıdır. Her geçen gün Türkiye’nin bu önemli sorunları biriktikçe, Türkiye büyük bir çöküşe sürükleniyor. Hem kurumsal bir çöküşe, hem de her geçen gün daha fazla şiddete, baskıya maruz kalıyor.

İktidarın düşmanlık hukukundan beslenen kurgusunu değiştirelim

Bütün bunları yaparken, meselelerimizi bütün açıklığı ile ortaya koyarken, Türkiye’nin demokrasi meselesini çözerken öncelikle Kürt meselesini ele almalıyız. Bu sadece Türkiye ile sınırlı bir mesele değil küresel bir mesele. Bu anlamıyla barışı da üretmeliyiz. Orta Doğu için, Türkiye için barışı da üretmeliyiz. Barışı da var etmeliyiz. Nasıl ki siyaset bir diyalog zeminidir. Bunu güçlü kalıcı bir barış zeminine hızla çekmek zorundayız. Suriye, Irak, Türkiye bunu bekliyor. Bölge, dünya bunu bekliyor ve bu konuda en güçlü adımı atabilecek ülke gene Türkiye’dir. Ama Türkiye bu güçten yoksundur. Çünkü kendi halklarına küsmüştür. Kendi halklarıyla düşmandır. Alevi toplumuna, Kürt halkına, Ermeni’ye düşmandır. Düşmanlık hukukuyla kendisini besleyen bir kurguya sahiptir. O zaman gelin bu iktidar kurgusunu değiştirelim. Halkların iktidarı nasıl hayata geçecekse hep birlikte çabamızı sergileyelim.

Büyük bir değişim ve dönüşüm için yol kat etmeye kararlıyız

Bizim yolumuz böyle. Kendimize böyle bir yol çizdik. Bu yolda kararlı bir şekilde yürümek iddiasını da koruyoruz. Bu mesele sadece ne 23 Haziran seçimleridir ne 31 Mart seçimleridir ne de diğer seçimlerdir. Seçimlerden öte büyük bir değişim, dönüşüm için bu yolu kat etmeye kararlıyız. 

20 Haziran 2019