Temelli: 31 Mart yenilgisinden ders almak yerine intikam peşinde koştular

Temelli: 31 Mart yenilgisinden ders almak yerine intikam peşinde koştular

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli, Kars İl Örgütümüzün bugün yapılan kongresine katıldı. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlatılan işgal girişimi başta olmak üzere güncel gelişmeleri değerlendiren Temelli, şöyle konuştu: 

Bugün burada Kars kongremizde bir araya geldik. İnanıyorum ki bu kongremiz mücadelemize, örgütlülüğümüze büyük katkı sunacak. Bugüne kadar emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Zor dönemlerden geçiyoruz, zor dönemler devam ediyor. Bu süreçte bu işi azimle bugüne kadar getiren bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bugünden sonra da yan yana, omuz omuza olacağız. Bizim kongrelerimiz görev değişikliği kongreleri değildir, bizim kongrelerimiz büyüme, bir arada olma, örgütlülüğümüzü daha da çoğaltma kongreleridir, ki bunu geçmişte nasıl gerçekleştirdiysek bugünden yarına da böyle devam edeceğiz. 

Meclis Saray’ın ihtiyaçlarını gideren bir kurum haline dönüşmüş

Hep birlikte, Türkiye’nin her yerinde halkımızla beraber mücadelemizi sürdürüyoruz. Vekil arkadaşlarımızla buradayız çünkü bildiğiniz gibi bu hafta 3 gün boyunca parlamentoyu boykot edeceğiz dedik. Bu görülmüş bir şey değil, bize soruyorlar ‘Neden parlamentoyu boykot ediyorsunuz siz de milletvekilisiniz, milletvekili olarak neden parlamentoyu boykot ediyorsunuz’. 3 gün boyunca bu uyarıyı yapma ihtiyacını hissettik. Çünkü Meclis asli görevlerini yerine getiremez hale gelmiş, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak yerine, onların sorunlarını çözmek yerine adeta Saray’ın vesayeti altında, Saray’ın ihtiyaçlarını gideren bir kurum haline dönüşmüş. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bunu kabul etmediğimizi de defalarca dile getirdik. 

Suçlarını örtbas etmek için bütün araştırma önergelerimizi reddediyorlar

Meclis kürsüsünde, soru önergeleriyle, araştırma önergeleriyle, kanun teklifleriyle aslında tam da halkımızın, toplumun, emekçilerin, kadınların sorunlarını çözmek için çaba gösterdik. Sayımız yetmediği için orada AKP-MHP bloğuyla oluşturulmuş bir çoğunluk bu tekliflere adeta sırtını döndü. Bizi suçladıkları konularda araştırma önergeleri verdik onları da kabul etmediler. Sabahtan akşama Kobanê diye diye 5 yıl boyunca HDP’yi suçlayarak geldiler. Tam 4 kez Kobanê olayları diye adlandırılan 6-8 Ekim’de yaşanan olaylar için araştırma önergesi verdik, AKP-MHP bu araştırma önergelerini reddetti. Ceylanpınar’da 2 polisin öldürülmesi ile ilgili olarak defalarca araştırma önergesi verdik, AKP-MHP reddetti. Buna benzer onlarca vaka sayabiliriz. Hepsi AKP-MHP oyları ile reddedildi. Oysa bütün bu olayların hepsinde AKP-MHP sürekli olarak HDP’yi suçladı. Biz de araştıralım dedik, suçlu ortaya çıksın. Neden reddettiler? Çünkü suçu örtmeye çalışıyorlar. Suçu örtbas etmeye çalışıyorlar. 

Meclis’in çıkardığı bütün kanunlar Saray’ın ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir

Parlamento sadece bununla da sınırlı değil. 24 Haziran seçimlerinden bugüne kadar gidin Meclis tutanaklarına bakın, gidin çıkan yasalara kararlara bakın, halkın yararına bir tane karar bulamazsınız. Bütün kanunlar bütün kararlar bütün yasalar Saray’ın, müteahhitlerin ve silah tüccarlarının ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir. Bunun dışında halkın yararına bir tane kanun geçmemiştir. Emeklilikte Yaşa Takılanlar, KHK ile ihraç edilenler, öğretmenlere ilişkin herhangi bir düzenleme yoktur. Sağlık emekçilerine yönelik yasa yoktur, işsizliğe çözüm yoktur. Yani bugün yaşadığımız sorunların hiçbirine, en ufağından en büyüğüne kadar bu Meclis inisiyatif alıp toplum yararına bir tane yasa geçirmemiştir. 

3 gündür HDP Meclis’te yoktu, adeta beddua seansı yapmışlar

Şimdi önümüzde devasa sorunlar var, bu iktidara karşı Meclis inisiyatif alsın diyoruz Meclis’in haline bakın. Bakın 3 gündür Meclis’te yokuz. 3 gündür Meclis’te konuşulanlara dönüp bakın hayretler içerisinde kalırsınız. Nefret suçu bizatihi Meclis Başkanvekili tarafından işlenmiştir. O kürsüden nefret suçu işlenebiliyor. Nefret söylemi o çatı altında dile getirilebiliyor. Sürekli olarak bir birine beddua eden, küfür eden bir Meclis. HDP orada yoktu, 3 gün boyunca gerçekten ibretlik bir Meclis tablosu vardı. Adeta bir beddua seansı yapmışlar. Böyle bir Meclis olabilir mi? Bu toplum, Türkiye halkları, emekçiler, kadınlar, gençler sorunlarına çözüm ararken Meclis’teki konuşmalara bakın. Bu Meclis böyle gidemez, bu milletvekillerine bir uyarı gerekiyordu bunu yaptık, Meclis’e bu uyarıyı yaptık. 

Meclis’in kapılarını halka açın

Tüm Türkiye halklarına çağrı yapıyoruz uyarınızı yapın, sizi temsil ettiğini söyleyen bu milletvekilleri sizin sorunlarınızla ilgilenmiyorsa sizin sorunlarınızın çözümü adına bir araya gelemiyor, ortaklaşamıyorsa sadece ve sadece Saray’ın talimatı ile hareket ediyorsa, orada kendisine muhalefet diyenler de bu kayıkçı kavgasının içinde gününü geçiyorsa halk olarak bize düşen uyarımızı yapmaktır. Meclis’e gelmektir, Meclis’in duvarları yüksek, halka kapalı. Meclis’in kapılarını halka açın, bizim kapımız halka açık, herkesi Meclis'e davet ediyoruz, buyurun gelin. Milletvekillerinin odaları orada gidin sorun. Ne yaptın benim için? Toplum için ne yaptın? Bu hesap sorma hakkı halkındır, halk hesap sormalıdır. 

Toplumun vekili olmanın sorumluluğunu taşımak zorundasınız

Gerektiğinde de geri çağırma hakkını kullanmalıdır. Evet bizde yok geri çağırma hakkı ama geri çağırma hakkının yöntemleri de vardır. Halk tepkisini dile getirmelidir. Böyle bir mecliste bu iktidara karşı halkı savunmak mümkün değildir. Bütün milletvekillerine bir kez daha çağrı yapıyorum, sorumluluğunuzun gereğini yapmak zorundasınız, bundan kaçamazsınız. Partili olmanız bunun için engel değil. Her şeyden önce toplumun vekili olmanın sorumluluğunu taşımak zorundasınız.

Ellerinden gelse dünya savaşı çıkarıp dünyayı felakete sürükleyecekler

Bugün ülke yangın yeri, Orta Doğu yangın yeri. Bu yangını çıkan bu iktidardır. Bu iktidarla, bu rejimle, Türkiye yol alamıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye bir şey uydurdular, 24 Haziran 2018’den beri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu sistem ülkeyi uçuruma sürükledi. Düzgün giden hiçbir şey yok. Hangi alana baksanız bir tıkanmışlık bir kriz var. Toplumsal kriz, siyasi kriz, iktisadi kriz üçü bir arada. Ve ülke felakete sürüklenmeye devam ediyor. Sadece Türkiye değil Suriye bir felakete sürükleniyor, Orta Doğu bir felakete sürükleniyor. Ellerinden gelse dünya savaşı çıkarıp dünyayı felakete sürükleyecekler. Böylesine bir akıl tutulması, tutulma denmez artık buna akıl yitimi var. İktidarlarını sürdürmek için bütün bu politikaları halka topluma dayatmaya devam ediyorlar.

İktidarın siyaseti 3 şey üzerine kurulu: Tecrit, Kayyım ve Savaş

Bu iktidarın siyaseti 3 şey üzerine kurulu  bizlere dayattığı, toplumun haklarını gasp ettiği her yol mubah dediği bu anlayış 3 şey üzerinde duruyor: Tecrit üzerinde duruyor yani hukuk devletini yok sayan bir anlayış. 2; kayyım üzerinde duruyor yani sadece kayyım rejimi ile ayakta duruyor. 3; savaş politikaları ile ayakta duruyor. Yani halklara topluma savaşı dayatıyor. Bu 3 şeye son vermek lazım. 

Mutlak tecrit sürdüğü sürece bu ülkede hukuk adına adım atmak mümkün değil

Tecridi sonlandırmak lazım bunu sonlandırmadan Türkiye’de hukuk adına, hukuk devleti adına, anayasal devlet adına çok ihmal ettiğimiz bir türlü yolunu açamadığımız alanlarda alan açmak mümkün değil. Çünkü tecrit bir hukuksuzluk. Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit sadece ve sadece İmralı karasularında kalmadı. Bütün ülkeyi tecritleştirdi. Tam 5 yıl boyunca bunu söyledik. 5 Nisan 2015’te başlayan bu tecridin yarattığı mağduriyetler üst üste geldi. Hukuksuzluklar üst üste geldi. Adaletsizlikler büyüdü. Bu uyarıyı yapmamıza rağmen, bunun mücadelesini vermemize rağmen mutlak tecrit hala sürüyor, sürdüğü sürece de bu ülkede hukuk adına bir adım atmak mümkün değil. 

'Yargı Reformu'ndan sonra bir kişi çıkıp adalet adına daha iyi bir noktadayız diyemez

'Yargı Reformu' getirdiler, meclisten geçti. Bu yargı reformunun kime faydası var? Bu reformdan sonra bir kişi çıkıp hukuk ve adalet adına daha iyi bir noktadayız diyebilir mi? Türkiye’nin hukuk devleti olması yönünde sağlıklı bir adım atıldı denebilir mi? Anayasal devlet olma yönünde sağlıklı bir adım atıldı denebilir mi? Hayır. Bu yargı reformundan arta kalan tek şey avukatlara yeşil pasaport. O da her avukata değil makbul avukatlara yeşil pasaport. Akılda kalan bu. Oysa halkın beklentileri vardı çünkü bu yargı reformu dediğimiz meseleyi gerçek anlamda hayata geçirebilsek, bu TMK denilen ülkeyi aslında tecritleştiren, ülkeyi hukuk ve anayasa devletinden uzaklaştıran bu paralel anayasadan kurtulma olanağını yakalayabilirdik. Bu mümkün olmadı. Mümkün olması söz konusu değil. Çünkü bu iktidar tecritten besleniyor. 

Yönetemedikleri için katı vesayeti dayatıyorlar

Farklılılara tahammüleri yok. Yönetemedikleri için de katı vesayeti dayatıyor. Vesayet sisteminin en uç noktası faşizmdir. Bugün Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu otoriter rejim, bir faşist sistemdir. 1930’ların faşizmiyle kıyasladığımızda farklılıkları ortaya çıkaracaktır, bu doğaldır. Ama bugünün koşullarında Türkiye bu faşizm koşullarıyla yönetilmektedir. Türkiye'deki bütün hak gasplarının bütün bu hukuksuzluğun arkasında bu yönetememe hali vardır. Bu krizlerin müsebbibi bu yönetememe halidir. Faşizm yönetememe halini ikame etmeye çalışan bir sistemdir. Ne yapıyorlar baskıyla şiddetle saldırılarla, her türlü haksız ve hukuksuzlukla rejimlerini devam ettirmeye çalışıyorlar. 

31 Mart yenilgisinden ders almak yerine intikam peşinde koştular

Bunun en çıplak hali kayyım rejimidir, kayyım atamalarıdır. 31 Mart yerel seçimlerine giderken kayyımları süpürüp atacağız dedik, süpürüp attık. Ülkeyi bu utançtan kurtaracağız dedik, kurtardık. Kazandığımız belediyelerde de başka partilerin kazandığı belediyelerde de aslında demokrasi adına önemli bir adım atılmasını sağladık. Önemli bir stratejiyi ortaya koyduk. Bundan bütün Türkiye’nin ders alması gerekiyordu. En başta da AKP-MHP bloğunun, en başta da Erdoğan rejiminin ders alması gerekiyordu. Ders aldılar mı? Hayır, tam tersine ders almak yerine intikam almak peşinde koştular. Bu kayyım rejiminden, kayyım utancından kurtulmanın Türkiye demokrasisi adına ne kadar önemli olduğunu ve bu konuda ne tür adımlar atılacağını düşünmek yerine HDP’ye adeta savaş açtılar. 

Binlerce HDP’linin tutsak edilmesinin yegane nedeni, bu rejimin yönetememe halidir

Buna bağlı olarak başta YSK -düşünebiliyor musunuz, bir ülkenin yüksek mahkemesi- HDP’li adaylara tuzak kurdu. Mazbatalarını iptal etti yerine anayasa suçu işleyerek seçilmeyenleri atadılar. Yani seçimlerin yenilenmesi gerekirdi, onu bile yapmadı. Bununla da yetinmediler, şimdi de 12 belediyemize daha kayyım atandı. Bununla da yetinmediler hiçbir suçu olmayan arkadaşlarımızı gözaltına aldılar, tutukladılar. Arkadaşlarımızın bir suçu yok. Hiçbir arkadaşımızın suçu yok. İçerde binlerce HDP’li var. O binlerce HDP’linin tutsak edilmesinin yegane nedeni, bu rejimin yönetememe halidir. Faşizmin baskı ve şiddet politikasının bir sonucudur. Hiçbir arkadaşımın dosyasında suça dair bir tane delil bulamazsınız. Bir tane delil yok, bütün dosyalar uydurulmuş. O TMK’den bahsettim ya; savcı oturmuş yazmış, ‘terör örgütü üyesi olmamakla beraber...’. Hep böyle başlıyor, ‘beraber’ sonrasında kanaat ortaya koyuyor. Savcı oturuyor hepimiz hakkında bir kanaate varıyor ve bunun üzerinden arkadaşlarımız cezaevinde. 

Gever’de uydurdukları gerekçeye fıkra diye gülerler

En son gözaltına  alınıp tutuklanan belediye başkanlarımızla ilgili uydurulmuş hikayeleri hep beraber dinledik. En ilginci Gever’de yaşandı. Diyorlar ki; Gever’de ihale yapılmış bizim belediye başkanımız ihaleyi değerinin üzerinde yapmış aradaki farkı da Kandil’e yollamış. Bu uydurulabilecek belki de en saçma hikaye. Bunu bir yerde anlatsanız fıkra diye gülerler. Ama savcı bunu yazıyor hakim de buna göre ceza veriyor. Neden fıkra biliyor musunuz; çünkü Gever’in 700 milyon lira borcu var. Kendisinden önceki kayyım adeta Gever’i talan etmiş. Kasada para bırakmadığı gibi 700 milyon lira borçlandırmış Yüksekova Belediyemiz işçilerin maaşlarını ödeyemiyor bu savcı bu iddianameyi yazıyor. Bu yargıçlar da arkadaşlarımızı tutukluyor.

Onun tek derdi var: Saray

İşte Türkiye’nin sürüklendiği yer budur. Adaletin yargının kalmadığı yer budur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Partili Cumhurbaşkanlığı’nın yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığın kaldırdığı yerde adaletsizlik kol geziyor. Yönetemedikleri için kayyımları atıyorlar. Kayyımları atıyor çünkü talan etmeye devam edecek. Halkın kaynaklarını gasp etmeye devam edecekler. Ama başka birşey daha var çünkü yönetilenlerin görünmesini istemiyor. Çünkü yönetilenlerin görünmesi istenmiyor. Çünkü bizim belediyeciliğimizin toplumcu bir belediyecilik olduğunu, bizim belediyeciliğimizin yerel demokrasi ile güçlendirilmiş bir belediye hizmet anlayışı olduğunu bildiği için bunun görünmesini istemiyor. Çünkü onun toplum diye demokrasi diye bir derdi yok. Onun tek derdi var Saray, onun tek derdi müteahhitleri, onu tek derdi yandaşları, tek deri damatları. Dolayısıyla herhangi bir yerde demokrasi ve insan hakları adına, belediyecilik adına olumlu bir gelişme varsa bilinki orada kayyımlar karşı çıkacaktır.

Seçilmişseniz ve kayyımlara karşı sessiz kalıyorsanız bu utanç boynunuza asılı kalır

Kayyımlara karşı çıkmak en temel vatandaşlık görevidir. Bugün kayyımlara sessiz kalıyorsanız, vatandaşlık hakkınızdan feragat ediyorsunuz demektir. Seçme seçilme hakkından feragat ediyorsunuz demektir. Hele hele sizler seçilmişlerseniz, sizler halkın temsilcileriyseniz, sizler belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar, milletvekiliyseniz bu kayyımlara sessiz kalıyorsanız, bu utanç sizin boynunuza asılı kalmıştır. Kayyımlara sessiz kalmak hangi partiden olursanız olun, aslında kendinizi inkar etmektir, kendisini inkar edenlerden de halka bir yarar gelmez. O yüzden buradan hem Meclis'e, hem bütün Türkiye’ye bir kez daha sesleniyoruz, gelin bu kayyımlara son vermek için inisiyatif alalım

Milliyetçilikle, ırkçılıkla ülke sevilmez

Meclis iktidarın vesayeti altında kalmamalıdır. Böyle bir süreçte bu ülkenin yangın yerine döndüğü bir dönemde inisiyatifini kullanmalı ve iktidara karşı toplumu savunmalı, özgürlükleri savunmalıdır. Hukuku savunmalı, insan haklarını savunmalı. Demokrasi ve özgürlükten yana adım atmalıdır. Ülkeyi sevmek böyle olur, yurtseverlik böyle olur. Yoksa hamaset edebiyatı ile millicilik anlayışı ile yoz milliyetçilikle, ırkçılıkla ülke sevilmez. Irkçılıkla yapacağınız şey ülkeyi parçalamaktır, bölmektir, çökertmektir. İşte bu ırkçılar ülkeyi bir çöküntü noktasına kadar getirdiler. Hala da böyle devam ediyorlar. 

Dünyayı IŞİD felaketinden kurtaran Rojava suçlanıyor

Bakın bugün Suriye’de yaşananlara dönüp baktığınızda işte bunu görüyorsunuz. Suriye yani güney sınırımızda bir “terör koridoru” var dediler. Oysa kendileri konuşuyorlar itiraf ediyorlar diyorlar ki 4 yıldır güneyden Suriye sınırından herhangi bir taciz olmadı. Peki 4 yıl önce o tacizi kimler yapıyordu. O güney sınırından gelen saldırıların müsebbibi kimdi? Dilleri varmıyor ama ben söyleyeyim IŞİD’di. Sınır elek haline dönmüştü, sınırdan gidip gelen IŞİD’lilerin sayısı belli değildi. Bu Suruç Katliamı nasıl oldu, Diyarbakır Katliamı nasıl oldu? Ankara 10 Ekim Gar Katliamı nasıl oldu? Türkiye’de IŞİD’liler ağırlanıyor tedavi görüyor. Türkiye’de IŞİD’liler gelip gidiyor, tedavi oluyorlar, kol kola fotoğraf çektiriyorlar sonra IŞİD’i durduran, dünyayı  bu felaketten kurtaran Suriye’nin Kuzey Doğusu Kobanê yani Rojava suçlanıyor. 

Rojava’da da bir demokrasi vahası var

Oysa Afrin’de olduğu gibi Rojava’da da bir demokrasi vahası vardı. Suriye’nin her yerinde kıyamet koparken, bu bölgede bütün halklar bir araya gelerek Kürtler, Türkmen, Araplar, Süryaniler, Ermeniler hepsi bir araya gelerek bir demokrasi vahası yarattılar. Hem de bu kıyametin ortasında, bu savaşın ortasında. Bütün emperyalist güçlerin yüklendiği vekalet savaşlarının gerçekleştiği yerde çok önemli bir vaha yarattılar. 

Ne Türkiye’nin ne Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda bir tartışma var, tartışma nasıl yaşayacağımız tartışmasıdır

Vaha diyorum, gerçekten bu anlamıyla önemli bir model oluşturdular. Toprak bütünlüğü meselesini koruyarak, özerk demokratik bir çözümü hayata geçirdiler. Ve Türkiye bunu hedef haline getirdi. Suriye’nin toprak bütünlüğü diyor. Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda bir tartışma yok. Ne Türkiye’nin, ne Suriye’nin. Olmamalı da zaten. Ama tartışma şu: Bu toprak bütünlüğü dediğimiz bütünlük içinde nasıl yaşayacağız, eşit yurttaşlar olarak mı yaşayacağız? Yoksa bugüne kadar yaşadığımız gibi mi yaşayacağız? 

Suriye sınırımızda bir ‘terör koridoru’ yok Kürt düşmanlığından beslenen bir iktidar var

Türkiye, Kürt düşmanlığı üzerinden bir siyaseti dayatmaya devam ediyor. Çünkü bu iktidar tecrit, kayyım ve savaş politikalarını sürdürmenin yolunun Kürt düşmanlığından geçtiğini bilerek sabah akşam Kürt düşmanlığı yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla Suriye sınırımızda bir terör koridoru yok. Suriye sınırımızdaki Kürtlere olan düşmanlıktan beslenmeye çalışan bir iktidar var. Mesele bu kadar açık ve nettir. Bunu biz yıllardır söylüyoruz, şimdi artık bütün dünya söylüyor, bütün dünya artık bu gerçeği kabul etmiş durumda. Ve şimdi umuyorum ki çok yakında Suriye’de siyasi çözüm adına önemli adımlar atılacak. Başından beri Suriye’de siyasi çözümü savunduk ve bu çözümün ancak Suriye’de var olan bütün temsiliyetlerin bir araya gelmesi ile mümkün olabileceğini söyledik. Bunu gerçekleştirdiğiniz zaman, bu masayı kurduğunuz  zaman, bu  masayı kurduğunuz zaman bu mümkün olabilir. Ama siz bu masanın kurulmasına bizzat engel oluyorsanız, o masada temsiliyeti eksik bırakıyorsanız, o masada Kürtler olmasın diyorsanız çözüm de olmaz. Siyasi çözümün yolu Kürtlerle barışmaktan Kürtlerle masaya oturmaktan geçiyor. Suriye’de bu artık anlaşılmıştır. hem de çok kısa zamanda anlaşılmıştır. Şimdi bugün bu büyük başarısızlıklarını, bu yanlış hatalı politikalarını, bu savaş suçlarını örtbas etmek için binbir bahane uyduruyorlar. 

Gerçek bir çözüm arıyorsanız gideceğiniz yer İmralı’dır

Bir Washington’a bir Moskova’ya gidiyorlar, bir oraya bir buraya gidiyorlar. Siz gerçekten bir çözüm arıyorsanız gideceğiniz yer İmralı’dır. Çünkü size söylemişti. Bütün mesajlarında söylemişti, dolayısıyla o mesajları sağlıklı değerlendirebilseydiniz bu felaketler yaşanmayacaktı. Biz bunu söyleyince diyorlar ki siz terör örgütü propagandası yapıyorsunuz. Hayır biz hiçbir şeyin propagandasını yapmıyoruz. 

Yapacağımız şey bir an önce bu iktidardan kurtulmaktır

Sizi hakikate davet ediyoruz. 2013 - 2015 yılları arasında  o masa kurulduğunda Dolmabahçe Mutabakatı’na kadar bunları konuşmadınız mı? Konuştunuz. İşte o konuştuklarınızı bir daha gözden geçirin. Ama bunun mümkün olmadığını artık siz de biliyorsunuz. Siz tükendiniz. Siyaset yapamaz haldesiniz. Tükenmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden de yapacağımız şey bir an önce bu iktidardan kurtulmaktır. Bu iktidarla hiç kimsenin kat edeceği yol kalmamıştır. O yüzden Meclis'i göreve davet ediyoruz. Diyoruz ki Türkiye’de demokratik çözüm adına Meclis inisiyatif almalıdır. Bunu yapabilecek güç vardır. Türkiye’de bütün kamuoyunu STK’ları, sendikaları bütün siyasi yapıları göreve davet ediyoruz. Gelin, inisiyatif alın. Gelin Türkiye’de dünyada ve Orta Doğu’da Kürt meselesinin çözümü konusunda inisiyatif alın. Gelin kayyımlara karşı çıkın, gelin Kürt halkının yanında, bu onurlu halkın mücadelesinde yerinizi alın. Gelin hep birlikte onurlu bir barışı inşa edelim. Bunu yapabiliriz, bunu başarabiliriz bu gücümüz var halklarımızdan aldığımız bu güçle, bunu yapmak için geç kalmamalıyız. Kürt halkı onlarca yıldır sürdürdüğü mücadelesiyle yol açıcı oldu. Yalnız bırakılmamalıdır. Türkiye demokrasisi için Kürt halkının vermiş olduğu bu mücadelede bu halk yalnız bırakılmamalıdır. Bu halk bu düşmanlıkla karşı karşıya bırakılmamalıdır, toplumu, halkları savunmak gerekir, Kürt halkını da savunmak gerekir. İşte bu yüzden de bugün hem Suriye’de siyasi çözüm hem Türkiye’de demokratik çözüm adına bu iktidara rağmen görev almalı, sorumluluk taşımalıyız. 

Bir çıkış var, bunun adı Üçüncü Yoldur

Halkların Demokratik Partisi olarak bu amaçla bütün Türkiye’yi dolaştık, dolaşmaya devam edeceğiz. Herkesi bu müzakereye davet ediyoruz. Faşizme karşı nasıl mücadele ediyorsak, şimdi bu iktidardan sonrası için de hep birlikte demokrasi ittifakı için de müzakere etmeliyiz. Bir çıkış var bunun adı Üçüncü Yoldur. Bu yolda sebat etmek, kararlı bir yürüyüşü ortaya koyma zamanıdır. İnanıyorum ki bunu hep beraber başaracağız. İşte kongrelerimizle birlikte bu yeni dönemi örgütlerken büyük bir demokrasi mücadelesini de savaş karşıtı onurlu bir barış mücadelesini de örgütleyeceğiz. 

Sadece il-ilçe kongrelerini yaparak değil, mahalle mahalle, sokak sokak, iş yeri iş yeri, örgütleneceğiz, meclislerimizi var edeceğiz. O meclislere herkesi davet edeceğiz. Hep birlikte yan yana geleceğiz. Sorunlarımızı konuşacağız. Sorunlarımızın ortak olduğunu göreceğiz. Sorunlarımız ortaksa hep birlikte çözüm üreteceğiz. Siyaseti toplumsallaştıracağız toplumu siyasallaştıracağız hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, haklarımızı devretmeyeceğiz kimse bizim adımıza, siyasi haklarımız adına  karar veremeyecek. İşte toplumsal örgütlülük buradan geçiyor. Bu örgütlülüğü hep birlikte var edeceğimize inanıyorum. Siyaseti her yerde yapacağız. Mahallede, iş yerinde, her yerde yapacağız. Siyaset yapmak bir haktır, haklarımıza müdahil olmaktır, haklarımızın gaspına engel olmaktır. Bunu engel olmaya çalışanlara karşı, savaş ve siyaset politikalarıyla bizi susturmaya çalışanlara karşı sesimizi her yerde yükselteceğiz.

İktidar insanları karşı karşıya getirip yoz milliyetçilikle, mezhepçilikle ayakta kalmaya çalışıyor

Nasıl ki halkı Meclis'e çağırıyorsak biz de tüm vekillerimizle halkımızın içinde olmaya devam edeceğiz. Hem yerellerde hem Ankara’da. Her yerde siyaset yapacağız ama camilerde, ibadethanelerde, kutsal mekanlarda deği. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı eline mikrofon alıp camide siyaset yaptığı bir fotoğrafı bize gösteriyorsa bu aslında içine düştüğü aczin fotoğrafıdır. Dini siyasete alet etmeyin. Herkes inancıyla özgürce bir arada yaşayabilmelidir. İnsanları karşı karşıya getiren ayrımcı politikalarınıza artık son verin. Bu ülke ne çektiyse bu zinhiyetlerden çekti. Bugünkü iktidar da hala insanları karşı karşıya getirip bir yoz milliyetçilikle, mezhepçilikle ayakta kalmaya çalışıyor.  O yüzden diyoruz ki hangi inançtan olursak olalım Sünni, Alevi, Hıristiyan; hangi halktan olursak olalım, Türk, Kürt, Ermeni, Süryani 72 millet bir araya gelelim meclislerimizde buluşalım. örgütlenelim Türkiyeyi de, Orta Doğuyu da, dünyayı da değiştirelim.

26 Ekim 2019