Oluç: Gazeteler insanlar hakkında yayınladıkları istihbarat fişleriyle suç işliyor; YSK, seçmenlerin bir kısmını ‘güvenli olmayan seçmen’ olarak damgalıyor

Oluç: Gazeteler insanlar hakkında yayınladıkları istihbarat fişleriyle suç işliyor; YSK, seçmenlerin bir kısmını ‘güvenli olmayan seçmen’ olarak damgalıyor

Parti Sözcümüz Saruhan Oluç, açlık grevleri, seçim süreci ve gündemdeki gelişmelere ilişkin genel merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Oluç şu ifadeleri kullandı: 

Dün MYK toplantımız yapıldı. Olağanüstü olarak iki gündemle toplandık. Birinci gündemimiz, açlık grevleriydi. İkinci gündemimiz ise seçim güvenliğiydi. Bu konuda bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.

Açlık grevlerinde bütün kritik eşikler aşıldı

Bugün, Leyla Güven açlık grevinde 140’ıncı gününe girdi. Cezaevleri ise 102’nci gününde. Hep söylüyoruz, bütün kritik eşikler aşılmış vaziyette. Yaklaşık 1460 gündür, 35 bin saattir süren İmralı’daki mutlak ve ağırlaştırılmış tecridin, ki bunun insanlık ve hukuk dışı olduğunu tekrarlıyoruz, Türkiye’nin Anayasası’na ve imzaladığı uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu söylüyoruz. Bu ağırlaştırılmış ve mutlak tecridin sona ermesi için yapılan açlık grevlerinde tüm kritik eşikler aşıldı. Suskunluğunu sürdüren başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere sesleniyoruz. Hiçbir kişinin sağlığı ve canı tehlikeye atılmadan bu meselenin sonlanması, tecridin kalkması için ellerinden geleni yapmaya çağırıyoruz. Adalet Bakanlığı ve iktidarın bu konuya ciddiyetle eğilmeleri gerekiyor, bu çağrıyı bir kez daha tekrarlıyoruz. 

Ölümü değil yaşamı ve yaşatmayı savunuyoruz 

Geçtiğimiz hafta çok üzücü bir dönem yaşandı. Cezaevlerinde dört tutsak tecridi protesto etmek için yaşamlarına son verdiler. Bizler tüm kurumlarımızla, HDP, HDK, DBP ve DTK Eşbaşkanları ile birlikte yaptığımız açıklamada bir kez daha vurguladık ki, ölümü değil, yaşamı ve yaşatmayı savunuyoruz. Nedeni ne olursa olsun, kendi yaşamına son vermeyi doğru bulmadığımızı ifade ediyoruz. Bir canın bile yitirilmeden, sorunların görüşülerek, müzakere edilerek, barışçıl biçimde çözümü için çabamızı sürdürüyoruz. Zulme karşı yaşamı savunarak mücadeleyi sürdürme çağrımızı bir kez daha tekrarlıyoruz. 

Cezaevindeki herkes devlet koruması altındadır, sorumluluktan kaçamazsınız

Yetkililere bir kez daha hatırlatıyoruz ki, ne yaparsanız yapın sorumluluktan kaçamazsınız. Cezaevindeki herkesin, ister hükümlü ister tutuklu, devlet koruması altında olduğunu biliyoruz; siz de biliyorsunuz. Ölümlerin sorumlusu, sizlersiniz. Kolay kolay bu sorumluluktan kaçamazsınız. 

Seçmen kaydırma Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı eliyle gerçekleştirildi

İkinci gündem maddemiz, seçim güvenliğiydi. Bu konudaki çalışmaları raporlaştırdık ve değerlendirdik. Seçim hukuksuzlukları devam ediyor. Daha evvel sizlerle paylaşmıştık, bu konuda itirazlarımız olmuştu. YSK’ya kadar varan itirazlarımız olmuştu. Bu itirazların çok düşük bir kısmı kabul edildi. Önemli bir kısmı kabul edilmedi. Seçmen kaydırma, esas itibariyle Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın ortak organizasyonu ile gerçekleşti. Bunu tekrar hatırlatalım. 

Kitaplara konu olacak bir durumla karşı karşıyayız

Şimdi son dönemde yapılan ise sandık taşıma ve birleştirme konusudur. Bu sandık taşıma ve birleştirme 6 Mart’ta YSK tarafından alınmış bir karardır. Bu 14 il içinde Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis,  Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Muş, Kars, Dersim, Şırnak, Siirt, Urfa ve Van var. Bu 14 ilde 973 sandığın taşınması ve birleştirilmesi kararı alınmış vaziyette. Bu karardan etkilenen seçmen sayısı 96 bin 531. Durum bu. Son derece vahim. 

Biz bunlara itirazlarımızı yaptık, ama kabul edilmedi. YSK valiliklerden ve mülki amirlerden gelen talepleri kabul etti.  

İktidar toplumun bir kısmını güvenilir olmayan seçmen olarak damgalamıştır

Gerçekten kitaplara konu olacak bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü bu sandık taşıma ve birleştirme kararları objektif olmayan nedenlere dayandırılıyor ve ayrımcılık yapılıyor. Güvenlikli sandıklar ve güvenlikli olmayan sandıklar ayrımı yapılıyor. Bu demek oluyor ki, seçmenler de güvenli seçmenler ve güvenilir olmayan seçmenler olarak ayrıştırılıyor. Yani YSK ve iktidar seçmenlerin bir kısmını güvenilir olmayan seçmenler olarak damgalıyor. Sandık birleştirme gerekçelerine baktığımızda durumun komediye dönüştüğünüz görüyoruz. 

YSK seçim güvenliğini sağlayan bir kurum olma özelliğini yitirmiştir

Bakın gerekçeler içinde neler var; aileler arasında husumet sayılamayacak eski tarihli basit kavga ve yaralamalar var. Kimi yerlerde yapılan panel, konferans ve şenliklerin terör olayı olarak nitelendirilmesi var. Mera kanununa muhalefet var. Adi gasp olayları var. Afiş yazma, slogan atma, pankart asma var. Yani seçim kampanyasında her partinin yaptığı işleri sandık taşımaya gerekçe olarak sunuyorlar. Sosyal medya üzerinden propaganda yapmak var. Bir köyde birisi sosyal medya üzerinden bir paylaşım yapmış, YSK bunu sandık taşımaya gerekçe yapmış. Bu gerekçeleri köy köy taşınmış ve birleştirilmiş sandıklarda tespit ettik. Bunu YSK'ya da sunduk, ama YSK maalesef seçim güvenliğini sağlayan bir kurum olma özelliğini yitirmiştir. 

Seçmenlerin oy verme hakları ellerinden alınıyor

Sandık taşımada yasaya göre mesafe kriterinde azami bir ölçü vardır. 5 kilometre esas alınmaktadır. Fakat baktığımız zaman birleştirilmiş ve taşınmış sandıklara, 20-25 kilometre öteye taşınmış olanlar var. Üstelik kış koşullarında. Oradaki koşullar biliniyor. Yaşlı ve hastaların nasıl ulaşıp oy vereceği belli değil. Ulaşımın kısıtlı olduğu bir bölgeden bahsettiğimiz açık. 

Sandık taşıma ve birleştirme kararı verilen yerlerde, seçmenlerin oy verme hakları ellerinden alınıyor. Kimin tarafından? YSK tarafından. Kim vasıtasıyla bu talep ediliyor? Mülki amirler vasıtasıyla. 

Bu seçimlerde hile hurda yapmanın sınırı kalmamıştır

Bir kez daha vurguluyoruz: Bu seçimlerde hile hurda yapmanın sınırı kalmamıştır. Yani seçmen kaydırma ile başlayan süreç, sandıkları birleştirme ve taşıma ile devam etmektedir. Bunu kamuoyunun bilgisine bir kez daha sunmuş olalım. 

Peki biz bu konularda ne yapıyoruz? Bütün değerlendirmelerimizi yaptık. Özellikle seçmenlerin oy kullanma hakkını ortadan kaldıran bu kararın nasıl aşılacağına dair çalışmalar yaptık. Birçok yerde seçmenlerin sandıklara ulaşması için imkan sağlanması konusunda il ve ilçe örgütlerine gereken direktifleri verdik. 

Halkımız bütün baskılara rağmen iradesine ve partisine sahip çıkacaktır

İstediğimiz, amaçladığımız seçmenlerin mümkün olan en yüksek ölçüde oy vermelerini sağlamaktır. İlk kez bu sandık taşıma ve birleştirme 24 Haziran’da uygulanmıştı. O zaman hava koşulları uygun olduğu için, insanlar yaya olarak yollara düşmüşler ve oylarını kararlı bir şekilde kullanmışlardı. Bu kez de tüm bu baskılara, tüm bu zulme ve eşitsizliğe rağmen insanların oylarını kullanmak için ellerinden geleni yapacaklarına inancımız tam. Halkımız bu seçimlerde de kendi iradesine ve partisine sahip çıkacaktır. 

Seçim günü 100 binin üzerinde görevlimiz her türlü denetimi yapacaklar

Toplam 100 bin üzerinde sandık görevlimiz var. Seçim günü 100 bin üzerindeki görevlimiz, bulundukları her sandıkta, sandığa atılan oyun sayımda da çıkabilmesi için her türlü denetimi yapacaklar. Islak imzalı tutanakları bize göndereceklerdir, biz bunları YSK verileri ile anında karşılaştırarak itiraz yapılması gereken yerlerde itirazları sağlayacağız. 

24 Haziran’da da 142 belgesi ile mükerrer oy kullanılmıştı

Sandık taşıma ve birleştirme dışında bir konu daha var; seçmen kaydırma meselesi. Biliyorsunuz 142 belgesi ile oy kullanabiliyor güvenlik güçleri. 24 Haziran seçimlerinde biz yine sandık sandık bunu tespit etmiştik. Birçok bölgedeki küçük yerleşim birimlerinde, kolluk güçleri 142 belgesi ile oy kullandıktan sonra, belgeyi sandık kuruluna teslim etmeyip mükerrer oy kullanma yoluna gittiler. Bunları tespit etmiştik. 

YSK, 142 belgesi ile kaç oy kullanılacağını açıklamalıdır

Şimdi 142 belgesi ile yine çok sayıda oy kullanacak olan güvenlik ve kolluk gücü vardır. Özellikle İçişleri Bakanlığı ve MSB organizasyonu ile taşınan asker ve sivil özel harekatçılar 142 belgesi ile oy kullanacaklar. Biz bu 142 belgeleri ile nerelerde oy kullanılacağına dair YSK’ya soru sorduk. Bize güvenlik gerekçesiyle bunu açıklamadılar. 

YSK'ya tekrar başvurduk. Tamam güvenlik gerekçesi ile isim açıklamıyorsunuz, sayı verin dedik. Hangi ilde, hangi köyde, hangi ilçede 142 belgesi ile kaç kişi oy kullanacak sorduk. Dolayısıyla kaç oy kullanılacağının, hangi sandıklarda kullanılacağının bize bilgisini verin dedik. Ama biliyoruz ki, YSK bunu açıklamayacaktır. 142 belgesi sandık kurullarına teslim edilmesi gerekirken, teslim edilmeyecek, başka sandıklarda da oy kullanılacaktır. Seçim hileleri, hurdaları arasında bunları da söylemiş olalım. 

Parti logomuz kullanılarak dağıtılan bildiriler ahlaksız bir organizasyon sonucudur

Şimdi bu seçim ahlaksızlıkları bitmiyor. Son güne kadar da devam edeceğini biliyoruz. Bunlardan bir tanesi partimizin logosunu da kullanarak, başka partilerin logolarıyla yan yana getirilip hazırlanan bildiridir. Bu bildiri ile en ufak bir alakamız yoktur. Eskiden Ankara’da adı bilinen kişinin ekipleri bu işleri yapıyordu. Şimdi belli ki bu iş daha organize yapılıyor. Birkaç ilde aynı bildirinin ortaya çıktığını gördük. Belli ki bu iş bir bakanlığın belli bir organizasyonu ile yapılan bir iştir. Bu kadar örgütlü bakanlığın hangisi olduğunu da sizler biliyorsunuz. Tekrar söyleyeyim, bu bildiri ile hiçbir alakamız yok. Bu tür seçim ahlaksızlıkları da tarihe kara harflerle yazılacaktır. 

Hürriyet, Milliyet, Sabah ve diğerleri istihbarat fişlerini yayınlayarak büyük bir suç işlemektedir

Bir konu daha var değinmek istediğimiz. Aslında doğrudan bizi ilgilendiren bir konu olmamakla birlikte, bu konuya da değinmek istiyoruz. Yakın tarihimize baktık, atladığımız, unuttuğumuz bir örnek olabilir mi diye. Yakın tarihteki gazetelere göz attık, arşiv taraması yaptık. Gerçekten son olarak Hürriyet, Milliyet, Sabah ve başka bazı basın yayın organlarının ve internet sitelerinin istihbarat fişlemelerini yayınlaması örneğini bulamadık. 

Bu kadar büyük bir ahlaksızlığın yapıldığına, bu kadar büyük bir suçun işlendiğine tanık olmadık. Gerçekten büyük bir suç. Kişisel verilerin korunması kanununa göre büyük bir suç işledi bu gazetelerin yönetimleri. Kim bunların yayınlanması talimatını vermişse, büyük bir suç işlemiştir. Çünkü bunlar, özel nitelikli kişisel bilgilerdir. İstihbarat fişleridir. 

Fişlemeler AKP-MHP’nin Kürt düşmanlığının bariz bir örneğidir

Belli ki MİT bu fişleri kendi aracıları yoluyla iletmiş ve yayınlanmasını sağlamıştır. İçinde bir sürü zırva vardır. Ama bir ortak özelliği vardır. MİT de, bunları yayınlamış olan bütün kurumlar da bir özelliği çok açık ortaya koymuştur. Bütün bilgiler AKP-MHP ittifakı ve neredeyse bütün bakanlar tarafından açıkça sürdürülmekte olan Kürt düşmanlığının bariz bir örneğidir. Tartışmasızdır. Kürt halkına terörist damgası vurma anlayışının parçasıdır. Büyük bir suç işleniyor ve o gazetelerin içinde yazan, çalışan, karar verici noktada olanlar, köşe yazarlığı yapanlar, zerre kadar vicdanları kaldıysa buna karşı tepki göstermelidir. 

Çiller ve Ağar ile kol kola girerek beyaz toroslar mesajı veriyorsunuz

Herhangi bir iş yapmıyorsunuz, insanları teşhir ediyorsunuz. Mesnetsiz fişlere dayalı olarak bu insanları teşhir ediyorsunuz. Yarın öbür gün sizin başınıza da aynı şey geldiğinde, söyleyecek bir lafınız olmayacağını hatırlatmak isteriz. Bunların hepsi Çiller-Ağar-Beyaz Toros koalisyonunu kuran AKP-MHP ittifakı açısından doğal işlerdir. 1990'lardaki anlayışın yeniden üretilmesi, yeniden uygulanması çok anlaşılır bir şeydir. Bu ittifakın gereği budur. Çiller ve Ağar ile kol kola Bahçeli-Erdoğan fotoğrafları halka Beyaz Toroslar mesajını bir kez daha vermiştir. Bir kez daha bu halk bunu unutmayacaktır. Unutmamıştır ve 31 Mart’ta da hatırlayacaktır. 

Seçim propagandası başladığı günden beri partimize ve seçmenimize hakaret ediyorlar

Seçim propagandalarının başladığı günden bugüne kadar AKP ve MHP’nin tüm yetkilileri; yönetim kademesinde olan Bakanlar, Cumhurbaşkanı sıfatıyla AKP Genel Başkanı dahil olmak üzere partimize, partimizin seçmenlerine, sadece partimize değil diğer muhalefet partilerine ve seçmenlerine, ama özellikle partimize, Kürt halkına, partimizin yöneticilerine ve Eş Genel Başkanlarına, milletvekillerine çok ağır hakaretlerde bulundular ve bulunuyorlar. 

Alayınıza o hakaretleri iade ediyoruz

Birkaç kez terbiyeye çağırdık, adap, edep önemlidir dedik. Seçim süreci bu hakaretleri, bu ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi, bu nefret söylemini kaldırmaz dedik. Bu uyarılarımızı yapmaya devam ettik. Asla onların tarzında bir hakarette kimse için bulunmadık. 

Ama bu hakaretlerinize karşı sizinle aynı üslubu kullanmıyorsak da, bu hakaretleri ne halk adına ne kendimiz adına kabullenmediğimizi bilmeniz lazım. Bakın bu hakaretlerin hepsini kast ederek söylüyorum, alayınıza o hakaretleri aynen iade ediyoruz! Bu hakaretlerin hesabının, demokratik siyasi yollardan sorulacağını hatırlatıyoruz. Bu kadar siyasi terbiyeden, bu kadar siyasi ahlaktan yoksun bir seçim kampanyası ilk kez sürdürülüyor. Daha önce de örnekleri vardı, ama bu kez tüm sınırlar aşıldı. 

Toplumun sağduyusu olmasaydı bu söylemleriniz toplumu birbirine düşürürdü

Türkiye’ye iyilik yapmıyorsunuz. Türkiye’de yaşayan halklara, kültürlere, anadillere iyilik yapmıyorsunuz, kötülük yapıyorsunuz. Bu toplum sağduyulu olmasaydı, bu ayrımcı dilinizle çoktan birbirine düşmüş olurdu. Allah’tan bu toplum sağduyulu. Sizin bu hakaret ve nefret söylemleriniz doğrultusunda hareket etmiyor. 

Soru: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın açıklaması oldu. “HDP’lilerin oylarına talibiz, İstanbul’da adayları yok, beni destekleyebilirler” dedi. “Kürtlerden en fazla destek alan bir partiyiz. Ben HDP’nin oylarını pazara çıkarmasını doğru bulmuyorum” açıklamasında bulundu. Ne diyorsunuz? 

Sadece Binali Yıldırım değil, Ankara’da Mehmet Özhaseki de Kürtlerin oylarına talibim dedi. İzmir’de Zeybekçi talibim dedi. Hatta Bahçeli, “alayından oy istiyorum” dedi. Bunlara gülüp geçiyoruz. Bir taraftan Kürtlerin oylarına talip olacaksınız, öbür taraftan sizin Genel Başkanınız, sizin bakanlarınız meydan meydan, televizyon televizyon dolaşıp Kürt halkına, Kürt seçmenine, Kürt halkının iradesi olan partisine, partisinin yöneticilerine, Eş Genel Başkanlarına ağza alınmayacak her türlü hakareti edecek. 

Oy istemeden önce hakaretlerini kessinler!

Bu onların kendi çelişkileridir. Eğer Kürt oylarına taliplerse, söylesinler genel başkanlarına ve diğerlerine, hakaretlerini kessinler. Kürt halkı değil, Türkiye’de barıştan, adaletten, demokrasiden yana olan bütün demokrat seçmenler bu yapılanların ne anlama geldiğini biliyorlar ve 31 Mart’ta bunun cevabını verecekler. Bunun cevabını verirken de Binali Yıldırım’a, Özhaseki’ye, Zeybekçi’ye, Bahçeli’ye oy vereceklerini hiç zannetmiyorum. Onlar istemeye devam etsinler. Ama seçmen o kadar bilinçsiz değildir. O hakaretlerin cevabını mutlaka, ama mutlaka sandıkta vereceklerdir.

27 Mart 2019