Kubilay: Sandıktan kaçsanız bile halktan kaçamayacaksınız

 Kubilay: Sandıktan kaçsanız bile halktan kaçamayacaksınız

Parti Sözcümüz Günay Kubilay, genel merkezimizde haftalık basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Kubilay, şöyle konuştu: 

2 anma ile toplantımızı açacağız. Birincisi, 68 Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Teslim Töre sürgünde bulunduğu İsviçre’de yakalandığı elim bir hastalık nedeniyle aramızdan ayrıldı. Dün İstanbul’da sonsuzluğa uğurlandı. Teslim Töre, sadece 68 devrimci hareketinin önderlerinden biri değil, aynı zamanda 78 kuşağı devrimcilerinin de üzerine bir zöhre yıldızı gibi doğan, yolunu aydınlatan, yol gösteren, önderlik eden bir kişilikti. Bu vesileyle Teslim Töre’yi minnet ve saygıyla anıyoruz. Yıldızlar yoldaşı olsun.
 
Tahir Elçi cinayetinin failini ve sorumlusunu başka yerde aramaya gerek yok
 
Dün Sevgili Tahir Elçi’yi kaybedişimizin 4. yılıydı. Cinayete ilişkin soruşturmada henüz bir ilerleme aradan geçen 4 yıla rağmen kaydedilmedi. Bu cinayetin sorumlularının hala tespit edilmemiş olması bu iktidarın en büyük utanç tablolarından biridir. Sorumluları ortaya çıkarılmamış birçok faili açık cinayetin yarattığı tabloda, 4 yıl aradan sonra hala Tahir Elçi cinayetinin aydınlatılamamış, failleri ve sorumluları hala yargı önüne çıkarılmamışsa, faili de sorumluyu da başka yerlerde aramaya gerek var mı? Arayana ve aratana bakmak yeterli galiba… Biz buradan Sevgili Tahir’i eşi Türkan Elçi’nin sözleriyle analım: "Dört ayaklı kapına ömrümüzün sonuna dek geleceğiz, Tanrı'nın adını günde beş kez anan bu Minareye, ölümüne şahitlik yapan bu Minareye ahvalimizi anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz." Tekrar Tahir Elçi’yi sevgi ve saygıyla anıyoruz. 

Partimize yönelik iktidarın saldırıları aralıksız sürüyor
 
Özellikle önümüzdeki döneme ilişkin politik tutumumuzu açıkladığımız 20 Kasım’dan itibaren yoğun bir gözaltı, tutuklama furyası başladı. AKP-MHP iktidarı partimize yönelik saldırıları aralıksız olarak sürdürüyor. Son bir hafta içerisinde Antep, Ankara, Urfa, Diyarbakır, Batman, Ağrı, Siirt, Van, Kocaeli, Urfa ve Adıyaman başta olmak üzere birçok il ve ilçede gerçekleştirilen polis baskınlarda, aralarında PM üyelerimiz, il ve ilçe yönetim kurulu üyelerimizin de bulunduğu 150’yi aşkın arkadaşımız gözaltına alındı, gözaltına alınanlardan onlarca kişi de uyduruk gerekçelerle tutuklandı. 

Düşman işgali gibi parti binalarımıza bayrak asılıyor

Kocaeli ve ilçelerinde 27 arkadaşımız gözaltına alınırken, basılan ilçe binalarımızdaki tüm eşyalar dağıtıldı, kırıldı, döküldü. Altını çizerek söylemek gerekirse, daha önemlisi polis tarafından ‘düşman işgali’ gibi parti binalarımızın panolarına bayraklar asıldı. Bu, bu iktidarın en büyük utançlarından bir diğeridir. Antep’te önceki hafta gözaltına alınan il eşbaşkanları ve yöneticilerimizden 25’i tutuklandı. Suçları ne? 31 Mart yerel seçimlerinde parti çalışması yapmak… Bu hafta cezaevlerindeki siyasi tutuklulara mektup gönderen Milletvekillerimiz Sait Dede, Ömer Öcalan ve Pero Dündar hakkında 52 fezlekeyi Meclis’e göndermişler. Gerekçe, mektuplarla ‘cezaevlerinde moral ve motivasyonu’ arttırmak. Kayyım darbesiyle gasp edilen Savur Belediyesi Eşbaşkanı Gülistan Öncü, Mazıdağı Belediyesi Eşbaşkanı Nalan Özaydın ve Derik Belediyesi Eşbaşkanı Mülkiye Esmez tutuklandı. Partimize yönelik gözaltı ve tutuklama furyasının yanı sıra son bir hafta içerisinde insan hakları savunucuları, emek ve demokrasi güçleri de gözaltına alındı.

Darbe ile HDP GABB’da azınlığa düşürüldü

Kısa adı GABB olan Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği, 107 bölge belediyenin üyelikleriyle kurulan bir birlik. 31 Mart seçim sonuçlarına göre birliğe üye belediye sayısı şöyle: HDP’li 57, AKP’li 45, Saadet Partili 2, İYİ partili 1, TKP’li 1, Bağımsız 1’dir. Birliğin toplam 256 üyesi bulunuyor. Bu üyelerin HDP 148, AKP 98, SAADET 4, İYİ 2, TKP 2, Bağımsız üyelerinden oluşuyor. 19 Ağustos’tan itibaren kayyım atanan belediyelerin birlik meclis üyelikleri de kayyıma geçmiş, HDP GABB’de azınlığa düşürülmüştür. Yanı sıra Diyarbakır kayyımı birlik başkanı Belediye eş başkanımız Selçuk Mızraklı’nın yerine kendini başkan olarak atamıştır.

Saray direktif veriyor, polis kumpas kuruyor mahkemeler kılıf hazırlıyor

Kürt düşmanlığı ve HDP karşıtlığı bir fabrikanın çarkları gibi tek bir komuta merkezinden verilen emirle tıkır tıkır işliyor. Saray direktifi veriyor, polis kumpas kuruyor, mahkemeler yasal kılıf hazırlıyor, hapishaneler tecrit ediyor. Her alanda partimizin varlığına yöneltilmiş bu faşist saldırılar karşısında HDP’nin boyun eğeceğini, HDP’lileri teslim alacaklarını sanıyorlar. Çok çok yanılıyorlar. Soylu’dan öncekilerde her türlü saldırıyla halkın iradesini kıracaklarını, yenilgiye uğratacaklarını sanıyorlardı. Çok yanıldılar.  Başaramadılar, başaramayacaklar. O zamanda zulmün her türlüsünü denediler, boyun eğdiremediler. Nasıl ki, HDP’den öncekiler zulme boyun eğmedilerse, bugün de HDP zulme boyun eğmeyecektir. 

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın: Miadını dolduran gayri meşru iktidarın son çırpınışlarına tanıklık ediyoruz

Şunu çok iyi biliyoruz ki, onlar güçlü oldukları için değil zayıf ve çaresiz oldukları için, siyasi dağarcıklarında topluma verebilecekleri insani bir şey kalmadığı için her şeye saldırıyorlar, kırıp döküyorlar, yakıp yıkıyorlar. Bir kez daha yinelemek isteriz ki, hiç kimse dört koldan HDP’ye yapılan saldırılara bakarak göğsündeki cevahiri karartmasın. Umutsuzluğa kapılmasın. Aşırı kan kaybı içinde olan, miadı dolmuş olan, azınlığa düşmüş gayri meşru bir iktidarın son çırpınışlarına tanık oluyoruz.

Sandıktan çıkamayacaklarını, kaybedeceklerini en iyi Bahçeli biliyor

Bakınız, 20 Kasım’da geniş bir toplantı bileşimiyle politik bir deklarasyonu kamuoyuyla paylaşmıştık. Bu deklarasyonda üçlü bir saç ayağı üzerine oturan politik bir tutumla birlikte iktidara hodri meydan demiş, erken seçim çağrısı yapmıştık. İlk karşı tepki kimden geldi? Tahmin edeceğiniz gibi Bahçeli’den… Ne diyor Bahçeli? ‘Meydan okuyorlarmış. (…) Erken seçim talepleri yanlıştır. Herkes hesabını 2023’e göre yapsın…’ Her defasında ‘erken seçim, erken seçim’ diye ortaya atılan Bahçeli şimdi neden erken seçime sert bir dille karşı çıkıyor, hatta HDP’ye hakaret etmeye devam ediyor. Tek nedeni var: Onun ortağı olduğu iktidar, toplumun çoğunluk desteğini yitirmiş bir azınlık iktidarıdır ve toplumsal meşruiyetini yitirmiştir. İlk sandık kurulduğunda sandıktan çıkamayacaklarını en iyi Bahçeli biliyor. 

Onun için ısrarla diyoruz ki, seçimi vermeyecekler, sandığı kurmayacaklar. Seçimi söke söke almak, sandığı kurmak gerekir. Bahçeli hangi politik kapasiteyle, hangi çözüm önerileriyle halkın karşısına çıkacak? Sabah akşam büyük ortağı gibi kendinden olmayan herkese namlu göstermenin, kırbaç sallamanın dışında ne söylüyor allah aşkına? İşsizliğe, yoksulluğa, pahalılığa karşı MHP’nin politikası nedir, bilen var mı?  Kürt düşmanlığından ve HDP fobisinden başka insanları ailece intiharlara sürükleyen politikalara dair söyleyebileceği insani bir sözü var mı? Yok, olamaz da… Çünkü, artık Bahçeli’nin de bütün toplumu teslim almak isteyen bir ‘savaş makinesi’nin herhangi bir parçasından, dönen ‘şiddet çarkı’nın herhangi bir dişlisinden başka bir siyasi işlevi yok.

Bir kez daha erken seçim diyor meydan okuyoruz

Bir kez daha erken seçim diyoruz, meydan okuyoruz. Bütün savaş yanlılarına, işçileri, emekçileri, yoksulları açlığa, sefalete sürükleyenlere meydan okuyoruz. Barış, demokrasi ve özgürlük düşmanlarına hodri meydan diyoruz. Hiçbir yere kaçamazsınız. Hangi bahaneyi uydursanız uydurun. Hangi yalanlarla, dolanlarla erken seçimi engellemeye kalkışırsanız kalkışın. Sandıktan kaçsanız bile halktan kaçamayacaksınız. Türkiye halkları kaçtığınız yerde sizi yakalayacak, çaldığınız yılların, kararttığınız hayatların, söndürdüğünüz ocakların hesabını soracaktır.

İktidar tecridi ömrünü sürdürmek için vazgeçilmez görüyor

Tecrit konusuna da değinmek istiyoruz. Elbette bütün bu baskı ve saldırıların çıkış noktalarından birini de İmralı’da Sayın Öcalan’a yönelik Nisan 2015 tarihinden beri uygulanan mutlak tecrit oluşturuyor. AKP-MHP bloğu İmralı’yı, Sayın Öcalan’ı susturmayı kendi politik geleceği açısından vazgeçilmez görüyor. İmralı’dan vereceği barış özgürlük ve demokrasi mesajlarını kendi iktidarı için tehdit olarak görüyor. Ama bunu yaparken de ülkeyi ateşe atıyor ve savaş girdabının içerisine sürüklemiş bulunuyor. Ülke daha fazla savaş, kayyım ve tecrit üçgenine mahkûm edilemez.

Hakkari milletvekilimizin Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi ve cezaevi direnişleriye İmralı kapıları açılmış, Sayın Öcalan ailesi ve avukatlarıyla görüşmelere başlamıştı. Hükümete ve Adalet Bakanı’na bir kez daha çağrı yapıyoruz. İmralı kapılarını açarak tecride son veriniz. Sayın Öcalan ile avukatları ve ailesinin düzenli görüşmesini sağlayınız. Tecrit bir insanlık suçudur. Daha fazla bu suçu işlemeyiniz, anayasayı, yasaları ve Türkiye’nin altında imzası bulunan uluslararası sözleşmeleri daha fazla çiğnemeyiniz.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Suriye’de sivillere karşı yargısız infazlar yapıldığını açıkladı

9 Ekim’den bu yana devam eden savaş Suriye’deki istikrarsızlığı ve belirsizliği derinleştiriyor. İnsani trajediyi ve yıkımı büyütüyor, kan ve gözyaşını çoğaltıyor. Geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) açıklamasında Türkiye destekli silahlı grupların işgal edilen bölgelerde evlerini terk etmeyen sivillere karşı yargısız infazlar yapıldığı ve sivillerin evlerini terk etmeye zorlandıkları ifade edilmektedir. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler’in farklı düzeyde temsilcileri, dünyanın en yaygın gazetelerinin baş haberlerinde Türkiye’nin Kürtleri katlettiği ve Kuzey Suriye’de savaş suçlarının işlendiği belirtilmektedir.

Sahadaki gelişmeler demografiyi değiştirme temelinde planlı bir istilanın uygulandığına dair görüşleri her geçen gün daha da güçlendiriyor. Açıklanan bu raporların yanı sıra 9 Ekim’den bu yana işlenen savaş suçlarını belgeleyen daha birçok rapor yayınlanacağı, açıklamanın yapılacağı, uluslararası kamuoyunun Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan hakikatleri daha berrak biçimde göreceği açıktır.

Sonsuza kadar süren savaş yoktur. Elbette Suriye’de de savaş er ya da geç sona erecektir. Suriye halkları bütün düşmanlıklara rağmen kendi siyasi geleceklerini özgür iradeleriyle belirleyecekleri bir ortamı bizatihi kendi elleriyle yaratacaklardır. Bugün Suriye topraklarının üzerinde uğursuzca dolaşan kara bulutlar dağılmaya ve güneşli güzel günler doğmaya başladığında, Suriye halkları zor zamanlarında onlarla dayanışma içinde olanlarla, siyasi geleceklerine kasteden ve ganimet peşinde koşan fırsatçıları asla unutmayacaktır.

Demokratik haklarını kullanmak isteyen kadınlara ve LGBTİ+lara polis saldırdı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma gününe de değinmek istiyoruz. Dünyanın dört bir yanında kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde kadına yönelik artan şiddeti protesto etmek için sokaklara çıktı. Kadına yönelik şiddetin vahşet düzeyine yükseldiği Şili ve Arjantin başta olmak üzere Amerikalı, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı ve Ortadoğulu kadınlar, dünyanın her yerinde kitlesel eylemler düzenlediler, şiddete ısrarla hayır dediler. Protestoların merkezlerinden biri de her gün en az bir kadının öldürüldüğü Türkiye’ydi. Taksim İstiklal Caddesi’nde bir araya gelen binlerce kadın Türkiye’de kadına yönelik artan şiddeti protesto etmek istediler. Ancak, demokratik haklarını kullanmak isteyen kadınların ve LGBTİ+ların gerçekleştirdiği yürüyüş izinli olduğu halde polis eyleme katılanlara göz yaşartıcı gazlarla saldırdı. Polisin saldırısından daha kötü olan Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanı Soylu’nun polis saldırısına sahip çıkan açıklamalarıydı.

İşiniz kadınları ve LGBTİ+ları hedef göstermek değil kadın ve nefret cinayetlerine son vermek

Emniyet Genel Müdürlüğü polisin müdahalesinin, ‘LGBTİ ve marjinal gruplara’ yönelik olduğunu savundu. İçişleri Bakanı Soylu ise “Eylemde polisin kadınlara şiddet uyguladığı iddiasının koskoca bir yalan olduğunu söyleyerek, LGBTİ+lara yönelik şiddeti meşrulaştıran nefret yüklü şu sözler utanç verici bir tablo olarak kamuoyuna yansıdı: ‘Bu milletin ahlâkını başkalaştırmak isteyen, bu milletin bütün geleneğini, bütün medeniyet anlayışını başkalaştırmak isteyen 50 tane LGBT’li kadın…’ Bakan toplumun güvenliğini ve kadın cinayetlerini önlemeyi bir kenara bırakmış ahlak bekçiliğine soyunmuş. İnsanların cinsel yönelimlerinden sana ne, size ne? Böyle bir cinsiyetçi ve ayrımcı bir zihniyete sahip bakan varken, kadına yönelik şiddetin ve nefret suçlarının neden önlenemediğini başka yer(ler)de aramaya gerek var mı? Açık söylemek gerekir ki, İçişleri Bakanı homofobiktir. Onu çılgına çeviren de LGBTİ+ların sadece eylemleri değil, bizatihi onların varlığıdır. Soylu’yu buradan uyarıyoruz: İşinizi yapın. İşiniz, kadınları ve LGBTİ+ları hedef göstermek, suçluları korumak ve suça ortak olmak değil, kadın cinayetlerine ve nefret cinayetlerine son verecek önlemleri almaktır. 

Asgari ücret TÜİK’e göre değil halkın enflasyonuna göre belirlenmelidir

Son olarak asgari ücreti değerlendirmek istiyorum.  2020 yılı için Asgari Ücret Tespit Komisyonu görüşmeleri 2 Aralık Pazartesi günü başlayacak. İktidar, krizin faturasını yoksullara ve emekçilere ödetmeye devam etmek için verileri her zaman direktiflerle düşük tuttuğunu biliyoruz. Enflasyonu yüzde 8,55 olarak gösteren TÜİK’in bu çabasının nedenlerinden biri de elbette asgari ücrete ve kamu çalışanlarına yapılacak zammı düşük tutmaktır.  Oysa İstanbul Ticaret Odasının açıkladığı İstanbul enflasyonu yüzde 12; gıda enflasyonu ise yani halkın en çok tükettiği 77 gıda maddesinden oluşan halkın enflasyonu ise yüzde 39’dur. Asgari ücret TÜİK’e göre değil halkın enflasyonuna göre belirlenmelidir.

AKP’nin yoksulu yok sayan politikaları nedeniyle 17 yılda Türkiye'de en zengin kesimle en yoksul kesim arasındaki fark açıldı. Nüfusun yüzde 70'inden fazlası borçludur. En yüksek gelir düzeyine sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 0,2 puan artarak yüzde 47,6'ya yükselirken, en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay 0,2 puan azalarak yüzde 6,1'e geriledi. Bu adaletsizliği önleyecek tedbirler artık hızla alınmalı ve en azından asgari ücretin adilane şekilde tespit edilmesi hiç olmazsa bunun ilk adımı olmalıdır. HDP olarak asgari ücretin en az Türkiye’deki yoksulluk sınırının yarısı olması önerimizi yineliyoruz. Yani bir hanede iki kişi iş bulabilirse hane yoksulluk sınırını aşma imkanına kavuşabilir. Yanı sıra asgari ücret vergiden muaf tutulmalıdır. Asgari ücretin reel azalışının önlenmesi için asgari ücret yılda bir kez değil dönemsel olarak belirlenmelidir. 

Soru: Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin resmi bir ziyareti oldu Ankara’ya. Çavuşoğlu ve Erdoğan ile görüştü. Bu ziyareti Türk Kürt ilişkileri açısından HDP olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz özellikle demokratik ve barışçıl bir Ortadoğu perspektifine sahip bir parti olarak her düzeyde sorunların diplomasi yoluyla çözülmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Sayın Barzani’nin ziyaretine olumsuz yaklaşmıyor, eleştirel düzeyde değerlendirmiyoruz. Ancak umuyoruz ki bu ziyaretin bugün başta Suriye’de sürmekte olan savaş olmak üzere Suriye ve Kuzey Suriye Halklarının yeni Suriye’nin inşasında yer alarak kendi siyasi geleceklerini özgürce belirleyebilecekleri bir sürecin yaşanmasında önemli bir kilometre taşı olmasını, barışçıl politikaya vesile olmasını diliyoruz ve umuyoruz. Umuyoruz ki görüşmeler bu bağlam içinde gerçekleşmiştir.  

29 Kasım 2019