Temelli, Samsun fotoğrafına karşı Türkiye’nin gerçek fotoğraflarını gösterdi

Temelli, Samsun fotoğrafına karşı Türkiye’nin gerçek fotoğraflarını gösterdi

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli, haftalık grup toplantımızda güncel gelişmeleri değerlendirdi. Çocukları açlık grevinde olan annelerin, Çerkesya Hareketi kurucu meclis üyelerinin de katıldığı toplantıda, açlık grevleri, seçim ve ekonomi gündemini değerlendiren Temelli, şunları söyledi:

Bugün Çerkes Soykırımı’nın yıldönümü, 21 Mayıs 1864 tarihinde yapılan soykırımda 1 buçuk milyona yakın Çerkes hayatını kaybetti. Acıyı hala yüreklerimizde hissediyoruz. Soykırımlara aşina bir coğrafyada yaşıyoruz, soykırımları unutmuyoruz, unutturmayacağız da. O yüzden diyoruz ki, “yaşasın kardeşliğimiz, yaşasın özgürlük”. Çerkes halkının taleplerinin yerine getirilmesi için üzerimize düşeni yerine getireceğiz. 

Arzuhalci gibi fezleke yazıyorlar 

Bugün 21 Mayıs. Dünü bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Tam 3 yıl önce bu Meclis, tarihinin belki de en karanlık ve utanç verici kararını aldı. Dokunulmazlıkları kaldırdı hem de Anayasa’ya rağmen, onun amir hükmüne rağmen, Anayasa’yı atlatarak, bypass ederek bir karar aldı. O dokunulmazlıkların kaldırılmasına neden olan fezlekecilerdi. O zamanki fezlekeciler FETÖ’cülerdi. Şimdi yine fezlekeciler var. Sabah akşam fezleke yazarak, adeta bir arzuhalci edasıyla, yine uydurma fezlekelerle insanların siyaset hakkını gasp etmeye çalışıyorlar. Tıpkı 3 yıl önce olduğu gibi gasp etmeye çalışıyorlar. 

İçeride ve dışarıda hep birlikte direnmeye devam ediyoruz

O fezlekelerle dokunulmazlıkları kaldırılan arkadaşlarımızın seslerini kısmaya çalıştılar. Hukuk, darbe mekaniğinin dişlerinde öğütüldü. Arkadaşlarımızı 3 yıl önce rehin aldılar ama direniş sürüyor. İçeride ve dışarıda hep birlikte direnmeye devam ediyoruz. İşte Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Selma Irmak, Abdullah Zeydan, Ferhat Encü, Çağlar Demirel ve rehin alınan tüm arkadaşlarımız direniyor. Adaletli bir yaşamı ve onurlu bir barışı var edene kadar da hep birlikte direnmeye devam edeceğiz. 

Halfeti'de 90’ların sahneleri bir kez daha yaşanıyor

Evet adaletli ve işkencesiz bir yaşam. Bunu var edene kadar bu mücadeleye devam edeceğiz. İşkenceciler yine hortladı, Urfa’dan gelen haberler ve görüntülerle bu ülke 90’ların sahnelerini bir kez daha yaşıyor. Ters kelepçeyle yerle yatırılmış, ciddi işkence görüntüleri sosyal medyaya düştü. Urfa’da güvenlik güçleri halka zulüm ediyor. Bir operasyon gerçekleştiriliyor. Nasıl ve neden yapıldığı araştırılmadan orada yaşayanlara zulüm gerçekleştiriliyor, işkence gerçekleşiyor. Hatta işe giden insanların servis aracı taranıyor. 4 işçi yaralanıyor. 

Kürde zulüm bitmiyor

Kürde zulüm bitmiyor. Türkiye siyasetinin adeta değişmez zemini Kürde zulüm. Kürtlere “defol git” diyen zihniyet hala iş başında, zulüm işkence hala devam ediyor. Ve bu zulüm ve işkence görünmesin diye hakikatin sesi kısılmaya çalışılıyor. Medyayı ele geçirdikleri yetmiyor çok az kalmış özgür medyayı da, bağımsız yayın organlarını da cezalandırarak hakikatin sesini kısma peşindeler. 

RTÜK grup toplantımızı yayınladığı için Meclis TV’ye ceza verebilir

İki hafta önce grupta yaptığımız konuşmayı veren Tele 1'e RTÜK ceza veriyor. Meclis TV burada mı? Meclis TV konuşmalarımızı canlı yayınlıyor. RTÜK yarın da Meclis TV’ye ceza verebilir. Evet bu denli tutarsız ve saldırgan bir siyaset ile karşı karşıyayız. Aslında acz içine düşmüş bir siyaseti izliyoruz. Acz içine düşmüş bir iktidarı izliyoruz.

TRT bizi takip etmiyor ama biz TRT’yi takip ediyoruz

TRT bizi takip etmiyor ama biz TRT’yi takip ediyoruz. Nereden mi? Bakın TRT’deki yolsuzluklar artık ayyuka çıkmış durumda. TRT’nin yaptığı programlar, yaptığı harcamalar ayyuka çıkmış durumda. Bu TRT’nin finansmanını, kaynaklarını biz vergilerimizle sağlıyoruz, bizden aldığı vergilerle kamu hizmeti vermesi gerekirken, adeta iktidarın borazanlığını yapıyor. 169 yetişmiş kalifiye çalışanını ihtiyaç fazlası personel diye işinden uzaklaştırıyor ya da onların yapamayacağı işlere zorunlu olarak yönlendirilmesini sağlıyor. KHK ile ihraç sisteminin farklı versiyonları hala hayata geçirilmeye çalışıyor. 703 sayılı KHK’leri referans olarak kullanarak 169 TRT çalışanını işinden uzaklaştırıyor. KESK, Haber Sen ve birçok sendikamız bu konuda mücadele etmeye, KHK ile uzaklaştırılmış insanların hakkını aramaya devam ediyor. Bu hak mücadelesinde onlarla yan yana olacağız. 

Kayyımın borcu yüzünden Mardin'in elektriğini kesmişler 

Adaletsizlik durmak bilmiyor. Adeta bütün ülkeyi bir adaletsizlik cenderesinde, canını çıkarırcasına sıkmaya çalışan bir iktidar var. Bakın Mardin Büyükşehir’in elektrikleri kesilmiş, Marsu’nun borcu yüzünden. O denli borç yapıp gitmiş kayyım. Şimdi kalkmışlar hacze gidiyorlar. O borcu yapanların yakasına yapışmak yerine haciz ediyorlar. Gelmişler elektriği kesmişler. Oysa biliyoruz ki kayyımların ne tür yolsuzluklar yaptığını, belediyeleri nasıl talan ettiklerini, belediye taşınmazlarını çarçur edip usulsüz ihalelerle sattıklarını iyi biliyoruz. 

31 Mart'tan ders çıkarmak yerine 31 Mart'ın acısını halkımızdan çıkarmak derdindeler 

Bu politikalarının sonunda belediyeleri çalışamaz halde bırakıp gidenler, şimdi hala Kürt halkından intikam alma peşinde. 31 Mart seçimlerinin hesabını sorma peşinde. Bu kürsüden defalarca söyledik, 31 Mart'tan çıkaracak dersleriniz var. Ders çıkarın, kendinize çeki düzen verin. Bu halkı, bu ülkenin gerçeklerini anlayın diye defalarca dile getirdik. Onlar bu dersi çıkarmak yerine bunun acısını halkımızdan çıkarma derdinde. 

Şiddet her yerde: Aynı gün 3 kadın öldürüldü

Adaletsizlik sürdüğü sürece şiddet de sürüyor. Şiddet her yerde, her sokakta, her mahallede. Daha geçen gün Diyarbakır Barosu’na kayıtlı 43 yaşındaki avukat Müzeyyen Boylu’yu kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Bir kadın daha öldürüldü, aynı gün 3 kadın öldürüldü. Her ay onlarca kadın, her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Kadına yönelik şiddet hız kesmiyor. Bu erkek egemen iktidarın, bu faşist zihniyetin şiddetinin en fazla yansıdığı yerlerden biri kadına yönelik şiddettir. Bu şiddet hız kesmiyor, bu şiddet sadece kadın cinayetlerinde değil her türlü alanda ortaya çıkıyor. İktisadi alanda da yine en fazla mağdur olan kesimler kadınlar. İşte bakın çalışma hayatına en adaletsiz koşullarda çalışanlar kadınlar. Sosyal yaşamdan sürekli dışlanmaya çalışılanlar yine kadınlar. 

Kadına yönelik şiddet bir toplumu tümüyle şiddet girdabında tutmaktır

İşte nafaka yasasına yönelik çalışmalar; bu denli iktisadi şiddet altında olan kadınların boşanma durumunda ortaya çıkacak mağduriyetini giderecek olan nafaka düzenlemesi yine kadınlar aleyhine hayata geçirilmeye çalışıyor. Kadına yönelik şiddet aslında bir toplumu tümüyle şiddet girdabında tutmaktır. Aslında bir toplumu tecritleştirmektir. Her zaman dile getirdiğimiz gibi bu şiddetin, bu zulmün sürmesi için barış isteyenlerin sesi kısılmaya çalışılıyor.

Akademisyenlerin, gazetecilerin yeri cezaevleri değildir

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyerek imza atan akademisyenlere yönelik şiddet devam ediyor. Yargı eliyle devam ediyor. Füsun Üstel hocamız cezaevinde. 11 ay cezaevinde kalacak barış istedi diye. Sırf Füsun Hocamız değil, cezaevine girmeyi bekleyen 200’den fazla akademisyen var. Akademisyenlerini cezaevine sokmaya çalışan bir iktidar var karşımızda. Neden? Barış istediler diye. 

Barış ve demokrasi mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz

Haluk Savaş hocamız KHK ile ihraç edildi, tutuklandı, beraat etti ama işine dönemiyor,  pasaport alamıyor. Nihayet dün pasaport verileceği söylenmiş, bu pasaportu verirken de, "zaruri haller kapsamında pasaport veriliyor" denmiş. "Hastalığından dolayı". Halbuki hiçbir suçu yok ihraç edilen hiçbir arkadaşımızın, hiçbir suçu yok. 10 binlerce insan ihraç edildi, mağdur edildi ama zaruri haller dışında hakları iade edilmiyor. 

Tuna Altınel hocamız, matematikçi çok değerli bir bilim insanı. Şu anda tutuklu, neden? Fransa’da bir konferansta Faysal Sarıyıldız vekilimize çevirmenlik yapmış diye. Gerekçeye bakar mısınız, düşmanlığa nefret söylemine bakar mısınız? Tuna Altınel’e yönelik bu uygulama, bu iktidarın ne denli ayrımcı bir zihniyete sahip olduğunu gösteriyor. Akademisyenlerin yeri cezaevi değildir. 

Ayşe Düzkan gazeteci, cezaevinde. Özgür Gündem Gazetesi’nde nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yaptı, basın özgürlüğünü savundu diye cezaevinde. Ayşe Düzkan bir isim; onun ötesinde yüzlerce gazeteci cezaevinde, gazetecilerin yeri cezaevi değil. Bu ülkenin nasıl bir şiddet ve zulüm ortamında yaşadığının birkaç örneği. Hepsinin yeri sokaklardır, hepsi aramızda olmalıdır, bu barış ve demokrasi mücadelesini yükseltme alanıdır. 

Bu özgürlük mücadelesinin en önünde annelerimiz var

Çok yakında hepsi ile buluşacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bu ceberut düzene karşı tüm bu arkadaşlarımız özgür kalana kadar devam edeceğiz. Çünkü bu özgürlük mücadelesinin önünde, bu tecride karşı mücadelenin önünde, bu faşizme karşı mücadelenin en önünde annelerimiz var. Onların önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. Bu ülkeye onurlu bir barış gelsin diye, evlatlarımız ölmesin diye, cezaevindeki evlatlarımız ölmesin, açlık grevleri, ölüm oruçları son bulsun diye, her gün bu ülkenin sessizliğine inat seslerini yükseltmeye devam ediyorlar. Her türlü şiddete, saldırıya, zulme rağmen asla vazgeçmiyorlar. O yüzden de biz de annelerimizle beraber bu sese ses katmaya devam edeceğiz. Bu zulüm son bulana kadar sesimizi yükselteceğiz, ölümler olmasın, şiddet, zulüm ve savaş son bulsun diye onurlu barış mücadelesine güç katacağız, sesimizi yükselteceğiz.

Leyla Güven ve 3000'den fazla tutsak kahrolası sessizliği yıkmak için haykırıyor

Tam 195 gündür, 6 buçuk aydır Leyla Güven; DTK Eşbaşkanımız, Hakkari Milletvekilimiz Leyla Güven açlık grevinde. Bu kahrolası sessizliği yırtmak için haykırıyor. Tüm Türkiye’yi tüm dünyayı duyarlı olmaya çağırıyor. 21 Kasım’da Nasır Yağız Hewlêr de açlık grevine başladı. 183’üncü gününde. Cezevlerinde 300’den fazla tutsak açlık grevinin 158’inci gününde. Avrupa’da Dilek Öcalan'ın Strazburg'da 14 siyasetçi ile birlikte başladığı açlık grevi 156’inci gününe geldi. Kandıra’da Sebahat Tuncel ve Selma Irmak sevgili başkanlarımız açlık grevinin 126’ıncı gününde. Dersim Dağ, 80’inci gününde, Van vekillerimiz Tayip Temel ve Murat Sarısaç 75’inci gününde. Evet bu isimleri sayıyorum ama istiyorum ki 3 bin insanın ismini tek tek sayayım. Bu ismini saydığım arkadaşlarımızın şahsında tüm Türkiye’ye sesleniyorum. Bugün cezaevlerinde 3 bin tutsak açlık grevindedir. Durum vahim hal almış durumdadır, buna son vermenin zamanıdır, bunun gereğini yerine getirme zamanıdır. Ölüm oruçları, cezaevindeki 30 tutsak ölüm orucundadır. Ölüm orucundaki ilk gruptaki 15 tutsağın bugün 22’inci günüdür. 

Tecride son vermezsek bu zulüm hepimizin kapısını çalacak 

Açlık grevindeki insanların çok ciddi sağlık problemleri var. Görme duyularını yitiriyorlar konuşamıyorlar, hareket etme kabiliyetlerini yitiriyorlar. Cezaevi yönetimleri bu insanların yardımına koşmak yerine, bu insanları darp ediyor, baskı uyguluyor, almaları gereken ilaçları, sıvıları vermiyor, engelliyorlar. Böyle bir faşist anlayışla karşı karşıyayız. Dışarıda “evlatlarımız ölmesin” diye bu sesi yükseltmeye çalışan annelere de saldırılar sürüyor. Bizzat güvenlik güçleri annelere saldırıyor. Annelere yönelik saldırılara karşı herkes sessiz. Bu sessizlik ürkütücüdür. Bu sessizlik ülkenin nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğunun habercisidir. Gelin hep birlikte bu sessizliği yırtalım, gelin hep birlikte ses olalım. Ses olalım ki bu tecrit sonlansın. Sayın Öcalan üzerindeki bu tecride hep birlikte son verelim. Bu tecride son vermediğimiz sürece bu adaletsizlikler devam edecek. Bu hukuksuzluk, bu zulüm hepimizin kapısını çalacak. Tüm Türkiye halklarına, emekçilere, kadınlara, gençlere sesleniyoruz. Gelin bu sese ses katın, bu mücadeleye omuz verin. 

Buradan hükümete, Adalet Bakanı’na da sesleniyorum, bir adım attınız, önemlidir, şimdi bunu tamamlama zamanı gelmiştir. Yasaların, hukukun ve vicdanın gereğini bir an önce yerine getirin, gerekeni yaparak hükümet olarak üzerinize düşeni gerçekleştirin. 

Adalet Bakanı’nın da dediği gibi hükümlülerin avukatlarıyla görüşmesi haktır

Adalet Bakanı’nın da bizzat belirttiği gibi hükümlülerin avukatları ile görüşmesi kanuni bir haktır. Çok güzel güzel bir şey söylemişsiniz. Şimdi gereğini yapın. Avukatlar İmralı’ya gidebilsin ve müvekkilleriyle görüşebilsin. Bu bir haktır, bu hakkın gereği ne ise uygulamada hayata geçsin. Hep söyledik, hukuksuzluk sadece İmralı’da sürmüyor. Tüm ülkede bir hukuksuzluk hüküm sürüyor ve bu hukuksuzluk herkese yeni adaletsizlikler, yeni şiddet getiriyor. Hükümet, iktidar bunun ne denli farkında bilmiyoruz. 

Cumhurbaşkanı olarak başladığı cümleyi AKP Genel Başkanı olarak bitiriyor

Bakın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye bir sistem var. Bu o denli karmaşık ki bir parti genel başkanı mı cumhurbaşkanı mı ayırt edemiyoruz. Kendisi de ayırt edemiyor. Bir cümleyi Cumhurbaşkanı olarak söylemeye başlıyor, sonuna geldiğinde AKP Genel Başkanı olarak cümleyi bitiriyor. Öznesi başka yüklemi başka. Çünkü bu uydurma bir sistem. Bu sistemle Türkiye’nin yol almasının mümkün olmadığını her gün izliyoruz. 19 Mayıs günü de izledik. 

19 Mayıs fotoğrafını emeklilik fotoğrafı diye duvara asacaksınız 

19 Mayıs 1919'un 100’üncü yılı Samsun’da kutlandı. Kutlandı mı? 19 Mayıs’ın ruhuna vakıf olmayanlar 19 Mayıs’ı kutlama bahanesiyle Cumhur İttifakı'na iman tazelemeye gittiler. Tespih taneleri gibi dizilmişler, bir de fotoğraf çekmişler, sanırsınız ki emeklilik fotoğrafı. Evet emekliliğiniz yakınlaştı, çok yakında sizi emekli edeceğiz. O fotoğrafı da duvara asarsınız emeklilik hatırası diye. 

O fotoğrafta kadınlar, gençler, emekçiler yok 

Türkiye İttifakıymış; Cumhur İttifakı'na yeni ambalaj. Hiç kimse yok, kadınlar yok gençler yok, emekçiler yok, neyin ittifakı bu? Aslında orada Türkiye’ye vermek istedikleri mesaj tekçiliktir. 

19 Mayıs’ı da siyasete malzeme etme peşindeler

Oysa 19 Mayıs tekçiliğe karşı bir zaman aralığının başlangıcına işaret eder. Yerel kongreler sürecidir. Kısa sürmüştür ama 1921 Anayasası’na giden yoldur. Maalesef kısa sürmüş bir aralıktır ama 21 Anayasası çoğulcudur. Türkiye halklarının beklentilerine kısa da olsa bir yanıt vermiştir. Bugün peşinde olmamız gerek, demokratik cumhuriyet için çoğulcu bir anayasa için dönüp 19 Mayıs’ı da, 23 Nisan’ı da, 1921 Anayasası’nı da bu gözle bu anlayışla okumamız gerekirken, kendi tarih bilincinden yoksun siyasetçiler orada 19 Mayıs’ı da siyasete malzeme etme peşindeler. Onu çağırmış bunu çağırmamış, bunun üzerinden de yine HDP’ye saldırı peşindeler. Ülkenin ihtiyacı olan ayrımcılık değil, demokrasi mücadelesidir, barış ve toplumsal barıştır. 

Gerçek Türkiye'nin fotoğrafı Soma'dır, annelerdir, Barış Akademisyenleridir

Bize o fotoğrafı gösterdiler. Orada poz verenlerin, Cumhur İttifakı'nın bu ülkede yaratmış olduğu fotoğrafları ben buradan izninizle göstermek istiyorum. Bakın fotoğraf göstermek istiyorum benim güzel arkadaşlarımın fotoğraflarını göstermek istiyorum. Barış ve adalet mücadelesinden vazgeçmeyen arkadaşlarımızın fotoğrafını göstermek istiyorum. Evlatlarımız ölmesin diye direnen annelerimizin fotoğrafını göstermek istiyorum. Yeryüzü sofralarında oruç açmak isterken sevgili hocamızı yerde sürükleyenlerin ibret alacağı fotoğrafı göstermek istiyorum. 301 insanın öldürüldüğü Soma’da emekçilere reva görülen muamelenin resmini göstermek istiyorum. Ve inatla kayıp yakınlarını, Cumartesi Anneleri’ni, Barış Anneleri’ni göstermek istiyorum. Yıkılan kentlerimizi, yerinden yurdundan edilenlerin fotoğrafını göstermek istiyorum. Cezaevindeki gazetecileri, Barış Akademisyenlerini, katledilen kadınları. Gidip orada o fotoğrafı çektireceğinize bu fotoğraflara bakıp bunların müsebbibi olarak utanç duymalısınız. Bu ülkeyi getirdiğiniz yer budur. 

HDP umuttur, HDP direniştir

Karamsarlık yok, vazgeçmek yok. Çünkü bizim de güzel fotoğraflarımız var. Barışın fotoğrafı var, barış ve demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyenlerin fotoğrafı var. Öyle 3-5 kişi değil, binlerce, milyonlarca insanın fotoğrafı var. 100 yıllık mücadelenin aydınlık yüzü olmaya devam ediyoruz. HDP umuttur, HDP direniştir. Bu ülkenin gerçek sorunlarını çözmeye adayız, her zaman böyle yaklaştık. Türkiye’nin ihtiyacı olan ne ise, ona cevap verecek siyaseti üretmek için yan yana geldik, omuz omuza verdik, bu mücadeleyi yükselttik. 

17 yıldır neredeyse her sömestr sistemi değiştirdiniz

Bugünkü iktidar bırakın Türkiye sorunlarını çözmeyi, her geçen gün sorunlara sorun eklemeye devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı çıkmış 2023 eğitim vizyon toplantısı yapmış. Lisede ne yaptık şimdi söyleyeceğim fakat bu hakaret ve tazminat davaları ile uğraşmak istemiyorum. Lisede ne yaptınız? Mahvettiniz. 17 yıldır neredeyse her yıl hatta her sömestr sistemi değiştirdiniz. Eğitimin içine sürüklendiği yere bakın şimdi kalkmışlar yeni model uygulayacaklarmış, kariyer ofisleri açılacakmış, Düşünebiliyor musunuz? Okul sahibini Milli Eğitim Bakanı yaparsan onun da yapacağı şey okulların ortasına kariyer ofisi kurmak olur. Belli dersler zorunlu olacak, Türk Dili Edebiyatı, Din Kültürü, geri kalanlar seçmeli dersler. Ders sayıları azalacak. Kariyer ofisleri öğrencileri yönlendirecek ve sonra da 2023 vizyonu ortaya çıkacak. Düşünün bakalım nasıl bir 2023 bizleri bekliyor. 

Paran varsa okuyorsun

Bugüne kadar yaptıklarına baktığımızda 2023’te eğer iktidarda kalırlarsa ki sanmıyorum, ülkeyi büyük bir felaket bekliyor ve eğitim alanında bu felakete sürüklenişe tanıklık edeceğiz. Evet, bilimsel, anadilinde ve kamusal eğitimden giderek uzaklaşan bir eğitim sistemimiz var. Bu ülkeyi karanlığa sürüklüyorlar. Bu ülkenin geleceğini yok ediyorlar. Parası olan neo-liberal eğitim koşullarında okuyor. Paran varsa okuyorsun. Paran yoksa kız çocuklarını evlendiriyorlar, erkek çocuklarını da çırak yapıyorlar. İşte eğitim sisteminin modeli budur. 

Her gün 2 bin işsiz üretiyorlar

Ekonomi. Her geçen gün yeni bir sorun karşımıza çıkıyor. Giderek kriz olmaktan felakete dönüşmüş bir ekonomi var karşımızda. Geçen gün Eyüp Dal isimli bir genç işsiz kendisini yaktı. Dün yaşamını yitirdi. 5 yıldır iş arıyor. Seçim öncesinde oy için vaatte bulunmuşlar, umutlandırmışlar, seçim bitmiş Şahinbey Belediyesi kapıyı yüzüne kapatmış. Ve bu genç de bedenini ateşe vererek isyan etmiş. Allah rahmet eylesin. Maalesef tablo budur. Genç işsizlik oranı yüzde 21. Sadece son 6 ayda 740 bin yeni işsiz yarattılar. Bu 740 bin işsizin 342 bini sanayiden. Sanayi üretimi işsiz üretimine dönüşmüş durumda. Her gün 2 bin işsiz üretiyorlar. 

Ülkenin bütün kaynaklarını yolsuzluğa, savaşa yatırıyorlar 

Ekonomi Bakanı çıkmış ne anlatıyor? Güven endeksi 53,5’e gerilemiş. 2004’ten bugüne en düşük seviyesinde, bu ekonomiden anlamayan ekonomi özürlü bakan diyor ki “En kötüsü geride kaldı, ekonomi dengelendi, tünelin ucunda ışık göründü”. Trendir o tren, ne ışığı? Türkiye’de Merkez Bankası, yedek akçeleri piyasaya sürme peşinde. Özel sektörün borcu 210 milyar doları aşmış durumda. Ve iktidar bütün bu gelişmelere rağmen bildiğini okumaya devam ediyor. Ülkenin bütün kaynaklarını ya betona ya savaşa ya da kendi haksız zenginliklerine yol açacak yolsuzluğa yatırmaya devam ediyorlar. 

Bu hava alanını yapmayın dedik ama bu zihniyet gitti 3’üncü Havalimanı’nı yaptı. Kuzey ormanlarını katletti, orada onlarca işçinin ölümüne neden oldu. Doğayı, ekolojistleri, mühendisleri dinlemediler hava alanını yaptılar.  Uçaklar rüzgar olduğunda oraya inemiyor.  6,3 milyon euroluk taahhüt bu iktidarın taahhüt verdiği müteahhitlerin kâr hanesine yazılmış durumda. Bir de bu ülkenin kaynakları silahlanmaya gidiyor. Suriye’de halklar çözüm beklerken, Suriye’de askeri militarist önlemler adı altında bu ülkenin kaynakları çarçur edilmeye, savaş ekonomisine yatırılmaya devam ediliyor. 

Suriye krizinin tüm maliyetleri Türkiye emekçilerinin üzerine yıkılmaya çalışılıyor

Suriye halkları kendi çözümünü üretecektir. Suriye halkları barış içinde bir geleceği bir gün mutlaka üretecektir. Ama Türkiye, Suriye’deki çözümsüzlükten beslendikçe Orta Doğu halkları barışa bir türlü ulaşamıyor. Suriye krizinin insani, ekonomik, diplomatik tüm maliyetleri de Türkiye emekçilerinin üzerine yıkılmaya çalışılıyor. 

Barışı dinamitleyen dış politikaya bir an önce son vermek zorundayız

Sadece Suriye ile sınırlı değil, bakın bugün İran ile ABD arasındaki gerilime, Doğu Akdeniz’deki enerji meselesine. Tüm bunları topladığınızda Türkiye’nin etrafında inanılmaz bir gerilim hattının oluştuğunu görebiliyoruz. Tüm bu gerilim siyasetini bizzat Türkiye’deki iktidar besliyor, bu gerilim üzerinden hareket ediyor. Orta Doğu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Kıbrıs’a kadar tüm halkların barış içinde yaşama iradesi bu iktidar tarafından yok ediliyor. Bu güvensiz dış politikaya, bu barışı dinamitleyen dış politikaya bir an önce son vermek zorundayız. Onurlu bir barışı Orta Doğu’da var etmek, Türkiye’nin yegane seçeneğidir. Toplumsal barışı var edebilmenin yolu barışçıl bir diplomasiden geçmektedir. 

Bütün bu karamsar tabloyu değiştirebilecek yegane güç HDP’dir

Şimdi önümüzde yine çok zorlu bir dönem var. Bütün bu karamsar tabloyu değiştirebilecek yegane güç HDP’dir. Türkiye halkları, Kürt halkı, emekçilerin, işçilerin mücadelesi, kadınların, gençlerin mücadelesidir. O yüzden de herkesi bu ortak mücadeleye davet ediyoruz. Demokrasi ittifakında buluşmaya davet ediyoruz. 31 Mart’a giderken Türkiye’nin umudunu büyütecek bir seçenek var ettik. Evet kazanabileceğimiz yerlerde kazanacağız. Ama tek başımıza kazanamayacağımız yerlerde AKP-MHP blokunu gerileteceğiz dedik. 

Kayyımcı zihniyet devam ediyor

Faşizme dur diyeceğiz dedik. Bunu da başardık ama seçimlerden sonra YSK marifeti ile 6 belediye eşbaşkanı arkadaşımız KHK bahane edilerek, 56 meclis üyemiz YSK tuzağı sonucunda mazbatalarından mahrum edildiler. Onların yerine yedekler atandı. Yani kayyımlar geldi .Evet kayyımcı zihniyet  devam ediyor, hız kesmedi. YSK eliyle gerçekleştirdikleri bu meseleye artık savcılar müdahil oldu. Seçilmiş arkadaşlarımız üzerinde Tatvan’da olduğu gibi 9 belediye meclis için soruşturma başlatmışlar. Vali buna dayanarak bu 9 arkadaşımızı görevden almış. Zihniyet devam ediyor. Seçilmişlere, Kürt halkının iradesine saldırılar devam ediyor. Tıpkı seçim sürecinde yaptığımız itirazları reddettikleri gibi. 

Yaptığınız haksızlıkları 200 sayfaya sığdıramazsınız

Aynı şeyi bugün İstanbul için yaptılar. Halkın iradesini yok saydılar, İstanbul’a geçici kayyım atadılar,YSK seçimlerin iptal edilmesine karar verdi. Şimdi 200 sayfalık gerekçe yazmışlar, ne yazdınız? Yakında göreceğiz. 200 sayfaya ne sığdırdınız. 200 sayfaya yapmış olduğunuz bu haksızlıkları sığdıramazsınız. Biz bu haksızlıkları, bu şaibelerin hepsini tarihe not düştük. Bu utanç ile yaşayacaksınız. Yaptığınız bu sahtekarlığı asla ifade edemezsiniz, buna kılıf uyduramazsınız. Şimdi göreceğiz bu 200 sayfayı. Nasıl haksızlık ve hukuksuzluk olduğu bir kez daha kendi kalemleriyle teşhir olmuş olacak. 

Yenildikçe doymayan bu iktidarı İstanbul’da bir kez daha yeneceğiz

Bu haksızlık ve hukuksuzluk karşısında ne yapacağız? Her zaman yaptığımızı yapacağız, nerede bir haksızlık, hukuksuzluk ve mağduriyet varsa, hak hukuk mücadelesi için orada olacağız. 23 Haziran İstanbul seçimlerinde de bir kez yendiğimiz ama yenildikçe doymayan bu iktidarı İstanbul’da bir kez daha yeneceğiz. 

Sokak sokak çalışacağız 

Demokrasi İttifakını var edeceğiz. Hep birlikte sokak sokak, iş yeri iş yeri, mahalle mahalle çalışacağız. Demokrasi ittifakıyla bu ceberut iktidarın gidişatını durduracağız. Ülkenin önünde yeni bir siyaset yolu açılmıştır. Umut doludur bir yol. Umudumuzla beraber yürüyeceğiz. HDP’yle yürüyeceğiz. 

Cumhurbaşkanı kendi sınırlarına çekilmelidir

Bütün bu krizleri sonlandırmanın yolu Türkiye’nin önüne açılmış bu barış ve özgürlük yolunda kararlı bir şekilde yürümekten geçer. Bunu da başaracağız. Kimsenin kuşkusu olmasın. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak dayatılan bu sistemle kimsenin bir geleceği yoktur. Cumhurbaşkanı sınırlarına çekilmelidir, parti başkanlığından vazgeçmelidir. Böyle bir kabine ile Türkiye sorunlarına çözüm bulmak imkansızdır. 

Hep birlikte demokratik bir anayasa yapalım

Parlamento’ya bir kez daha çağrı yapıyoruz. İnisiyatif alın. KHK’lerle değil Parlamento’nun uzlaşacağı yasalarla ülkeyi yönetin. Bir an önce Türkiye’nin beklentisi olan, Türkiye’nin en önemli ihtiyacı olan anayasa çalışmalarına başlayın, Parlamento’nun kapılarını açın. Sivil toplum örgütlerine, sendikalara, emekçilere ve kadınlara açın. Türkiye toplumunun sesi Parlamento’da yükselsin. Hep birlikte demokratik bir anayasa yapalım. Eşit yurttaşlık temelinde bir anayasa yapalım. Türkiye’yi bir an önce demokratik bir cumhuriyete kavuşturalım. Çoğulcu, demokratik, laik bir cumhuriyete ancak böyle ulaşabiliriz. İşte demokrasi ittifakının önünde duran en önemli vazife budur. Bunu da en kısa zamanda yerine getirmek için mücadelemizi yükseltmeliyiz. Ama anayasa yapım sürecinden çok daha önce toplumsal barış konusunda da bir an önce adımlar atmalıyız. 

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı kağıt üzerinde kalmamalı

Türkiye’yi TMK kıskacından bir an önce kurtarmalıyız. Bu kanun çerçevesinde haksız yere cezaevinde olan herkesin bir an önce özgürlüğüne kavuşması lazım. Yargıyı içine sürüklendiği bu adaletsizlikten bir an önce kurtarmalıyız. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusu kağıt üzerinde kalmamalı, hayata geçmelidir. Talimatla hareket eden savcıların fezlekeleriyle bu ülkede adalet tesis edilemez. İfade ve basın özgürlüğü, bilimsel özgürlüğü ve her alanda özgürlüğü bir an önce var etmeliyiz. 

Hep birlikte direnecek ve geleceğimize sahip çıkacağız

4 yıl önce başlayan mutlak tecrit, İmralı’da Öcalan’a uygulanan mutlak tecrit bütün ülkeyi çepeçevre sardı. Tecrit altındayız, bütün özgürlüklerimiz elimizden alındı, kalan birkaç özgürlüğe yönelik saldırılar devam ediyor. Tüm bunlara son verme zamanıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyaset krizinden çıkış böyle mümkün. Nerede bir adaletsizlik varsa, toplumun vicdanı nerede kanıyorsa, orada olacağız, orada bir araya geleceğiz, hep birlikte direnecek ve geleceğimize sahip çıkacağız. Sokağımızda, mahallemizde, iş yerimizde, kentimizde demokrasi ve barış mücadelesinde buluşacağız.     

21 Mayıs 2019