Temelli: Dışişleri Bakanı 'Aç kalmaya razıyız' diyor, Saray telefonda Trump'a yalvarıyor

Temelli: Dışişleri Bakanı 'Aç kalmaya razıyız' diyor, Saray telefonda Trump'a yalvarıyor

Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli'nin haftalık grup toplantımızda gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Temelli şunları söyledi: 

Sevgili milletvekili arkadaşlarım, grup toplantımıza gelen yoldaşlarım, hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Hepiniz hoşgeldiniz. Hun bi xêrhatin. Konuşmama açlık grevinin 69’uncu gününde Sevgili Leyla Güven’i selamlayarak başlamak istiyorum. Selam olsun Leyla Güven’e, direnenlere, Sebahat Tuncel’e, Figen Yüksekdağ’a. Tam 69 gündür Sevgili Leyla Güven DTK Eşbaşkanımız, Hakkari Milletvekilimiz bedeniyle mücadele kararlılığı ile direniyor. Türkiye’ye sesleniyor; tecride son verin, tecrit zulümdür, tecrit şiddettir, tecrit savaştır.  O yüzden tüm Türkiye halklarına çağrısını her gün yineliyor. 

Tecridin sürdüğü bir ülkede hak savunusu mümkün değil 

Ve bu sesi duymayanlar ve bu sese kulak vermeyenler, bu savaş çığırtkanlarının değirmenine su taşımaya devam ediyorlar. Hatırlarsınız, bundan 2,5 yıl önce 11 Eylül 2016 tarihinde İmralı’da Sevgili Mehmet Öcalan’ın katılımı ile İmralı’da bir görüşme gerçekleştirildi. Bundan 2 buçuk yıl sonra yine açlık grevlerinin sürdüğü bir dönemde, 12 Ocak'ta Mehmet Öcalan yine İmralı'ya gitti. Sayın Öcalan ile görüştü. Bu görüşme bir aile ziyaretiydi. Her hafta olması gereken bir ziyaret, bir hak. Bunca süre zarfında gasp edilmiş bir hak ancak 2,5 yıl sonra bir lütuf gibi bu hakkın kullanımı sunuluyor. En temel hakların gasp edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Tecrit zaten bir hak gaspı rejimidir. Tecridin sürdüğü bir ülkede hak savunusu mümkün değildir. 

Hak ihlali yok çünkü hak bırakmadınız

Hak gaspları yayılmıştır. Bakın AKP’nin İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı diyor ki “Türkiye’de hak ihlali yok.” Türkiye’de hak bırakmadığınız için bir hak ihlali söz konusu olamıyor. İşte bugün İmralı'da yaşanan bu hak gaspı tam da Türkiye'nin aslında ne denli insan hakları ihlalleri içinde yaşadığının en önemli göstergesi. 

Hepimiz tecrit altındayız, bu utançtan kurtulmalıyız

Türkiye tecrit altında, hepimiz tecrit altındayız. Tecrit demokrasiyedir, barışadır, tecrit bizi sarıp sarmaladığı sürece hiçbir hakkımızın savunusu mümkün değildir. Bunların hiçbirinin ardı arkası kesilmez ve devam eder. Tecride son vermeden Türkiye’yi bu zulüm cenderesinden kurtarmak mümkün değil. Bugün açlık grevinde olan yoldaşlarımız son derece haklı ve meşru bir talebi dile getiriyorlar. Bu talep Sayın Öcalan'ın avukatlarıyla bir an önce görüşmelere başlaması ve mutlak tecrit koşullarının sonlandırılmasıdır. Biz sadece son dönemi tecrit olarak nitelendiriyoruz. Hayır son dönem yani 5 Nisan 2015 tarihinden beri yaşanan tecrit, ağırlaştırılmış tecrittir. Tecrit bu ülkenin utancıdır ve bu ülkeyi bu utançtan kurtarmalıyız. İşte Leyla Güven'in direnişi hakikate seslenişi budur; bu ülkeyi tecritten kurtarmak. Tecridin sonlanmasıyla ancak Türkiye’nin demokrasi ve barış yolu açılacaktır. 

CPT, Yüksek Komiserlik tecrit meselesine çözüm üretmelidir

Sayın Öcalan’ın avukatları Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na 780 kez başvurdular ve tam 780 kez Bursa Cumhuriyet Savcılığı bu talebi reddetti. Ve bu talep reddedildiği sürece bu ülkede hukuktan, hukukun üstünlüğünden bahsedemezsiniz. Hukukun olmadığı yerde devletten de bahsedemezsiniz. Bugün devlet de büyük bir kriz içinde ve çıkmaz sokaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kendisinin yasalarını ve uluslararası yasaları çiğneyerek suç işlemeye devam etmektedir. Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, CPT sorumluluğunun gereğini yerine getirmemektedir. Başta CPT olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin acilen bu soruna çözüm üretmesi gerekmektedir. Bu çağrıyı bir kez daha dile getiriyorum. Evet, Yüksek Komiserlik ve CPT bir an önce harekete geçmelidir. 

Ya tecrit ya barış 

İmralı'da bugün neden ağırlaştırılmış tecrit var. Çünkü bu iktidar kendi bekası için savaş politikalarında ısrar etmektedir. İşte biz de buna karşı, savaşa karşı barışın mücadelesini yükseltiyoruz. Diyoruz ki ya tecrit ya barış, ya savaş ya barış. Barış mücadelesini yükseltenlere selam olsun. Kimsenin şüphesi olmasın bu barış mücadelesini yükseltenler eninde sonunda bu tecridi kıracaktır. 

Öcalan Kürt sorunun çözümünün birinci elden muhatabıdır 

Bu iktidar hem bu ülkeyi hem de Suriye’yi stratejik derinlikten yoksun sığ hamlelerle büyük bir felakete sürükledi. Bu ülkede büyük bir yıkıma neden oldunuz. Koca ülkeyi enkaza çevirdiniz. Bir kez daha uyarıyoruz, bu yol yol değildir. Kürt meselesinin demokratik yollardan çözümü yegane seçenektir. Bunun yolu da İmralı’dan geçmektedir. Sayın Öcalan'dan geçmektedir. Meselenin birinci elden muhatabıdır Sayın Öcalan. 2013-2015 arasında bu devlet bunu idrak etmiştir. Ama 5 Nisan’dan sonra ağır tecrit uygulayarak Dolmabahçe Mutabakatı’nı yok sayarak bu ülkenin barış umutlarını öldürmeye çalışmaktadır. Buna izin vermeyeceğiz. İktidara sesleniyorum; size rağmen bu anlayışınıza rağmen Türkiye halkları demokratik çözümü var edecektir, bu ülkede barışı hakim kılacaktır. O yüzden bugün tecride karşı durmak demokratik çözüm arayışıdır, demokrasi ve barış mücadelesidir. İşte Leyla Güven bize bunu anlatıyor ve bizi bu mücadeleye davet ediyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kırmak için başlatılan açlık grevi eylemleri sadece cezaevinde değil, Kürdistan’da dünyanın dört bir tarafında sürmektedir. 

Cezaevindeki açlık grevleri için inisiyatif alın

Erbil Temsilcimiz Sevgili Nasır Yağız, başlattığı grevin 56. gününde. 50'ye yakın cezaevinde 230’a yakın yoldaşımız süresiz dönüşümsüz açlık grevinde. 130 cezaevinde 1000'ün üzerinde yoldaşımız süresiz dönüşümlü açlık grevinde. Evet Leyla Güven açlık grevinin 69’uncu günündeki Leyla Başkanın ciddi sağlık sorunları görülmektedir. Ciddi bir kilo kaybı ile yaşamını sürdürmektedir. Tüm Türkiye'ye tüm duyarlı kesimlere tüm demokrasiden yana tercihte bulunan insanlara sesleniyorum: Gelin bu konuda inisiyatif alın. Barıştan yana, demokrasiden yana sesinizi yükseltin tecride karşı çıkın. Bugün eğer bu sessizliğe tutsak olursanız, yarın karşılaşacağımız ağır tablolar altında hepimiz eziliriz. Gelin ölümlere izin vermeyelim, gelin tecride karşı bu mücadelede yerimizi alalım. 

Figen Yüksekdağ direniyor bizde direneceğiz

Sevgili arkadaşlarım, yoldaşlarım, haksız ve hukuksuz tutuklanan yoldaşımız Figen Yüksekdağ’ın tutuklu olduğu davanın duruşması yarın görülecek. Figen yoldaşımız orada olacak bizler de orada olacağız. Onunla birlikte zulmün gözünün içine bakmaya devam edeceğiz. 

Bugün bu ülkede bir adalet krizi vardır. Yargı siyasete alet olmuştur, vesayet altındadır. Bakın Figen Başkan bir savunmasında şöyle diyor. “Tarihin ve gerçeğin sesi olmaya gayret edeceğiz. Doğrular bu kadar yok ediliyorsa birilerinin hangi koşullarda olursa olsun gerçeklere sahip çıkması gerekir. Bizler derin bir haksızlıkla karşı karşıyayız. Ama bu yaşadığımız zulüm düzeni karşısında hiçbir zaman yılmayı, geri adım atmayı tercih etmedik. Bizler tercih ettiğimiz yoldan, demokratik direnişten vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkenin bütün dürüst namuslu insanlarının direnci olmaya devam edeceğiz.”  Evet Figen yoldaşımız direniyor, bizler de direnmeye devam edeceğiz. Figen Başkan da olduğu gibi özellikle bu iktidarın kadına yönelik şiddette dur durak bilmiyor. 

Kadın yoldaşlarımız erkek şiddetinin mağduru

Bugün cezaevinde olan arkadaşlarımız bu erkek şiddetinin mağdurudurlar. Bugün cezaevinde olan kadın yoldaşlarımız bu erkek egemen zihniyetin mağdurları. Bakın dün Mazlum Doğan'ın ablası Serap Mutlu gözaltına alındı. Neden? Annesinin cenaze törenine katıldı diye. Annesinin cenaze törenine katılmak, örgüt propagandası sayılıyor. İşte adalet krizi dediğimiz şey bu. Adalet krizi vicdanı kararanların bu ülkeye dayattığı şeydir. Kadın yönelik bu şiddet devam ederken kadın siyasetçilere yönelik bu saldırılar devam ederken bakın Meclis’in gündemine ne geliyor? Çocuk istismarında bulunanlara bir ceza affı geliyor. İşte zihniyet budur. 

Çocuk istismarına getirilen af utancı bu iktidara yeter

18 yaşın altında çocuklara yönelik her türlü istismar cezalandırılmalıdır. İnsanlar 18 yaşını geçtikten sonra da hakları vardır ve bu haklar gasp edilemez. Özellikle bu ülkede bu iktidarın erkek egemen zihniyeti eril dili her geçen gün kadına yönelik artırırken çocuk istismarını da büyütüyor. Çocuk istismarında bulunanlara evlilik affı gibi bir utancı bu ülkeye dayatıyor. Tüm bu yaşadıklarımızın en temel nedeni bu iktidarın savaş ve yolsuzluktaki ısrarıdır. Çünkü bu iktidar ancak ve ancak savaş politikaları üzerinden yolsuzluk politikaları üzerinde durabiliyor. 

Bütün dış güçler bir an önce Suriye’den çıkmalıdır

Yine bu savaş çığırtkanları tıpkı geçmişte olduğu gibi Rojava'yı hedef haline getiriyor. El Kaide kökenli radikal cihatçı savaşçılar eliyle Afrin'de Bab’da olduğu gibi bugün de aynı senaryoyu Rojava’da hayata geçirmeye çalışıyorlar. Gitmişler Bab'da bir futbol sahası yapmışlar, bir senaryoyu TV'den izletiyorlar. Sizin El Bab'da ne işiniz var? Size söyledik. “Afrin Afrinlilerindir, Suriye Suriyelilerindir” dedik. “Oradan çıkın” dedik, aynı sözü bir kez daha söylüyoruz: Suriye’den çıkın! ABD’nin Suriye’den çıkması yetmez, oradaki bütün dış güçler Türkiye dahil oradan çıkmalıdır. 

Suriye iç savaşı sonlanmalıdır

IŞİD ve onun artıkları El Nusra gibi bugün İdlib'de var olan tüm çeteler bir an önce tasfiye edilmeli ve Suriye'nin geleceğine Suriye halkları karar vermelidir. Bir gün ABD’nin, bir gün Rusya’nın kapısını çalışıyorlar, şekilden şekle giriyorlar, söylediklerini bir kaç saat geçmeden yalanlayabiliyorlar. IŞİD'in Türkiye'deki üst düzey üyeleri serbest bırakılıyor. Rojava halkları en zor koşulları yaşarken Rojava halklarını IŞİD'e karşı savunanlar terörist oluyor. Bölgesel ve küresel güçlerin 8 yıldır sürdürdüğü Suriye İç Savaşı bir an önce sonlanmalıdır. Bu savaşa son vermek için uluslararası kamuoyu ve Birleşmiş Milletler bir an önce inisiyatif almalıdır. 

Savaş sanayi tezgahı kurdular, Kürtlerle savaşla bu sanayiyi besliyorlar 

Rojava ve Kuzey Suriye’ye saldırının arkasındaki gerekçe bu savaş politikalarıdır. Savaş politikaları neden bu kadar ısrarla bu ülkeye dayatılıyor? Cumhurbaşkanı her gün konuşmalarında bunu itiraf ediyor. Çünkü bir savaş sanayi tezgahı kurdular. İşte tank paleti meselesinde işte İHA’larda olduğu gibi. O sanayiyi beslemek için Orta Doğu halklarına ve Kürt halkına savaşı dayatıyorlar. Buna son vermenin yolu barışa sahip çıkmaktır. Toplumun kaynaklarının bu savaş sanayinde yok edilmesine karşı çıkmaktır. 

Yine başladılar "Kürtler kardeşimizdir"; bu nasıl kardeşlik!

Son günlerde yine "Kürtler kardeşimizdir" söylemi ağızlarında. Yine başladılar "Kürtler kardeşimizdir". Kürtlere içeride ve dışarıda bu kadar saldırı söz konusuyken kardeşlik hikayesi başladı. Kürtçe’nin bir tabelada bulunmasına bile tahammülü olmayanlar, kayyumlarla gasp edilen belediyelerde Kürt kültürüne dair ne varsa döküp atanlar hangi kardeşlikten bahsedebilirler? Cizre'yi, Sur'u, Kürt kentlerini tanklarla yerle bir edenler, Roboski'de katlettikleri Kürt çocukları için bir özrü bile çok görenler neyin kardeşliğinden bahsediyorlar? Sizin kardeşlik anlayışınızın pratiğini Afrin’de gördük. Kürt halkını yerinden sürerek yerine çeteleri yerleştiren sizsiniz. Kürtçe eğitimi bitirdik diye övünen sizsiniz. Kürtçe yerleşim yerlerinin ismini değiştiren sizsiniz? Bu nasıl kardeşlik yahu? İnsan kardeşinin elinde kalmış tek geçim kaynağı olan zeytinleri çalar mı? Bu nasıl kardeşlik? Irak Kürdistan bölgesinde yapılan referanduma “vanaları kapatırız aç kalırsınız” diyenler hangi kardeşlikten bahsediyor? Rojava’da Kürtler size sesleniyor; "gölge etmeyin başka ihsan istemez". 

Dışişleri Bakanı bakın bu ülkenin Dışişleri Bakanı ne diyor. “Afrin’de YPG ile mücadele ediyorduk, o zaman niye Türkler Kürtleri katlediyordu” demiyorsunuz? İtirafa bak. Orada Kürtleri katlettiğini itiraf ediyor. SDG'yi aslında bu YPG söylemi ile sürekli teröristleştirirken yaptıklarını itiraf ediyor. Biz o zaman da şimdi de aynı şeyi söyledik, söylüyoruz. Afrin'de 200 bine yakın insan evinden yurdundan edildi. Onların dönmesi için sizin çıkmanız gerekiyor Afrin'den. O insanların Afrin’e dönmesi için sizin oradan bir an önce çıkmanız gerekiyor. 

Dışişleri Bakanı 'Aç kalmaya razıyız' diyor, Saray telefonda Trump'a yalvarıyor

Bir gün ABD bir gün Rusya’nın kapısında olanlar kapalı kapılar ardında görüşmeler yapıyorlar. Bunların ne olduğunu Trump’ın attığı tweetlerden anlamanız mümkün. Dışişleri Bakanı diyor ki “Aç kalmaya razıyız.” Ama Saray razı değil. Sen bunu söylüyorsun, 1 saat sonra telefonda yalvar yakar Trump’la konuşuyor. Yeni bir Patriot sözleşmesi yapılıyor. Kim bilir bu ülkenin hangi hakkını yine ABD’ye peşkeş çektiler. Saray açlığa razı olamaz, Saray’ın gözü doymaz, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yediler hala doymadılar. 

O denli racon kesti ki toplumun ruh sağlığı bozuldu

İşte bu doyumsuzluk Türkiye'de ekonomiyi içinden çıkılmaz yere sürükler. Bunların minik ortağı diyor ki “Toplumun ruh hali iyi değil.” Evet iyi değil, toplumun ruh hali iyi değil. Toplum bu noktaya kendi başına gelmedi. Toplumun ruh sağlığını bozdunuz. Her gün TV'lerde günde en az 2 saat konuşuyor. 300 kanaldan halka sesleniyor. "Yıkarız, yerle bir ederiz, çukura gömeriz, hainler, ihanet odakları, gereken dersi veririz, raconu ben keserim, teröristler..." O denli racon kesti ki kimse de sağlık kalmadı. Ciddi bir sağlık sorunu var, bunun yolu bu sesin susmasında geçiyor. İşte 31 Mart'ta bu sesi hep birlikte susturacağız. Sosyal yardım dağıtır gibi silah ruhsatı dağıtıyorlar. Silahlanma artıyor. TV’lerdeki ırkçı söylem sokağa şiddet olarak yansıyor. Böylesi bir atmosferde tabii ki şiddet her yeri kaplamış durumda. Bugün sokak ortasında bir Kürt, üniversitede bir öğretim üyesi kadın arkadaşımız katlediliyor. Bugün sokaklarda her türlü şiddet kol geziyor. Bütün bu şiddet ortamında polis şiddeti de buna ekleniyor. Emekçilerin sokakta hakkını araması, bizzat polis şiddeti ve terörü ile engelleniyor. Dolayısıyla toplumun ruh sağlığı işte böyle bozuluyor. 

Vatandaşı borçlandırarak yaşamaya mahkum ediyorlar

Ekonomideki bu kötü gidişat aslında insanları ciddi anlamda geçim sıkıntısına sürüklüyor. Bakın makro göstergelere dönüp baktığınızda sanayi üretim endeksi bir yıl önceye göre yüzde 6,5 gerilemiş. Yakında negatif büyüme rakamları açıklanacak ve ekonominin küçüldüğünü göreceğiz. Ekonomi küçülmeye devam edecek. Bu derin kriz koşulundan çıkmak yerine hala büyüklere masal anlatıyorlar, cari işlem azaldı diye övünüyorlar. Ekonomi küçülürken cari işlem açığının azalması ithalat düşüşünden kaynaklanan bir sonuçtur. Oysa krizin maliyeti her geçen gün vatandaşların sırtına yüklenmeye devam ediyor. Milyonların kredi kartı borcu var, ciddi borç içinde yaşıyor insanlar. Bunlar borcu yeniden yapılandırarak bir seçim rüşveti vererek vatandaşı borçlu yaşamaya mahkum ediyorlar. Vatandaşı borçtan kurtarmak yerine, borçla yaşamaya mahkum ederek kendi iktidarlarına da mahkum etmeye çalışıyorlar. 

Türkiye bir zam cumhuriyetine dönüştü 

AKP madalyonun öbür yüzünde de vergi cennetleri, vergi afları, vergi barışı demektir. Yüzde 1’in hayrına yüzde 99’unun mağdur edilmesi demektir. Bu iktidar zamlarla yükleniyor. Şimdi de bir poşet vergisi çıktı. 25 kuruş. Herkes bunu konuşuyor. Bu kadar zam varken, 25 kuruşluk poşet niye konuşuluyor diye hayret ediyoruz. Ama bu 25 kuruşun içinde bile AKP zihniyetini görebilirsiniz. Oradan bile 15 kuruşu tırtıklama peşindeler. Yani vatandaşı her halükarda sömürme peşindeler. HES projeleri ile. Ama bir bakıyorsunuz çevreci kesilmiş. TV'ye çıkıyor “Ey kapitalizm ormanları kesiyorsunuz, kıyıları yağmalıyorsun" diyor. Görseniz bilmeseniz ne muhterem adam diyeceksiniz. Bunu söyleyen insan ülkede neredeyse ağaç bırakmadı. Sırf yazlık sarayı için 40 bin ağacı kesmiş biri çıkmış çevreci geçiniyor. 

Zam şampiyonluğunu soğanın elinden almaya çalışıyorlar

Geçseniz de geçmeseniz de Osmangazi Köprüsü’nün maliyetine katlanıyorsunuz. Geçerseniz para ödeyerek geçmezseniz vergi ödeyerek, zamlar devam ediyor. Biliyorsunuz en önemli zam şampiyonlarından biri de soğandı, kuru soğan. Tutuklamaya bile kalktılar kuru soğanı. Şimdi soğandaki gümrük vergisini sıfırlayarak zam şampiyonluğunu soğanın elinden almaya çalışıyorlar. Zihniyet bu. “Ette fiyat mı arttı, yaparız ithalatı düşürürüz fiyatları.” 

Tarım işçisi, tarımla geçinen esnaf umurlarında değil. Tek umurlarında olan şey Saray’ın mutfağı. KOBİ’ye müjde veriyorlar, esnafa müjde veriyorlar. Diyorlar ki kredi veriyoruz, madem ki ekonomi bu kadar iyi neden kredi veriyorsunuz? Geçen yıla göre daha az kredi verip bununla övünüyorlar. Bir Hazine ve Maliye Bakanı var. Diyor ki “hedefi tutturduk.” Bir futbol takımı ligde küme düşmeyi hedef olarak koyar ve tutturur. İşte bu bakanın yaptığı açıklama buna benziyor. Şaşkına bak. Hangi hedefi tutturdun, ekonomi batmış, borç içinde merkez bankasına bile saldırıyorsunuz. Bugün ekonomi zorda, emekliler, işçiler, çiftçiler...

Gelin Türkiye’yi bu engellerden kurtaralım

Engelli hakları belgesini dün sosyal haklar masamız açıkladı. Bu belgeyi herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Orada önemli bir çağrı vardı, tüm engellileri siyasete davet ediyordu. Engelsiz bir hayat için ben de buradan tüm engelli yurttaşları siyasete davet ediyorum. Gelin 31 Mart’ta Türkiye’nin önündeki tüm engelleri kaldıralım. 31 Mart günü bu sorumlulukla tüm Türkiye vatandaşlarına çağrı yapıyorum. Gelin bu zihniyetten kurtulalım. Kayyum atanan her yerde yeniden iktidara geleceğiz. Bunun üzerinden çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. 

Kalan adaylarımızı en kısa zamanda kamuoyu ile paylaşacağız

31 kentte halk oylamalarımızı yaptık. Partimiz yerel seçimlere en güçlü şekilde hazırlanıyor. Van, Ağrı, Bitlis, Batman, Amed, Urfa’da halkımızın katılımı ile adaylarımızı belirledik. 2 büyükşehir başta olmak üzere 41 belediye eşbaşkan adayımızı da açıkladık. Diğer adaylarımız üzerindeki çalışmalarımız aynı demokrasi anlayışımızla, radikal demokrasi anlayışımız ile devam ediyor. Geriye kalan adaylarımızı da en kısa zamanda kamuoyu ile paylaşacağız. İşte sandık işte halkın iradesi. 

Seçim siyasettir, bundan kaçamayacaksınız

Seçim siyasettir. Halkın siyasete doğrudan katıldığı ender anlardan biridir hele hele Türkiye gibi yerlerde. Halktan kaçanlar seçimden de kaçmanın yolunu arıyorlar. Sayın Binali Yıldırım diyor ki "seçim siyaset değildir". Ticaret mi? Seçim siyasettir. Bundan kaçamayacaksınız. 

Meclis Başkanlığı görevini bir an önce terk edin

Meclis Başkanı olmak bu ülkede onurlu bir görevdir. Bu görev halkın iradesinin temsil edildiği o mekandan kaynaklanmaktadır. O mekana saygı gösterin o koltuğu kısa bir süreliğine kullanmış olsanız da o koltuğun hakkını vermekle sorumlusunuz. 12 Eylül Anayasasını bile ihlal edecek bir duruma düşmeyin. Bir an önce istifa edin. Anayasayı ihlal etmeyin. Zaten meşru olmayan her yolu deneyen bir partinin üyesisiniz. Ama en azından kısa süredir yaptığınız Meclis Başkanlığı görevini bir an önce terk edin. Bir an önce istifa edin. 

Bütün kademelere eşit temsiliyeti yeniden tesis edeceğiz

Yerel yönetimlerde bizim temel hedefimiz yerinden yönetim ve doğrudan demokrasidir. Bizim bütün belediyelerimiz kentleri yıkanlara, doğayı talan edenlere, asimilasyona, militarist, cinsiyetçi politikalara karşı bütün kentlerde mücadele edecek bir anlayıştır. Kadınların bütün istihdam alanlarını yok eden, kadınları evlere kapatan cinsiyetçi kayyum zihniyetine karşı eşbaşkanlık sisteminden, belediyeler bünyesindeki bütün kademelere eşit temsiliyeti yeniden tesis edeceğiz.

AKP-MHP ittifakından hep birlikte kurtulacağız

Açıkladığımız her aday o belediye eşbaşkanlığını kazanacak arkadaşlarımızdır. Kurduğumuz ittifaklar da hayatidir. Kürt illerinde iktidara yürürken Türkiye’nin batısında da bu AKP-MHP ittifakından hep birlikte kurtulacağız. Demokrasi ve barış mücadelemizi yükseltmek, tecridi kırmak için seçimlerde üzerimize düşeni en güçlü şekilde hayata geçireceğiz. Kimsenin kuşkusu olmasın. 

1 Nisan'da "Kayyumlar nasıl süpürülür" filmini seyrettireceğiz

Biz bu çalışmalarımızı demokratik zeminlerde yaparken sandıklardan başlayarak mahallelerde, ilçelerde her türlü çalışmayı yaparken AKP boş durmuyor. Geçen gün toplu bir film seyretmişler. Film, "Bizim adımız kriz". Bolivya’daki seçim kampanyasını anlatıyor. İl Başkanlarına Kızılcahamam Kampında bu filmi izletmişler. Bu film hileyi, şaibeyi anlatıyor. Bu film oy nasıl çalınır onu anlatıyor. Ben de buradan diyorum ki “Biz de size 1 Nisan için bir film hazırladık. 31 Mart'ta o sandıklardan o film çıkacak. Kayyumlar nasıl süpürülür filmini size seyrettireceğiz.” 

Seçime giderken suç örgütü gibi çalışıyorlar

Akla hayale gelmeyecek hileler peşindeler. Adeta suç örgütü gibi çalışıyorlar. Bakın oy kaydırma yöntemleri var. Nasıl mı kaydırıyorlar? Seçmen sayısında belli bir miktarda oynayarak seçim sonuçlarını değiştirebilecekleri yerleri tespit etmişler. Bu yerlere yönelik bir operasyon gerçekleştiriyor. İşin içinde kimler yok ki?  Vali, kaymakam, polis jandarma herkes işin içinde. Başka illerinden kolluk güçlerini toplayıp bu çalışma yaptıkları yerlere kaydırıyorlar. Köy karakollarında görev yapanları ilçeye ve ile kaydırıyorlar. Yani anlayacağınız her yol mübah. Bakın birkaç örnek: Iğdır merkez polis misafirhanesi. 38 odası var. 70 kişi kalabilir ancak. Şu anda bu misafirhanede 384 kişi kayıtlı. Bunun gibi yüzlerce örnek var. Seçmen olduğu halde listelerden silinen yurttaşlar var. Siirt’te olduğu gibi. 

Ev başına 200 - 300 seçmen var 

Bütün hepsini tespit edip paylaşıyoruz, gerekli girişimlerde bulunuyoruz. Bakın bir başka örnek. Bizim seçmenlerimizi siliyorlar, kendi seçmenlerini kaydediyorlar. Hem de ne kaydetmek, Ağrı Doğubayazıt, Çiftepınar Mahallesinde bir evde 190 kişi var. Batman, Merkez Hilal Mahallesi bir evde 189 kişi var. Bingöl Merkez, İnönü Mahallesi bir evde 243 kişi var. Bitlis Tatvan bir evde 338 kişi var. Diyarbakır Hani Merkez Mahallesi 208 kişi var bir evde. Çukurca bir evde 627 kişi var. Bitmedi Hakkari'de Bulak Mahallesinde bir evde 1108 kişi var. Evet bunların hepsi  belgelendi. Çok titiz bir çalışma ile bütün bu usulsüzlükler belgelendi. Bu çalışmayı yapan Seçim İşleri Komisyonumuza teşekkürlerimizi sunuyorum. 

Kolluk güçleri oy kullanıyorsa cezaevlerindeki tutuklular da kullansın

Biliyorsunuz uzatmalı YSK çalışmaya devam ediyor. Bu uzatmadan dolayı teşekkürlerini sunmak için cezaevlerinde oy kullanacak olan tutukluların haklarını gasp ediyor. Efendim cezaevi onların aslında yaşam yerleri değilmiş, cezaevinde oy kullanılırsa adaletsizlik olurmuş. Geçmişte kullanılmış bugün akıllarına gelmiş adaletsizlik. Oy hakkını neden gasp ediyor biliyor musunuz? Bütün evleri cezaevlerine koydu ve HDP cezaevlerinden birinci parti olarak çıkıyor ya. Buna bile muhtaçlar. Buna çözüm üret, noter eşliğinde oyunu kullansın yaşam yerine oyu taşınsın. Maksat bu değil. Maksat oyu gasp etmek. Aynı zihniyetle o zaman neden geçici görevle giden kolluk güçlerinin oy kullanmasına izin veriyorsun. Neden misafirhaneye 300 kişi yazıyorsun, neden bir eve 200 kişi yazıyorsun? Madem adalet peşindesin işte sana adaletsizlik. Git orada bu adaletsizliği düzelt, cezaevindeki arkadaşlarımızın oy hakkını garantiye al. 

Seçimlere çok az bir süre kaldı. Tüm bu şaibelere karşı çalışmalarımızı titiz bir şekilde sürdüreceğiz. Sandıklarımıza sahip çıkacağız. Çünkü biz demokrasiden yana, barıştan yana tercihte bulunmuş bir partiyiz ve bu partinin çalışanlarıyız. Tüm halkımızla beraber bu çalışmalara sahip çıkacağız. 

Hep beraber tüm halkımızla beraber bu mücadeleye sahip çıkacağız. Seçim çalışmalarına olanca gücümüzle katılacağız. Tecridi kırmak, zindanlardaki yoldaşlarımızın özgürlüğe kavuşmasını istiyorsak, sürgündeki yoldaşlarımızın yurtlarına dönmesini istiyorsak, bu ülkeye özgürlük, barış gelsin istiyorsak var gücümüzle çalışacağız. 

15 Ocak 2019