Zam ve vergi soygununa son

Zam ve vergi soygununa son

Türkiye ekonomisi ağır toplumsal, siyasal ve ekonomik sonuçları olan bir krizden geçmektedir. Ekonomi yönetimi ise çözüm üretmek yerine ya makro ekonomik dengeleri daha da sarsacak geçici tedbirler uyguluyor ya da toplumun sadece bugününü değil yarınını da ipotek altına alan projeler yapıyor. Sermayenin, holdinglerin borçları yeniden yapılandırıldıkça, acı reçete halka fatura ediliyor. 

Zam yapılmayacağı hatta indirim yapılacağı iddiaları AKP iktidarı tarafından 31 Mart seçimleri döneminde dile getirilmişti. Ama zamlar yağmur gibi geldi. Elektriğe yüzde 15, doğalgaza yüzde 14,97 oranında yapılan zammın hemen ardından bir zam da sigaraya yapıldı. Sigara ve alkol ürünlerindeki Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) artırım yapılmasının ardından, sigara şirketleri de paket başına 3 TL zam yaparak maliyeti tüketicilere yansıttı. 

Zam tiryakisi olan AKP iktidarı, krizin faturasını sorumlulara değil topluma yansıtmaktadır. Bürokratlarının birden fazla maaş almasında beis görmeyen, Merkez Bankası’nın yedek akçesini müteahhitlere dağıtan AKP Genel Başkanı, toplam vergi geliri içindeki payı yüzde 70’e yaklaşan dolaylı vergilerle de adaletsizliği derinleştirmektedir.

AKP Genel Başkanı, Bursa Şehir Hastanesi ve İstanbul-İzmir Otoyolu açılışında, “bu projeler için cebimizden tek kuruş çıkmadı” dedi. Doğru, çünkü fatura yine Türkiye halklarına yüklenmektedir. İstanbul’dan İzmir’e giden bir otomobil 256 lira ücret ödemek zorundadır ve günde en az 40 bin araç geçmezse aradaki fark Hazine’den, yani vergilerimizden karşılanacak, halkın cebinden kuruşlar değil milyar dolarlar çıkacaktır. 

Otoyol, HES’ler, köprüler, havalimanları, özelleştirmeler aracılığıyla yer üstündeki kaynakları tüketen şirketler, iktidarın koruması altında yeraltı kaynaklarını yağmalama, doğayı ve çevreyi tahrip edecek Kazdağları ve Munzur gibi projelerle krizi kendileri için fırsata çevirme peşindeler. Çevreyi talan eden projelere ÇED raporu alan 338 firma da rant alanından paylarına düşeni kapma derdindeler. 

Faiz düşünce enflasyonun düşmeyeceğinin kanıtı olan Temmuz ayı enflasyon rakamları da göstermiştir ki, Türkiye ekonomisi bir deney masası değildir. Toplum basiretsiz bir ekonomi yönetiminin insafına bırakılamaz. Bir an önce gelir dağılımını sermayenin değil halkın lehine düzenleyecek adil ve dengeli bir vergi sistemine dönülmesi gerekiyor. 

Kimsenin ve hiçbir siyasi gücün Türkiye halklarının geleceğini ipotek altına alma hakkı yoktur. Ekonomik kriz siyasal krizle derinleşirken “barış koridoru” adı altında yeni ölümlerin habercisi olan savaş kararlarından vazgeçilmelidir. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını ve hatta yeni doğan bebekleri de borçlandıran Hazine garantili projelerin sözleşmeleri feshedilmeli, işletme hakları kamuya devredilmelidir. Türkiye halklarının ihtiyacı Kamu-Özel İşbirliği Projeleri adı altında yürütülen yağma ve talan projeleri ve savaş politikaları değil, ortak akılla yürütülecek barış ve özgürlük politikalarıdır. 

Necdet İpekyüz
Ekonomi-Politik Masası Çalışmaları Grubu Sözcüsü ve Batman Milletvekili
7 Ağustos 2019