Cezasızlık politikaları cezaevlerini işkence merkezlerine dönüştürüyor

Cezasızlık politikaları cezaevlerini işkence merkezlerine dönüştürüyor

İnsan hakları ve hukuk kurumlarının, partimizin ve aktivistlerin tüm uyarılarına rağmen Adalet Bakanlığı cezaevlerinde sistematikleşen işkence ve kötü muameleyi sonlandırmamakta ısrar ediyor. Özellikle Elazığ Kampüs Cezaevi, işkencenin kronikleştiği bir cezaevidir. Son olarak 4 Ağustos’ta Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde koğuşlara giren infaz memurları 50 tutsağı, gözle görülür hasarlar yaratacak şekilde şiddetli bir biçimde darp etmişlerdir. Diyarbakır Barosu ve ÖHD avukatları, işkence ve kötü muameleye maruz bırakılan tutsaklar ile görüştükten sonra cezaevi müdürleri ile görüşmek istemiş ancak talepleri reddedilmiştir. Daha sonra Elazığ Cumhuriyet Başsavcı Vekili ile görüşen avukatlar işkence iddialarını ileterek bu durumun incelenmesini talep etmişlerdir.

Son 4 yıl içerisinde Elazığ Kampüs Cezaevi’nde işkence ve kötü muamele nedeniyle tek bir gardiyan, müdür veya infaz koruma memuru görevden alınmamış, haklarında soruşturma açılmamıştır. Hukuk dışı uygulamaları, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun raporlarına bile yansıyan Elazığ Kampüs Cezaevi yöneticileri ve personelini işkence ve kötü muameleyi sürdürmek konusunda cesaretlendiren ise bu cezasızlık geleneğidir.

İşkence ve kötü muamele alanında kötü bir üne ulaşmaya başlayan bir diğer kurum da Maraş Türkoğlu Cezaevidir. Son olarak, 25 yıldır cezaevinde bulunan Cemil İvrendi ve bazı siyasi tutsaklar, Tarsus T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan Türkoğlu 1 No’lu L Tipi Cezaevi’ne sürgün edilmişlerdir. 8 Ağustos günü açık görüşe giden İvrendi’nin ailesine görüş yasağı olduğu iletilmiştir. Ancak görüş yapabilen bir başka ailenin aktarımlarına göre tutsaklara işkence yapılmış ve ağır biçimde darp edilmişlerdir. Türkoğlu 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde ayakta sayım vermeyi reddeden tutsaklar ise yaklaşık 30 gardiyan tarafından vücutlarında yaralar oluşacak şekilde darp edilmişlerdir. Durumu ağır olan hasta tutsaklar ağızları kapatılarak nefessiz bırakılmak suretiyle yerde sürüklenmişlerdir.

Rize Kalkandere Cezaevi’nde ise açlık grevinden sonra tutsaklara yönelik idari disiplin soruşturmalarının başlatıldığı, bir kaç kişiye hücre cezalarının verildiği, telefon görüş yasaklarının uygulandığı, gazete, kitap, dergi ve yazılı bir çok yayının neredeyse tümünün engellendiği, hatta bir tutsağa herhangi yasağı bulunmayan bir kitabın siyasi içerik taşıyabileceği gerekçesi ile verilmediği, tutsağın buna itiraz ettiği ve itirazın mahkeme tarafından kabul edildiği buna rağmen kitabın kendisine verilmediği öğrenilmiştir.

Cezaevlerindeki bu tablo, ülkenin insan hakları ve hukukun üstünlüğü karnesidir. Tutsaklara uygulanan keyfi muamele ve işkencenin ısrarlı şekilde sürdürülmesi yalnızca vicdana değil tüm hukuki normlara da aykırıdır. Bu ısrardan vazgeçilmesi, ülkenin girdiği bataklıktan çıkabilmesinin ilk adımı olacaktır. Yetkili isimleri bu adımı atmaya davet ediyor ve işkence ve kötü muamele yapılan cezaevlerinin yönetimleri hakkında derhal gerekli işlemlerin yapılmasını talep ediyoruz. 

Ayşe Acar Başaran
Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü ve Batman Milletvekili
9 Ağustos 2019