Besime Konca'nın Savunması

Kadın Meclisi Sözcümüz ve Siirt Milletvekilimiz Besime Konca’nın 17 Mart Cuma günü Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ve SEGBİS yöntemiyle bağlandığı duruşmada yaptığı savunması. Besime Konca’nın Kürtçe yaptığı siyasi savunması, mahkeme heyeti tarafından defaatle kesilmiş ve Kürtçe tercümedeki zorluklardan kaynaklı bütünlüklü bir şekilde tutanaklara yansıtılamamıştır.

Dava hukuki bir dava değildir. Mahkemeniz siyasi iktidarın mahkemesidir. Sadece benim ve tüm tutuklu parlamenterlerin değil belediye eşbaşkanlarının ve tutuklanan yüzlerce parti çalışanımızın da tüm davaları siyasi davalardır. Durdurulması gerekmektedir.

Öncelikle buraya gelen tüm kadın arkadaşlarımı ve avukatlarımı selamlıyorum. Şu anki yargılanmamın sebebi bir taziyede yaptığım konuşma değildir. Bu yargılanmanın temeli, Ortadoğu’daki, Türkiye’deki gelişmeler ve Kürt sorununa dayanmaktadır.  Bakın bugün Halep’te bir cami bombalandı ve elliye yakın insan yaşamını yitirdi. Öncelikle bundan duyduğum üzüntüyü dile getirmek isterim. Bu Ortadoğu’da yaşanan gerçekliği ortaya koymaktadır. Halepçe Katliamı’nın yıldönümündeyiz, bu katliamı lanetliyorum ve yaşanan acıları paylaşıyorum. Bugün aslında yine Kürt halkına karşı Halepçeler, katliamlar ve soykırımlar geliştiriliyor. Rojava’da, Şengal’de, Türkiye’de Kürt illerindeki ablukalarda.

Mahkeme Heyeti: Bu katliamları kim gerçekleştiriyor?

Besime Konca: Hakim Bey Ortadoğu gerçekliğini biliyorsa bu soruyu sormasına gerek yoktur. Ben tekrar Halepçe Katliamını kınıyorum.

Mahkeme Heyeti, sözünü keserek dosyadaki iddianame ile ilgili savunma yapılmasını istedi.

Besime Konca: Ben siyasetçiyim. Bugün bu kimliğimle buradayım. Ve güncel gelişmeler üzerine konuşma hakkına sahibim. 10 yıl da burada kalsam bunu yapacağım ve buna hakkım var. Bugün Halepçe katliamı’nın yıldönümü, katliamı lanetliyorum. Newroz yaklaşıyor. Kürdistan halkının, kadınların ve tüm halkların Newroz Bayramı’nı kutluyorum.

Mahkeme heyeti tekrar Besime Konca’nın sözünü keserek; “17.03.2016 tarihinde milletvekili Mehmet Ali Aslan ile bir taziyeye katılıp, burada bir konuşma yapıp yapmadığı”nı sordu:

Avukat yeniden söz alarak: “Mahkeme bu şekilde savunmaya müdahale ediyor. Bu şekilde sağlıklı bir yargılama yapılmıyor. Bu savunma hakkının gaspıdır.”

Mahkeme tekrar; “17.03.2016 tarihinde milletvekili Mehmet Ali Aslan ile bir taziyeye katılıp, burada bir konuşma yapıp yapmadığı”nı sordu:

Besime Konca: 21.02.2017 tarihinde mahkemeye çıktım ve hakimin tavrı yine bu şekildeydi. Ben şu an sorgulanıyorum; mahkeme benim nasıl savunma yapacağımı tayin edemez.

Ben taziyeye gittim, bu konuşmayı yaptım. Bir siyasetçi olarak yıllardır yüzlerce taziyeye gittim ama sorun bu değil, bu yargılamanın temeli taziye değildir, siyasidir. Ortada olan siyasi soykırımdır. 2014 – 2015 yıllarında da taziyelere gittim. O dönemde bunlar hukuki açıdan sorun değildi. Bu davanın temelinde 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin sağladığı başarı bulunmaktadır. 100 yıllık Türkiye siyasetinde, Kürtler, kadınlar ve tüm muhalif kesimler açısından bu kadar büyük bir başarı elde edilmemişti. 7 Haziran’da cinsiyetçi, tek millet, tek din, tek dil diyen tekçi zihniyet seçimler neticesinde boşa çıkartıldı. Bundan dolayı partimize yönelik birçok saldırı düzenlendi. Bugün 10.000’e yakın siyasetçimiz, parti çalışanımız gözaltına alındı, tutuklandı. Yine 80’e yakın DBP belediyelerimize kayyum atandı. 50’ye yakın belediye eşbaşkanımız tutuklandı. Bu nedenle sorun benim taziyeye gitmem değildir.

Mahkeme Heyeti, “Çiyager’in annesi, babası, Çiyager’in ailesi ve Batman halkı başım gözüm üstüne geldiniz. Biz şehidimizi yaşatacağız. Onun yolunda yürüyeceğiz.” Şeklinde konuşma yapıp yapmadığı soruldu:

Besime Konca: Bana bunları neden okuyorsunuz? Şex Said asıldı, Dersim’de Seyid Rıza asıldı. Zilan’da, Ağrı’da.. binlerce insan katledildi. Kürt kimliği, dili, kültürü tanınmadı, Kürtlere katliamlar dayatıldı. Ve bunlara karşı bir duruş sergilendi. Binlerce genç dağlara çıkmış. Devletin kendisi zaten tarihte 29 isyan olduğunu söylüyor. Yani 100 yıllık Kürt sorununa çözüm bulunamamıştır. Bunun için HDP demokratik siyasetin önünü açmak için çalışıyor. Ve ben bu halkın milletvekiliyim. Toplumda yaşanan her acıda halkın yanında olmam gerekiyor. Ben bu halkın sevinçlerini de acılarını da paylaşacağım. Bu siyasetçi olmamın gereğidir. Acılar, mutluluklar, halkın sorunları vardır. Ama bize “AKP siyasetine göre düşüneceksiniz ve bu şekilde davranacaksınız” deniyor ve dayatılıyor.

Mahkeme tekrar sözünü keserek, iddiya konu olayla ilgili savunma vermesini istedi.

Besime Konca: Açılan dava siyasi olduğu için, ben de kendi siyasetim ve kadın siyaseti temelinde konuşacağım. Ben taziyeye gittiğimi zaten söyledim ve başsağlığı diledim.

Henüz savunmaya başlayamadım. Zira mahkeme hukuksuz bir yaklaşım sergilemektedir. Beni seçen halkın iradesiyim. Kadın özgürlüğü ve demokrasi için mücadele eden bir siyasetçiyim. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya Hollanda’da yapılanlara karşı sert tepkiler ortaya konuldu. Ancak bizim eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ hakkında 9 ay hapis cezası verildi, milletvekilliği ve parti üyeliği düşürüldü, 13 parlamenterimiz cezaevinde, hiç kimse bunun haksızlık, hukuksuzluk olduğunu dile getirmiyor.

Mahkeme bir kez daha, “ dosyadaki iddialar haricinde savunma yaptığı, dosyadaki iddia konusu olayla ilgili başka bir diyeceği olup olmadığını” sordu.

Besime Konca: Katıldığım iki duruşmada da, mahkeme savunmamı yapmama izin vermemiştir. Bu benim hakkımdır. Mahkeme heyetinin beni dinlemesi gerekiyor. Ben şu an sorgulanıyorum, burası bir mahkemedir. Dava siyasi olduğu için siyasi savunma vermek istiyorum. CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasını sağlayan düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmeyişi ve AKP-MHP ittifakı ile, üç parti birleşmiş ve HDP’ye karşı bir politika geliştirilmiştir.

Daha birçok şey söylemek isterim ancak mahkeme heyeti gereğinden fazla müdahale etmektedir. Birebir tercümeden dolayı sorun çıkmaktadır. Tekrar etmek isterim ki bu dava hukuki bir dava değildir. Dokunulmazlıklarımızın kaldırılması, tüm HDP-DBP’ye saldırıdır. Bu Türkiye’nin demokratikleşmesinin istenmemesidir. Bu uygulama sadece bize, HDP’ye karşı değil, akademisyenlere, gazetecilere ve tüm muhalif kesimlere yönelik bir operasyondur. Bu Türkiye’de yaşanan genel bir hukuksuzluktur. Mahkeme ısrarla taziyeye gidip gitmediğim hususunu sormaktadır. Oysa sorun bu değildir. Bakın referandum çalışmaları yapılmaktadır ancak HDP’nin eş genel başkanları, milletvekilleri, birçok yöneticisi ve çalışanı tutuklu olduğundan referandum çalışmalarına katılamamaktayız. Hukuksuz olan budur. Referandum ve siyasi çalışma hakkımız elimizden alınmıştır. Parlamentodaki üç parti, HDP karşısında birleşmiş, dokunulmazlıklar kaldırılmıştır, hukuksuzluk budur, bunu kınıyorum. Türkiye’nin demokratikleşmesi isteniyorsa, kadın özgürlüğü ve kadınların siyasete katılımı için özgür bir şekilde siyaset yürütülmesi gerekmektedir. Toplumsal cinsiyetçi bir yaklaşım söz konusudur, bundan dolayıdır ki kadın eş genel başkanımız tutuklanmış, milletvekilliği, parti üyeliği düşürülmüş, kadın belediye eşbaşkanlarımız tutuklanmıştır. Başbakan kadınlara “İtaat et, rahat et” şeklinde bir yaklaşım sergilemektedir. Bu yaklaşım ortadan kaldırılmalıdır.  AKP’nin erkek egemen siyasetine başkaldırdığımız için eş genel başkanımız Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği ve parti üyeliği düşürülmüştür. Bunun yanısıra, alanlarda kadın özgürlüğü için emek sarfeden birçok kadın tutuklandı. Şu an yargılanmamın ana sebebi budur. Ancak şuna inanıyoruz ki dışarıda kadın özgürlüğü için mücadele eden, siyaset yürüten kadınlar bu siyaseti boşa çıkaracaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi için HDP’nin siyasi çalışmalarını önemli buluyorum. Referandum sonucu “HAYIR” çıkarsa, bu CHP’nin değil HDP’nin çalışmaları sayesinde olacaktır. Şu an AKP Hükümeti, 15 Temmuz Darbesine karşı mücadele ettiğini söylüyor, ancak darbenin öncesi ve sonrasında da karşısında en çok kadın özgürlük mücadelesi durmuştur, en çok kadınlar mücadele etmiştir. Çünkü darbe bu güçlere karşı yapılmıştır. Bana bundan sonra tekrar “Taziye’ye katıldın mı?” şeklinde soru sorulmasın. 2014-2015 yıllarında Kürt Sorununun çözülmesi için kamuoyu hükümetle HDP’ye önemli bir görev verdi. O dönemler bunun için attığımız adımlar suç sayılmadı ancak bu dönemde bu yönlü yaptığımız çalışmalar AKP açısından, onları zorladığı için, menfaatlerine uymadığı için suçlanıyoruz. Türkiye’de demokrasi isteyen herkes HDP çatısı altında siyaset yapmaktadır. HDP’nin siyasetinin çalışmaları ister zindan da olsun ister dışarda devam edecektir. Türkiye’nin demokratikleşmesi için bedel ödemek bizim için önemli değildir. Biz kadın özgürlüğü ve demokrasinin gelişmesini istiyoruz. Sonuç olarak çok şey söylenebilir ancak tercümede sorun olduğu için tam ifade edilememekteyim. Daha önceki duruşmada “Türkiye’de 122 bine yakın hakim ve savcı vardı, bunların 4 bine yakını görevden uzaklaştırıldı.” demiştim. Bu husus kayda geçirilmemişti. Şu anda da kayda geçirilmesi istenmiyor. Adalet Bakanı “Biz cemaatle mücadelede henüz işin başındayız.” Demişti. Eğitimde sağlıkta binlerce kişi görevden uzaklaştırıldı.

Mahkeme Heyeti:  “Anlatımlarında savunmayla ilgili nereye varmak istediği oy birliğiyle soruldu.”

Besime Konca: Bugün Türkiye’de ne Anayasaya ne siyasete ne güvenliğe ne de hukuka toplumda inanç ve güven kalmamıştır. Eğer ki Adalet Bakanı ya da İçişleri Bakanı, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı binlerce emniyet mensubu, asker, hakim ve savcılara güvenmiyorsa bugün yargılanmamız da adil değildir. Hukuksuzlukla ilgili söyleyecek çok şey var. Şu an yaşadığımız haksızlıklar yüzbinlerce Hollanda Krizi’ne denk gelmektedir. Hollanda ile yaşanan krizde medya ve siyasi iktidar bu toplantılara katılamadıkları için eleştirilerde bulunmaktadırlar. Oysa bugün 13 tane parlamenter ile birçok akademisyen, gazeteci tutukludur. Onlar da fikirlerini beyan edememektedirler. Buna herhangi bir itirazda bulunan olmamıştır. Basın ve iktidar, Türkiye’deki iç siyasete dönük anti-demokratik uygulamalar ve hukuksuzluklar karşısında eleştiriler yapmadan Hollanda ile ilgili eleştiriler yapmaktadır. Bizim HDP olarak AKP iktidarına yaptığımız eleştirileri, iktidar yurtdışına yönelik yapmaktadır. Ben tutukluyum. Parlamentoda bu konuda söylemek istediklerim vardı. Eleştirilerim vardı ancak bu fikir ve eleştirilerim tutuklu olmam sebebiyle dile getirilememiştir. Süreç ne olursa olsun, demokratik siyaset için, halkların eşitliği için, kadın özgürlüğü için hukuku savunacağız. Kadın özgürlüğünü ve demokrasiyi geliştireceğiz. Ben Siirt halkının, kadınların ve tüm halkımızın bu antidemokratik uygulamalara karşı çıkacaklarına inanıyorum. Daha önce de 2009 yılında yargılamalar yapılmış, o dönem de antidemokratik, hukuksuzca yapılan bu yargılamalarla ilgili olarak uluslararası hukuk çerçevesinde cevap verilmiş ve bu yargılamayı yapanlar da halen yargılanmaktadırlar. Şu an bizim için yapılan yargılamalarda mahkemeler tarafsız ve bağımsız değildir. Hükümet onlara bir görev vermiş, bu bir siyasi görevdir. Hakim ve savcılar aslında kendi iradeleri dışında eylemlerini gerçekleştirmektedirler. İlerde hükümet demokrasi adına bir adım atmak isterse bu süreç bitecektir.

Mahkeme daralmaktadır, sinirlenmektedir. Biliyorlar ki yargılamanın temelinde yargılanacak bir husus yoktur. Bunun açık ispatı benim tutuklanma sürecimdir. İddianame hazırlandığında örgüte yardım yataklık ile propagandadan dolayı savcılık beni mahkemeye sevk etti ve hakim serbest bıraktı. Batman Adliyesi’nden Diyarbakır Adliyesi’ne gidişime kadarki iki saat içinde bu kararlar değişti ve örgüte üyelikten yakalandım. İki saat içinde örgüt üyesi oldum. Bundan da anlaşılıyor ki hukuki bir yaklaşım yoktur. Siyasi duruşumuza devam edeceğiz. Benim tutuklu olmam sebebiyle seçmenlerim mağdur edilmektedir. Hukukun olmasını istiyorsak bu hukuksuzluk ortadan kaldırılmalıdır. Parti çalışanlarımıza ve Siirt halkına selamlarımı yolluyorum. Mahkeme zaten bir kanaat belirlemiş.

İddia makamı kuvvetle hukuksuzlukta ısrar ediyor. Ben asla kaçmam. Biz kadın özgürlüğü ve demokrasi için mücadele yolundayız. Emeğimizi faşizme bırakıp kaçmayız. Bu toplumdan, bu ülkeden kaçacak olanlar, hukuku ayaklar altına alan, halklardan ve özgürlüklerden nefret edenlerdir. Bizim başımız diktir, buradan hiçbir yere kaçmayız. Kimse beni vicdanımdan, ahlakımdan ve kadın özgürlük mücadelesine olan sorumluluğumdan dolayı yargılayamaz. Söyleyecek başka bir şey yoktur. Erdoğan’ın sürdürmek istediği nefret mahkeme heyetini etkilemiştir. Bugün bunu gördüm. Mahkeme sonucunda iddia makamının ne kadar hukuksuz davrandığını göreceğiz.

17 Mart 2017