Baydemir: Bilgen'in tahliyesine karar verildi, olması gereken budur

Anayasa Mahkemesi önündeki Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin dördüncü gününde partimizi sivil toplum kuruluşları ve hukukçular yalnız bırakmadı. MYK üyelerimiz ve milletvekillerimiz adına söz alan Parti Sözcümüz Osman Baydemir, Ayhan Bilgen’in tutukluluk incelemesi sonucunda tahliye edilmesi hakkında değerlendirmelerde bulundu ve “olması gereken budur” dedi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk incelemesinin Haziran ayından bu yana yapılmadığını da hatırlatan Baydemir, şöyle konuştu: 

Hem Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin hem de ana muhalefet partisinin milletvekilleri cezaevinde. Toplamda 11 milletvekili cezaevinde. Dokunulmazlığın kaldırılmış olması hukuki açıdan butlandır. Bununla birlikte yargılamanın tutuklama cihetiyle yapılmış olması başlı başlına Anayasa suçudur,  Anayasa ihlalidir. Ortada Anayasa içtihadı var ve bu öyle bir içtihattır ki milletvekili nasıl yargılanır konusunda emsal bir karar oluşturulmuştur. Tutuklu olan milletvekilleri detaylı inceleme olmaksızın tahliye edilmişlerdir. Bir hukuksuzluk mütemadiyen hukuksuzlukların devamını beraberinde getiriyor. Bugün eş genel başkanımız Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşürülmüşse bu AYM’nin kararını açıklamamasından kaynaklı. Bu gecikme, telafisi imkansız sorunları beraberinde getiriyor. Tutuklama müessesi istisnadır. Nasıl oluyor da bir siyasi partinin lideri 309 gündür rehin tutuluyor. 

Olması gereken tahliyedir 

Bugün Parti Sözcümüz Ayhan Bilgen’in tutukluluk incelemesinde tahliyesine karar verildi. Olması gereken budur. Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın 30 günde bir yapılan tutukluluk incelemesi ise 22 Haziran’dan bugüne yapılmadı. Yani tutuklu bulunması Anayasaya, yasaya aykırıyken şu anda tamamen kanunsuzluk söz konusu. Sadece hukuk perspektifiyle dosyalara baktığımızda tüm milletvekillerinin olacağı yegane yer TBMM’dir. 

Tüm bunlardan hareketle Eş genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, bir mektup kaleme aldı ve o mektubu binlere ulaştırdı. Hukukçular, akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar ve çok sayıda isme bu mektubu ulaştırdı. Şimdi bu mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Sizin de bildiğiniz gibi 20 Mayıs 2016’da Anayasa’ya konulan ek bir maddeyle dokunulmazlıklarımız kaldırıldığı için çok sayıda milletvekili yargılanmakta; 11 milletvekilinin yargılaması ise tutuklu olarak sürdürülmektedir. Sizler görevleriniz nedeniyle zaman zaman milletvekili yargılama ve tutuklamaları ile ilgili soru ve yorumların muhatabı olabiliyorsunuz. Elbette bu konu birçok açıdan irdelenmeye muhtaçtır. Özellikle konunun siyasi boyutu farklı bakış açılarıyla değerlendirilebilir. Ancak konunun hukuki boyutlarıyla ilgili birkaç objektif bilgi ve değerlendirmeyi, yürüttüğünüz kamusal çalışmalara ve değerlendirmelerinize ışık tutması temennisi ile ilginize sunmak istiyorum.  

1. Milletvekili için Anayasa tarafından öngörülmüş iki farklı koruma müessesesi vardır. Bunlardan birincisi, Anayasa’nın 83/1 Maddesi’ndeki “Mutlak Sorumsuzluk” müessesesidir. Buna göre milletvekilleri TBMM’de söyledikleri sözlerden ve bunları dışarıda tekrarlamaktan asla sorumlu tutulamazlar. Milletvekilliği sona erse bile sorumsuzluk yaşam boyunca devam eder. 
Bizim hakkımızda düzenlenen fezleke ve hazırlanan iddianamelerin neredeyse tamamı bu kapsamdadır. Örneğin benim hakkımdaki iddianamelerin büyük çoğunluğu TBMM’de yaptığım ve dışarıda tekrarladığım konuşmalardan ibarettir. Ancak savcılıklar ve mahkemeler meselenin bu yönünü araştırmaya bile gerek duymadan hakkımızda dava açıp tutuklama kararı verdiler. Oysa Anayasa’ya göre bırakın tutuklamayı, hakkımızda soruşturma bile yürütülemez.

2. Milletvekili hakkındaki ikinci mekanizma ise Anayasa’nın 83/2 Maddesi’nde düzenlenen “Dokunulmazlık” müessesesidir. Bu maddeye göre milletvekilinin konuşmaları ve sözleri dışında kalan fiil ve eylemleri güvence altına alınmıştır. Milletvekilinin suç teşkil eden fiil ve eylemlerinden yargılanabilmesi için dokunulmazlığın dönem sonuna kadar veya yargılama sonuna kadar kaldırılmış olması gerekir. Oysa 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıkların kaldırıldığına dair Anayasa’ya konulan Ek 20. Madde ile dokunulmazlıkların 20 Mayıs 2016’dan önceki soruşturmalar için kaldırıldığı, o tarihten sonra ise bütün milletvekillerinin dokunulmazlıklarının olduğu gibi devam edeceği kabul edilmiştir.

Burada vahim bir hata yapılmıştır. Dokunulmazlıklar ileriye, dönem sonuna kadar değil, geçmişe doğru kaldırılmıştır. Yani şu anda dokunulmazlıklar hem vardır, hem yoktur. Biz tutukluyuz, ama dokunulmazlıklarımız devam ediyor gibi garip bir durum ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yargı makamlarının, yargılama esnasında dokunulmazlığı devam eden bir milletvekilini yargılaması gibi ciddi bir ihlal ortaya çıkmıştır.

Örneğin biz cezaevinde ya da mahkeme salonunda herhangi bir suç işlesek, hakkımızda soruşturma bile açamayacaklar. Sadece hakkımızda dokunulmazlığın kaldırılması için fezleke düzenleyip, TBMM’ye göndermeleri gerekecektir. Dolayısıyla biz dokunulmazlıklarımızın kaldırılmadığını ve yargılanamayacağımızı iddia ediyoruz. Yargılansak bile dokunulmazlıklarımız devam ettiği için hakkımızda hiçbir yargılama tedbirinin uygulanamayacağını söylüyoruz. 

3. Dokunulmazlıklarımız 20 Mayıs 2016’da kaldırıldı. O tarihte biz bu taraflı ve adil olmayan yargının bizi hukuk çerçevesinde yargılayamayacağını, yukarıda belirttiğimiz 1. ve 2. maddelerdeki gerekçeler nedeniyle yargılanmamızın mümkün olamayacağını belirterek ifade vermeye gitmeyeceğimizi duyurduk. Biz asla “yargıyı tanımıyoruz ve meydan okuyoruz” demedik. Hükümet çevreleri ise yargıya herkesin güvenmesi ve herkesin bu bağımsız yargıya hesap vermesi gerektiğini belirttiler.

Aradan iki ay geçti ve 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşti. Bu bağımsız ve tarafsız dedikleri yargının yaklaşık 4500 üyesi terör örgütü üyesi olmak gerekçesiyle bizzat hükümet tarafından görevden alındı. Yani açıkçası, 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıklarımızı kaldırarak bizleri FETÖ yargısının önüne attılar. Her ne kadar bunlar şu anda görevde olmasa bile, bunların hazırladıkları fezleke ve iddianameler ile yargılanıyoruz. Şimdi de AKP yargısının baskısı ve basıncı altında yargılanmamız devam ediyor.

4. Anayasa Mahkemesi’nin milletvekilinin tutuklu yargılanmaması gerektiğine dair açık içtihadı hem yerel mahkemeler hem de bizzat bu kararı veren Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça ihlal edilmektedir. (bkz. AYM Balbay Kararı)

5. 4 Kasım 2016’da, gece yarısı evimize baskın yaptırarak bizi gözaltına alıp tutuklayacak kadar aceleci olan yargı, aradan 10 ay geçmiş olmasına rağmen halen yargılanacağımız mahkemeyi ve duruşma gününü belirlememiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere, acilen tutuklanmamız yargının değil, siyasetçilerin ihtiyacına binaen yapılmıştır.

6. Anayasamıza göre milletvekilleri, haklarında kesinleşmiş hüküm olsa bile cezaevine konulamaz. (Anayasa 83/3 Md.) Ancak milletvekili sıfatının sona ermesiyle birlikte hüküm infazına başlanabilir. Düşünün ki, milletvekillerinin yasama görevleri, seçme-seçilme hakları ihlal edilmesin diye, Anayasamız kesinleşmiş bir hükmün infazını bile milletvekilliğinin düşmesinden sonraya bırakılmasını emrediyor. Oysa bizler sorumsuzluk kapsamına giren konuşmalarımız nedeniyle 10 aydır tutukluyuz.

7. HDP’ye yönelik yargısal ihlal milletvekilleriyle sınırlı değildir. 85 belediye başkanı ve aralarında Parti Meclisi üyeleri, il-ilçe yönetim kurulu üyelerinin de olduğu 2 binden fazla arkadaşımız son bir yılda tutuklanmıştır. Bu da HDP’ye yönelik sistematik bir siyasi tasfiye operasyonunun en önemli göstergesidir. Bunlar hukuki tutuklamalar değil, siyasi görüşlerimiz nedeniyle zorla alıkonulmadır. Ve TCK’nın 77. Maddesi’nde düzenlenen “insanlığa karşı işlenen suçlar” kapsamında zamanaşımına da tabi olmayan vahim suçlardır. 

Bu bilgilendirmeyi göz önünde bulundurarak, HDP’ye yönelik yargılama süreçleri hakkında hukuksal değerlendirme yapmanızı, benim ve partimin görüşlerini, siyasi çalışmalarını desteklemeseniz bile hukuktan ve adaletten yana vicdanlı bir tutum sergilemenizi diliyorum. Selam ve saygılarımla…

Selahattin Demirtaş
HDP Eş Genel Başkanı 
Edirne Cezaevi” 

Meslek tecrübesi açısından büyüğümüz, milletvekilimiz Celal Doğan’ın da değerlendirmesini almak isteriz. 

Celal Doğan:

Anayasa Mahkemesinin yetkililerine seslenmek için buraya geliyoruz. Ülkemizde binlerce hakim meslekten atıldı ya da hapiste yatıyorlar. Çünkü onlar adalete biat etmiyorlardı, belli bir ideolojiye, fikre, kişiye biat ediyorlardı. Bu binada o koltuklarda oturanlar yerine, şimdi hapiste olanlar vardı. O nedenle biatın hiçbir faydası yok. Bugün bu binada görev yapan arkadaşlara sesleniyorum. Biat ettiğiniz hiçbir değer adaletten yüksek değil. Şimdi cezaevinde bulunan ve adalete biat etmeyen şahsa da adalet lazım oldu. Bir gün er geç bugün adalete biat etmeyen bu binadaki insanlara da adalet lazım olacak. 

Osman Baydemir: 

Eşitlik, özgürlük birlikte yaşam onurlu bir barış tesis edilinceye kadar bu mücadele devam edecek. Eşbaşkanlarımız, milletvekillerimiz özgür oluncaya kadar bu mücadele devam edecek. OHAL kalkıncaya, bu ülkede silahlar susuncaya kadar bizler barış ve adalet çabamızı sürdüreceğiz. Bundan böyle her Perşembe burada olacağız. Aynı şekilde mitinglerimizle, sempozyumlarımızla, şölenlerimizle halk buluşmalarımızla bu mücadele yükselecek. Eninde sonunda hak baki olacak, hakikat açığa çıkacak, faşizm gerileyecek, demokrasi bu coğrafyada yeşerecektir. 

8 Eylül 2017